Küresel yapay zeka yarışında "korku" freni patlattı: Şirketler ve liderler tehlikelere rağmen hızı kesmiyor!
Yapay zeka teknolojisinde geri kalma endişesi, küresel ölçekte tehlikelerin göze alınmasına ve yavaşlama çağrılarının kulak ardı edilmesine yol açıyor. BM'nin varoluşsal tehdit, dezenformasyon ve siber güvenlik uyarılarına rağmen; ABD Başkanı Donald Trump "süper zeka" kararnamesiyle gaza basarken, uzmanlar "silahlanma yarışı" söyleminin toplumsal refahı ve demokrasiyi aşındırdığını vurguluyor.

GELİŞİMİN GERİSİNDE KALMA KORKUSU, TEHLİKELERİN GÖZE ALINMASINA YOL AÇIYOR
Amsterdam Üniversitesi Sosyal ve Davranış Bilimleri Fakültesinden Prof. Dr. Daniel Mügge, AA muhabirinin, ülke ve şirketlerin tehlikelerin farkında olmasına rağmen yapay zekayı yavaşlatmak istemedikleri yönündeki mesajları hakkındaki sorularını yazılı yanıtladı.
Yapay zekaya yaklaşım konusunda müşterek eylem sorunu yaşandığını belirten Mügge, "'Eğer geliştirmezsek, başka biri geliştirecek.' yönünde güçlü bir kanı hakim. Yapay zekanın önem taşımasının nedeni hem insanların onu gelecekteki refahın anahtarı olarak görmeleri ki durumun böyle olup olmadığı tartışılır ancak iddia bu yönde, hem de yapay zekanın gelecekte savaş meydanlarındaki başarıyı belirleyecek olmasıdır." ifadelerini kullandı.
Mügge, yapay zekaya yönelik denetim ve düzenleme tartışmalarına ilişkin, "Yapay zekanın gelişimini denetlemek zordur. Bazı şeyleri geliştirmemek veya güvenlik açıkları hakkında birbirini bilgilendirmek gibi bir uluslararası anlaşmaya varılsa bile hükümetler birbirine güvenmeyebilir." değerlendirmesinde bulunarak, özellikle ABD Başkanı Trump gibi liderlerin yapay zeka konusundaki endişelerin "saçmalık" olduğunu söylediği bir dönemde bu sorunun çözüme kavuşturulmasının zor olduğunu vurguladı.
YARIŞ SÖYLEMİ ELEŞTİRİLİYOR
Yapay zeka gelişiminde geri kalma ve günceli ıskalama korkusu, liderlerin yavaşlamayı göze alamamasına yol açarken, bu durum yapay zekanın tehlike arz etme potansiyelinin kabul edildiği izlenimini uyandırıyor.
Rekabet dürtüsüyle alınan kararların toplumsal refahı sekteye uğratmakla kalmayıp küresel güvenliği riske atma ihtimali, tartışma konusu olmaya devam ediyor.
Aalborg Üniversitesi Yapay Zeka Etiği, Hukuku ve Politikası Merkezi Direktörü Prof. Dr. Thomas Ploug da yaptığı yazılı değerlendirmede, bir ülkenin, yapay zeka gelişimi veya kullanımını duraklatması, yeniden değerlendirmesi ve düzenlemeye tabi tutması durumunda zarar görüp görmeyeceği konusunda bir kesinlik bulunmadığını belirterek, bunun nasıl toplumsal güveni zedelemeyecek ve sürdürülebilir şekilde geliştirilip kullanılacağının gözden geçirilmesinin uzun vadede yararlı olabileceğini vurguladı.
Tüm sektörlerde yapay zekanın benimsenme sürecinin hızlı olmasının, yapay zeka kullanımına ara vermeyi ve geri adım atmayı güçleştirebileceğine işaret eden Ploug, yine de yavaşlanması ve düzenlemeye dönük ihtiyacın gözden geçirilmesinin önemli olduğunun altını çizdi.
Ploug, yapay zeka konusundaki "yarış", "kaybetme" ve "geride kalma" söylemlerini eleştirerek, "Yarış metaforu bir bitiş çizgi olduğu ve ona ilk ulaşmanın değerli olduğunu varsayar. İki paylaşım da kabul edilmemelidir." ifadelerini kullandı.
