Mekke Anlaşması’nda 3 kritik katkı: Babülmendep’te neler oluyor?

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında oluşturulan Mekke Savunma İttifakı'nda kurumsallaşma sürecinde kritik aşamaya gelindi. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın çalışmaların sonuna gelindiğini açıklaması, ittifakın geleceğine ilişkin yeni bir dönemin kapısını aralarken, ORSAM Kuzey ve Doğu Afrika Koordinatörü Dr. Kaan Devecioğlu, ittifakın kurumsallaşma sürecini, Yemen'deki gelişmeleri ve Türkiye'nin ittifaktaki rolünü SABAH'a değerlendirdi.

Mekke Anlaşması’nda 3 kritik katkı: Babülmendep’te neler oluyor?
Google Haberler'de tüm gelişmeleri tek kaynakta görmek için Sabah'ı takip edin.

Mekke Savunma İttifakı'nda kurumsallaşma sürecinde kritik aşamaya gelindi. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın Stratejik-Siyasi ve Savunma Komitesi, Suudi Arabistan'ın karşı karşıya kaldığı güvenlik tehditlerini görüşmek üzere 5 Ekim'de Riyad'da olağanüstü toplandı. Toplantının ardından açıklamalarda bulunan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ittifakın kurumsallaşması için yürütülen çalışmaların sonuna gelindiğini vurguladı. Yemen'deki çatışmaların Babülmendep ve Kızıldeniz hattına yansıdığı süreçte ittifakın nasıl bir rol üstleneceği, Türkiye'nin Suudi Arabistan'a asker gönderip göndermeyeceği ve Ankara'nın ittifak içerisindeki konumu merak konusu oldu. ORSAM Kuzey ve Doğu Afrika Koordinatörü Dr. Kaan Devecioğlu, Mekke Savunma İttifakı'nda gelinen son aşamayı ve bölgedeki gelişmelerin ittifaka olası etkilerini SABAH'a değerlendirdi.

Mekke Anlaşması’nda 3 kritik katkı: Babülmendep’te neler oluyor?

Dr. Kaan DEVECİOĞLU

KURUMSALLAŞMA İTTİFAKI DAHA ÖNGÖRÜLEBİLİR HALE GETİREBİLİR

Mekke Savunma İttifakı'nın kuruluş aşamasından düzenli işleyen bir güvenlik örgütüne dönüşme yönünde ilerlediğini belirten Dr. Kaan Devecioğlu, 5 Ekim toplantısında genel sekreterin atanması ve ortak savunma taahhütlerinin uygulanmasına yönelik kararlar alınmasının bu sürecin somut karşılıkları olduğunu ifade etti.

"Fidan'ın açıklaması, Mekke Savunma İttifakı'nın kuruluş aşamasından düzenli işleyen bir güvenlik örgütüne dönüşme yönünde ilerlediğini göstermektedir. Nitekim 5 Ekim toplantısında genel sekreterin atanması ve ortak savunma taahhütlerinin uygulanmasına yönelik kararlar alınması, bu sürecin somut karşılıklarıdır. Ancak kurumsal hazırlıkların tamamlanmaya yaklaşması, ittifakın bütün askeri kapasitesiyle operasyonel hale geldiği anlamına gelmemektedir.

Mekke Anlaşması’nda 3 kritik katkı: Babülmendep’te neler oluyor?

Stratejik açıdan kurumsallaşmanın en önemli katkısı, üyelerin birbirlerine verecekleri desteği daha öngörülebilir hale getirmesidir. Bir tehdit karşısında hangi kanalların kullanılacağı, ihtiyaçların nasıl belirleneceği ve katkıların nasıl koordine edileceği önceden hazırlanabilirse, kriz anındaki gecikmeler azalabilir. Bu durum caydırıcılığı da güçlendirebilir. Nitekim saldırmayı düşünen aktörün hesaplamasında, karşısındaki ülkenin kapasitesinin yanında ortaklarından alabileceği destek de yer almaya başlar." dedi.

