Komplo teorilerinin cazibesi sadece insanlara basit trüklerle büyük izahlarda bulunma duygusu verebilmesinde yatmıyor...
Geçersiz olduklarının ortaya çıkması için araya yıllarla ifade edilen uzun sürelerin girmesinin gerekmesi "atış"ı serbest hale getiriyor ve komplo teorisi savunucularına, "çürütülemez" tezler ileri sürme imkânı veriyor... Eh, bunlar da komplo teorisi savunucularına bir tür entelektüel tatmin sağlıyor.
Mesela bugünlerde birileri çıkıp, başlangıçta azıcık basiretle atlatılabileceğini artık herkesin kabul ettiği Gezi olaylarını Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AK Parti) o safhada bilerek halletmediğini, hatta bilerek kışkırttığını, böylece dağılmakta olan oylarını konsolide edebildiğini söylese ve bu sayede ilk seçimde AK Parti'nin yüzde 60 oy alacağını öne sürse, onu nasıl çürüteceksiniz? Bunun için ilk seçimi beklemekten başka çareniz var mı? (Hoş, seçimlerde diyelim AK Parti iddia ettikleri gibi yüzde 60 yerine yüzde 45 oy alsa, komplo teorisinin sahipleri, Gezi olayları olmasaydı AK Parti'nin ancak yüzde 35 alacağını söyleyecekler ve yine "kazanacaklardır" ama...)
Komplo teorilerinin uçukluk düzeyleri farklı olabiliyor tabii, bazılarını kafadan eleyip geçmek en iyisi. Mesela bana sorulsa, yukarıdaki komplo teeorisini bu sınıfa sokarım.
Bazı komplo teorileri ise aradan ne kadar zaman geçse de geçerlilikleri ya da geçersizlikleri anlaşılamaz sınıfındandır... Fakat bunların bir bölümü insanın zihnini fena halde çelebilir, "vay canına" dedirtebilir...
Zaman'dan Abdülhamit Bilici'nin "İhvan'a kurulan tuzak" başlıklı yazısını okuduğumda şahsen ben böyle dedim... Aslında tez, "bir dönem Mısır'da yaşadığı için bu ülkenin yaşadığı çalkantılı olayları ve İhvan'ın konumunu iyi bilen Mustafa İslamoğlu"na aitti ve Abdülhamit Bilici onun söylediklerini özetliyordu:
"Ona göre 1928'de İsmailiye'de kurulan İhvan, modern İslamî hareketlerin en tecrübelisiydi ama yine de tuzağa düşmüştü. 'Bunca süre içinde Kahire'yi değil, bir mahalleyi bile yönetmesine izin vermeyen iç ve dış güçler, nasıl koca Mısır'ı İhvan'ın eline bırakmışlardı?' dedikten sonra, tuzağın da tam bu olduğunu söylüyordu: 'İhvan bu kadar hevesli olmamalı, sizin bunca yıldır kirlettiğinizi biz mi temizleyeceğiz demeli, bu tuzağı görmeliydi.' Ama uzun zamandır beklemenin de verdiği duygularla bu işin altına koşarak girmişlerdi."
Bilici, İslamoğlu'nun, geçmişte askerle her yakınlaşmasından acı darbeler yiyerek çıkan İhvan'ın, bu konuda da aynı hatayı tekrarlamasına şaşırdığını da aktarıyordu:
"İhvan'ın önde gelen isimlerinden bizzat dinledim. Kral Faruk zamanında Hasan el Benna'ya suikast düzenlendiği için 1950'lerde ona karşı yapılan 'Hür Subaylar' darbesini desteklemişlerdi. Ama Benna'ya suikast düzenletenler, Kral Faruk'a da düzenletti. Tavşana kaç, tazıya tut. O darbeden Nasır ortaya çıktı ve Firavunları aratır acılar yaşattı Müslüman Kardeşler'e. Daha sonra gelen Enver Sedat da teğmenliği zamanında İhvan'ın derslerine katılan biriydi. Benzer zulümleri o da işledi. Benzer olay, bu kez Sisi olarak karşılarına çıktı. Ama bir kez ısırılan yerden niye bir daha ısırılıyoruz?"
Ne dersiniz? Sizce de ilginç değil mi?