EMRE AKÖZ
Bir kez daha: Aziz Yıldırım
Fenerbahçe-Partizan maçının devre arasında, gazeteci Cengiz Çandar ile statta konuşuyoruz. "<ı>Aziz <ı>Yıldırım'ın <ı>futbol <ı>bilgisinin <ı>yetersiz <ı>olduğunu <ı>iddia <ı>ediyorsun <ı>ya; <ı>yanılıyorsun" dedi, "<ı>Başkan, <ı>dünya <ı>futbolunu <ı>günü <ı>gününe <ı>takip <ı>eder. <ı>Ben <ı>onun <ı>gibisini <ı>az <ı>gördüm."
Sanırım demek istediğimi biraz daha açmam gerekiyor.
Ben "bilmek" derken elbette "<ı>malumat <ı>sahibi <ı>olmayı" kastetmiyorum. Aziz Başkan'ın bu konudaki birikimini tartışmıyorum. Konu o değil.
İşin içine 'insan' girdi mi, '<ı>teori <ı>ile <ı>pratik', '<ı>bilgi <ı>ile <ı>uygulama' arasında bir boşluk oluşur. İşte anlatmaya çalıştığım tam da bu.
Mesela Anelka'yı transfer etmek iyi para kazandırdı. Ayrıca F.Bahçe'nin adını, Avrupa'da duyurarak kulübün prestijini artırdı.
Ama Anelka aynı düzeyde katkıyı maçlarda yapmadı işte. Tersine, takımdaki uyumu zedeledi. 'Gitsin' diye dört gözleyen Fenerli çoktu.
Ya bugün? Eğer Semih ile Güiza'yı birlikte oynatarak Şampiyonlar Ligi canavarlarıyla cenk etmek istiyorsan; Alex'in yamacında çok koşan, dayanıklı ve kanatları da kullanabilen üç orta saha oyuncusu olmalı.
Hani, neredeler?
'<ı>Tek <ı>adam' Aziz Yıldırım'ın futbol bilgisi ya da o bilgiyi uygulama becerisi yeterli olsaydı, F.Bahçe'ye gönül verenler, Partizan maçı öncesi "<ı>Ya <ı>elenirsek" tedirginliği duymazdı. Değil mi?
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.