Google Haberler'de tüm gelişmeleri tek kaynakta görmek için Sabah'ı takip edin.

Mekke Anlaşması’nda 3 kritik katkı: Babülmendep’te neler oluyor?

SEKRETARYA YAPISI İTTİFAKA KURUMSAL HAFIZA KAZANDIRACAK

Sekretaryanın ittifaka süreklilik ve kurumsal hafıza kazandırabileceğine dikkat çeken Devecioğlu, genel sekreterlik yapısının alınan kararların uygulanması ve üye ülkeler arasındaki koordinasyon açısından önemli olduğunu vurguladı.

"Sekretarya, ittifaka süreklilik ve kurumsal hafıza kazandırabilir. Fidan'ın önceki açıklamalarında da bu yapının alınan kararların uygulanmasını takip etmesi, ortak çalışabilirlik, eğitim, lojistik, istihbarat paylaşımı ve savunma sanayisi iş birliği gibi alanlarda devamlılığı sağlaması öngörülmüştür. İlk genel sekreter olarak Pakistanlı emekli Korgeneral Nauman Mahmood'un üç yıllığına atanmasını da bu çerçevenin somutlaşması olarak yorumluyorum.

İşleyiş bakımından üç katkı öne çıkmaktadır. Birincisi, liderler ve bakanlar düzeyinde alınan kararların takvime, sorumluluklara ve izlenebilir faaliyetlere dönüştürülmesidir. İkincisi, üye ülkelerin diplomatik ve askeri kurumları arasında sürekli iletişim kurulmasıdır. Üçüncüsü ise kriz sırasında ihtiyaçlarla mevcut imkanların eşleştirilmesidir. Bunun yanı sıra genel sekreterlik üyeler arasındaki görüş farklılıklarının yönetilmesini ve ortak açıklamaların tutarlı olmasını sağlayabilir. Ancak bu makamın oluşturulması, ulusal ordular üzerinde kendiliğinden bir komuta yetkisi doğurmaz. Siyasi koordinasyon, askeri planlama ve operasyonel komuta arasındaki yetki dağılımının açık biçimde belirlenmesi gerekir. Nitekim yapının etkinliği de personel niteliğine, bilgi paylaşımına, kaynaklarına ve üyelerin kararları uygulama iradesine bağlı olacaktır." ifadelerini kullandı.

Mekke Anlaşması’nda 3 kritik katkı: Babülmendep’te neler oluyor?

BABÜLMENDEP'TEKİ GERİLİM SUUDİ ARABİSTAN'I ZORLUYOR

Suudi Arabistan açısından Yemen kaynaklı tehdidin kara sınırından deniz ticaretine ve ekonomik altyapıya uzanan çok boyutlu bir risk oluşturduğunu değerlendiren Dr. Devecioğlu, Babülmendep'in bölgesel ve küresel ticaret açısından önemine dikkat çekti.

"Suudi Arabistan açısından risk, kara sınırından deniz ticaretine ve ekonomik altyapıya uzanan çok boyutlu bir nitelik taşımaktadır. Husilerin Suudi topraklarına yönelik saldırıları, Yemen kaynaklı tehdidin ülkenin iç kesimlerindeki sivil ve ekonomik tesislere ulaşabildiğini göstermektedir. Türkiye'nin 1 Ekim açıklamasında Medine'deki sivil altyapıya yönelik saldırıyı kınaması da mevcut gerilimin bu boyutuna işaret etmektedir.

Mekke Anlaşması’nda 3 kritik katkı: Babülmendep’te neler oluyor?

