Mehmet Sait Kılıç

Mehmet Sait Kılıç

27 Şubat 2017, Pazartesi

Kürtler "Evet" mi, "Hayır" mı diyecek?

ABD ve AB'nin güdümünde olan, PKK denilen bölücü katiller takımının bağımsızlık elde edene kadar terör eylemlerinden vazgeçmeyeceğini Mısır'daki sağır sultan bile duydu.

Açıkçası ülkemizde bu katillere gerçekten destek verecek Kürt oranı ancak yüzde 5'tir. Demek ki bir avuç soysuzdan başka Türkiye'den ayrılmak isteyen Kürt yok.

Haliyle şu aşamada bu soysuzlar takımına barış ve demokrasi çağrısı yapmanın da bir mantığı yok! Zira bunların derdi demokrasi memokrasi değil.

Kürt kardeşlerimiz, "Erdoğan düşmanlığıyla" gözlerini kin nefret bürümüş, şaftı kaymış HDPKK'lıların hayır kampanyasında attıkları kıtırlara tav olmasınlar. Selocan'lı oltalara gelmesinler. Katillerin barış maskesi takarak döşedikleri, sözde barış özde savaş tuzaklarına düşmesinler...

Şimdi Allah için; ülkemizde Kürtçe konuşmak, Kürtçe eğitim-öğretim yapmak, Kürtçe radyo, televizyon kurmak ve yayın yapmak, Kürtçe gazete çıkarmak vs... tarihte ilk kez Erdoğan tarafından serbest bırakılmadı mı? Bırakıldı. Bu bir.

İkincisi, Kürtler biliyorlar ki, eğer "hayır" derlerse bugün sahip oldukları olanaklardan daha fazla bir şey elde edemeyecekler. Belki de tüm kazanımlarını riske atmış olacaklar.

Üçüncüsü, Kürt halkının yüzde 95'i Türkiye'den ayrılmak istemiyor, yalnızca haklarını istiyor, hepsi bu. Kürtlere istedikleri, tabii Anayasamıza uygun olan hakları verecek tek liderin Erdoğan olduğu çok açık. Sağduyulu Kürtler bunu da adları gibi biliyorlar.

Hal böyle olunca ister Aristo mantığı deyin ister diyalektik mantık deyin aklı başında olan Kürtler referandumda "Evet" diyecek.

Böylece Kürtler, Erdoğan'ın mitinglerden kendilerine dönük bir haftadır dillendirdiği referandumda "Evet oyu verin" çağrısına da olumlu yanıt vermiş olacaklar.

Haliyle samanlık solcusu HDP İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkçü'nün referandumda Kürtlerin hepsi "Hayır" diyecek sözü de ilgili foseptik çukurunu boylamış olacak.

Zülfü Livaneli kimin sözcüsü?

Dibine kadar Atatürkçü olduğu beynelmilel müseccel olan, solcu geçinenlere ortadirek edebiyatı yapan ama boğaza nazır havuzlu villasında keyif çatan Zülfü Livaneli, geçen gün Diyalog Grubu'nu temsilen cevherler yumurtlamış.

Ona göre HDP hukuksuz uygulamalara en çok hedef olan siyasal kuruluşmuş...

HDP fiilen kapatılmışmış...

Cumhuriyet tarihinde, ilk kez bir siyasal parti genel başkanının (Figen Yüksekdağ'ın) milletvekilliği düşürülmüşmüş bu da yürürlükteki Anayasa'ya aykırıymış...

Beyefendi bir de toplumsal barış istiyormuş... O bildik, genel geçer teraneler anlayacağınız.

Buradan kendisine soruyoruz:

Bölücü terör örgütü PKK'yla ve açıkça özerklik isteyerek ona tam destek veren HDP ile toplumsal barış nasıl inşa edilecek? Şunun içini bir zahmet dolduruver Zülfü bey!

Ne yani HDP'nin özyönetim ilan etmesine izin mi vereceğiz?

Öcalan'ı serbest mi bırakacağız?

PKK'nın terör örgütü olmadığını kabul mü edeceğiz?

Bölücü terör örgütünü resmen tanıyacak mıyız?

Ordumuz PKK'ya karşı tek taraflı ateşkes mi ilan edecek, silah mı bırakacak?

PKK ya da TAK, terör eylemleri gerçekleştirdiğinde, bombalar patlattığında, intihar saldırıları düzenlediğinde sesimizi çıkarmayacak mıyız?

PKK'nın Güneydoğu'da hendek kazmasına, mayın döşemesine izin mi vereceğiz?

HDPKK'nın bağımsızlık isteğine, bölgeyi kantonlara ayırmasına "okey" mi diyeceğiz?

Şehitlerimizin kanlarıyla sulanmış topraklarımızı teröristlere verip kurtulacak mıyız?

Demokrasi, barış, özgürlük gibi yaldızlı laflarla konuşmak ne kolay değil mi Zülfü bey?

Kusura bakmayın ama sırtınızda yumurta küfesi olmadığından bekâra karı boşamak misalî akan suları durduran demokrasi, hukuk, özgürlük, barış gibi büyülü kelimelerle yalnızca hoş ve boş konuşuyorsunuz...

Almanya ile aramıza Deniz Yücel girdi

Deniz Yücel diye bir adam var. 14 Şubat'tan beri gözaltında. Die Welt gazetesi'nin Türkiye muhabiri. Hani şu, Davutoğlu'na "İfade özgürlüğü konusunda Türkiye niye dünyada 195. sırada?" diye soru soran, Davutoğlu'nun da "193 ülkenin bulunduğu dünyada Türkiye nasıl oluyor da 195. sırada olabiliyor?" diye soruya boruyla yanıt vererek morarttığı, saçı başı dağınık olan muhabir.

Hasılı yaptığı haberlerle HDPKK'nın sözcülüğüne soyunan bu muhabir bozuntusu üstüne bir de Enerji Bakanımıza iftiralar atmaya kalkınca "terör örgütüne üye olmak, kişisel verileri kötüye kullanmak ve terör propagandası" yapmak suçlarından dolayı gözaltına alındı. Yediği nanelerin hesabını vermek için yani.

İşte bu adamın salıverilmesi için Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel işi gücü bırakmış ülkemize baskı yapmaya çalışıyor. Hatırlarsanız bu bira göbekli Alman Bakan geçenlerde de kodesteki Selocan'a uluslararası diplomasi kurallarını hiçe sayan duygusal bir mektup göndermişti. Yoksa aşk mektubu mu demeliydim bilemedim. Neyse...

PKK'ya kesinlikle destek vermiyoruz diye diye burnunu Pinokyo'ya çeviren Almanya, bu hareketiyle resmen içişlerimize burnunu sokmuş oluyor. Eski Türkiye; hani istediğiniz zaman "AB havucuyla" istediğiniz zaman da "terör örgütleri sopasıyla" terbiye ettiğiniz o bildik Türkiye artık mazide kaldı. Kafanıza göre işimize karışamazsınız! Netice itibariyle herkes haddini ve hududunu iyi bilmeli vesselam.

SON DAKİKA