HAŞMET BABAOĞLU

03 Eylül 2012, Pazartesi

Toprakla iki saat...

İki saat bahçede orayı burayı çapaladıktan sonra durup ellerime baktım.
Sağ avucum kızarıp şişmişti, parmak boğumlarım su toplamıştı.
Şaşırmadım tabii! Onca yıl bu ellerin en ağır işi bilgisayar klavyesine dokunmak olmuştu. Düşünün, kırk yılda bir işimiz düştüğünde kullandığımız tornavida türü aletler de artık elektrikli.
Neyse...
Kendimi öyle iyi hissediyordum ki, su toplayan noktaların patlayıp canımı yakmasına aldırmadım.
Sadece "neden bu kadar geç kaldım?" diye sordum içimden kendime. "İster küçücük bir bahçede olsun, isterse balkon saksılarında, toprakla azıcık haşır neşir olmaya neden bu kadar geç kalıyoruz?"

***

Eş dostla konuşuyorum.
İnternetteki bloglara bakıyorum.
Bir fırsatını bulunca hayatının bir köşesini toprağa; ekip dikmeye ayıran bütün apartman çocukları şu cümleyi kuruyor: "Toprakla uğraşmak uzaktan göründüğü gibi değil, zor. Ama insanı çok dinlendiriyor."
Ben de bu sözle her karşılaşmamda irkiliyorum: Demek ki, şehir hayatı ruhumuzu nasıl yoruyor, nasıl sıkıyorsa, aklımızı dinlenmeye takmışız, daha ötesini göremiyoruz.
Oysa mesele "dinlenmek" ise...
Başka çok yol var. Daha basit ve bizi zorlamayacak yollar...
Mesela bir deniz kıyısında denize sırtımız dönük hoplayıp zıplamak yerine uzun uzadıya denize baksak...
Veya sıradan müzikleri hayatımıza fon yapmak yerine iyi müziğe vakit ayırıp kulaklarımızı ve kalbimizi açsak...
Emin olun ki, ruhumuz "ilikleri"ne kadar dinlenir!
***

Fakat toprak öyle mi?
Tam tersine, toprakla uğraşmak biz şehirlilerin unuttuğu türden heyecanlar içeriyor.
Dinlendirici değil, harekete geçirici bir şey bu.
Âşığınkine benzer kuşkuları var; insana "seviyor-sevmiyor" falları açtırıyor.
Çaresiz bekleyişleri, insanı bir sabah birdenbire sevince boğan sürprizleri var.
Hepsinden önemlisi şu ki...
Toprak kadere ve zamanın hikmetine teslimiyeti öğretiyor insana.
Şimdi bir tabureye oturmuş, merak içindeyim...
Mavi zambak soğanları ne zaman çatlayacak acaba, bitki boy verecek mi?
Diktiğimiz melisalar gelecek yaza kalacak ve o mis kokulu çiçeklerini açacaklar mı?
Biberlerin ömrü olacak mı?
Adaçayımız tırtıllardan yapraklarını kurtarabilecek mi?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.