Deniz güvenliği bakımından Babülmendep, Kızıldeniz'i Aden Körfezi ve Hint Okyanusu'na bağlayan kritik geçittir. Buradaki saldırılar, boğaz tamamen kapanmasa bile sigorta ve taşıma maliyetlerini artırıyor, seferleri geciktiriyor ve gemileri daha uzun güzergahlara yönlendiriyor. Daha uzun vadede, devam eden güvensizliğin Suudi Arabistan'ın Kızıldeniz kıyısındaki turizm, lojistik ve yatırım hedeflerini olumsuz etkilemesi beklenebilir. Riyad böylece saldırıları caydıracak savunma kapasitesini güçlendirmek ve Yemen'de daha geniş bir çatışmaya sürüklenmeyi önlemek olmak üzere iki baskıyla karşılaşmaktadır. Bu nedenle deniz yollarının korunması, kritik altyapı savunması ve diplomatik gerilimi azaltma çabalarının birlikte yürütülmesi gerekmektedir." ifadelerini kullandı.

Mekke Anlaşması’nda 3 kritik katkı: Babülmendep’te neler oluyor?

TÜRKİYE SUUDİ ARABİSTAN'A ASKER GÖNDEREBİLİR Mİ?

Mekke Savunma İttifakı kapsamında Türkiye'nin Suudi Arabistan'a asker göndermesinin gündeme gelebileceğini belirten Devecioğlu, 5 Ekim tarihli ortak bildiride bu konuda somut bir çerçeve oluşturulduğuna dikkat çekti.

"Kısa cevap evet. Nitekim 5 Ekim ortak bildirisi itibarıyla bu konu somut bir ortak karar çerçevesine girmiştir. Bildiride, üzerinde uzlaşılan askeri kuvvet ve kabiliyetlerin, tarafların ulusal mevzuatlarına uygun olarak Suudi Arabistan'a sağlanması ve hızla konuşlandırılmasına yönelik tedbirler alınması kararlaştırılmıştır. Bununla birlikte bildiri, Türkiye'nin göndereceği personelin sayısını, birlik türünü, görev süresini veya angajman kurallarını açıklamamaktadır. Bu nedenle mevcut karardan doğrudan belirli büyüklükte bir Türk muharip birliğinin sevk edildiği sonucu çıkarılmamalıdır." değerlendirmesinde bulundu.

"Olası katkının niteliği belirleyicidir. Karargah personeli, eğitim ve teknik destek ekipleri, lojistik unsurlar veya hava savunmasına yönelik bir görevlendirme ile doğrudan çatışmaya katılacak birliklerin gönderilmesi farklı siyasi ve askeri sonuçlar doğurur. Özellikle Suudi topraklarının savunulmasına yönelik bir konuşlandırma ile Yemen içinde operasyon yürütülmesi ayrı kararlardır. Açıklanan bildiriden ikinci yönde otomatik bir yetkilendirme sonucu çıkarılamaz." dedi.

Mekke Anlaşması’nda 3 kritik katkı: Babülmendep’te neler oluyor?

"Hukuki açıdan ise Anayasa'nın 92. maddesi temel çerçeveyi oluşturmaktadır. Madde, uluslararası antlaşmaların veya uluslararası nezaket kurallarının gerektirdiği durumlara ilişkin istisnalar dışında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yurt dışına gönderilmesine izin verme yetkisini TBMM'ye bırakmaktadır. Dolayısıyla, somut bir görevlendirmenin hukuki dayanağı, anlaşmanın yürürlük durumu, hükümleri ve görevin kapsamıyla birlikte değerlendirilmelidir. Stratejik açıdan böyle bir katkı, Türkiye'nin ittifakın askeri planlaması ve uygulamasındaki ağırlığını artırabilir. Ancak personelin hedef haline gelmesi ve görevin zamanla genişlemesi gibi maliyetler de ortaya çıkabilir. Bu nedenle Türkiye'nin ittifak içindeki etkisi yalnızca göndereceği asker sayısıyla ölçülmemelidir. Türkiye'nin görevin amacını, sınırlarını ve sona erme koşullarını şekillendirebilmesi, sağlayacağı askeri katkı kadar belirleyici olacaktır." vurgusunu yaptı.

Haber Girişi Ümmügülsüm Yiğit - Editör

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!