Siyasi liderler ve şirketlerin, birbiriyle ilişkili üç nedenden dolayı riskleri göze aldığını belirten Ploug, şunları kaydetti:
"Öncelikle, yapay zekanın geliştirilmesi ve kullanımının; sağlık hizmetleri, araştırma, kamu yönetimi ve ekonominin geneli dahil olmak üzere, kuşkusuz önemli faydaları bulunmaktadır. Söz konusu riskler boşuna göze alınmıyor. İkinci olarak, 'acil bir yapay zeka silahlanma yarışına' dair güçlü bir anlatı mevcut; siyasetçiler ve şirketler, bu yarışta geride kalmaktan endişe ediyor. Bu tür bir anlatı, kendi kendini besleyen bir niteliğe sahiptir. Liderler bu anlatıya göre hareket ettikçe, söz konusu anlatı diğer herkesin gözünde daha inandırıcı bir hal alır. Üçüncü ve son olarak, yapay zekanın geliştirilmesi ve kullanımına ilişkin uzun etik sorular listesini ele almak, kapsamlı bir çalışma gerektirir. Düzenleme yapmak kolay değildir. Bu süreç; doğruluk, yanlılık, açıklanabilirlik, hesap verebilirlik, kişisel verilerin kullanımı ve yapay zeka temelli karar alma süreçlerine maruz kalan kişilerin hakları gibi çetrefilli meseleleri, uygulamaya konulabilir ve icra edilebilir bir biçimde çözüme kavuşturmamızı gerektiriyor. Bu anlamda, hızla ileri atılmak, en az direnç olan yoldur."
Ploug, yapay zekanın sağladığı faydalar anında ortaya çıkarak bunu sağlayan kişilere atfedilirken, zararlarının genellikle gecikmeli olarak belirginleşmesi ve toplu nitelik taşımasının, yetkililerin odağını "yapay zekanın uzun vadeli etkilerine" yöneltmeyi zorlaştırdığını aktardı. Ploug, siyasi liderlerin kısa vadeli düşünmesinin de bu durumun sebeplerinden biri olduğunu kaydetti.
İNSANLARIN HAYATINA NE ETKİSİ OLABİLİR?
Yapay zekaya yönelik aşırı olumsuz uyarıların tehdidin doğası üzerinde bir uzlaşıya varılamamasından kaynaklandığını anlatan Ploug, uyarıların yersiz olmadığını ancak belirsiz olduğunu ifade etti.
Tahminlerinin ve sınıflandırmalarının doğruluğu, potansiyel ön yargıları, kişisel ve hassas verilerin giriş ve çıkışı, açıklanabilirlik ve şeffaflıktan yoksun olmaları, eğitim ve kullanımının iklime etkileri gibi pek çok konunun yapay zeka sistemlerine yönelik etik kaygıları canlandırdığından bahseden Ploug, "Yapay zeka sistemlerine aşırı bağımlılık ve aşırı güvenme, beceri kaybına ve asla beceri kazanamamaya, kurumsal karar alma süreçlerine güvensizliğe, yanlış ve yanıltıcı bilgilere, insanların kişisel yaşamlarında sohbet robotlarına bağımlılığına, veri ve algoritmik tekelleşmeye, hayati hizmet ve işlevlerin yapay zeka ajanlarına devredilmesine ve benzeri sorunlara yol açmaktadır. Bunların hepsi birlikte ele alındığında, insan ve toplumun refahı için gerçek bir tehdit oluşturmaktadır." değerlendirmesinde bulundu.
Ploug, bireylerin yanlış ve haksız kararlar nedeniyle zarara uğrayabileceğini, yapay zeka sistemlerinin uygulamaya konulması nedeniyle işlerini kaybedebileceğini, önemli kurumlara ve bilgiye olan güvenlerinin sarsılabileceğini aktararak, bunların uzun vadede refah devleti ve demokrasinin aşınmasına yol açabileceğine karşı uyarıda bulundu.
"Yapay zeka ajanlarına toplumdaki hayati hizmetler üzerinde kontrol verilirse, bu ajanlar hedeflerini bireylere doğrudan zarar verecek biçimlerde izleyebilir. Örneğin, bir hastanenin kapasitesini en üst düzeye çıkarmakla görevlendirilen bir yapay zeka ajanı, bunu hastaları vaktinden erken taburcu ederek ya da tedavisi yavaş ve maliyetli olan hastaları öncelik sıralamasında geri plana iterek yapabilir." ifadelerine yer veren Ploug, halihazırda var olan sistemlerin de düzgün denetimlere tabi tutulmadığı takdirde aynı şekilde zarar verebileceğini kaydetti.