BERCAN TUTAR
Bir ülke nasıl mahvolur?
Önce Çarlık Rusyası'nın, ardından da soğuk savaş şartlarında Sovyetler'in sıcak denizlere ve Hindistan alt kıtasına ulaşmasını engellemek amacıyla Anglosaksonların Asya satrancının stratejik sessizlikle attığı adımlarla temelleri atılan İran'daki rejim artık tarihi bir kırılma/çözülme sürecinden geçiyor.
Bir bakıma İran İslam Devrimi'nin sonuçlarından elde edilen faydaların miadı doldu. Yeni bir dönem ve yeni bir strateji devrede. Bu süreci ideolojik ve idealist bir pencereden değil de siyasi realizm ve jeopolitik determinizmin çerçevesinden bakarak ancak sağlıkla değerlendirebiliriz.
Unutmayalım ki İran'daki rejim Ortadoğu'nun mezhebi dehşet dengesi üzerinden kontrol edilmesinde, en fundamentalist rejimler ve diktatoryal yönetimler kadar emperyalistlerin ekmeğine yağ süren Şii aidiyetine dayalı ideolojiyi bayraklaştırdı.
Haliyle 1979'da kurulan rejim, barışçıl adanma yerine nefrete ve düşmanlığa dayalı bir ötekileştirmeye gelip demirledi. Eğer daha rasyonel bir yaklaşım sergilenseydi bugün rejim ile halk birbirinden bu kadar uzağa düşmez, rejim bölge ile bütünleşir ve yalnızlaşmazdı.
***
Bölgedeki milis yapıları ve vekil güçlerle siyonist emperyal yapının bölge ülkelerini zayıflatıp parçalama stratejisine hizmet etti. Nitekim Çin ve Rusya gibi aktörlerin İran rejimine yönelik siyasetlerinin de siyonist emperyal stratejiden pek bir farkı olmadığını bu yeni süreçte daha da yakından gördük.
Batı'ya düşmanlık üzerine kurulduğunu söyleyen ve Batı kültürünün Batı bombalarından daha tehlikeli olduğunu vurgulayan İran'daki rejim önderleri, izledikleri mezhepçi ve ideolojik fanatizmle Ortadoğu'yu tam da emperyalistlerin istediği müdahalelere uygun şekilde parçaladı. Bölgemizin kaotik stratejilerin tema parkı haline gelmesine önayak oldular.
En trajik olanı da bunu yaptıklarının bilincine bile varamadılar. Çünkü Şah'ın hapishanelerinde yatarken Mısırlı düşünür Seyyid Kutub'un eserlerini Farsça'ya çeviren Ruhani Lider Ali Hamaney, her devrimci liderin maruz kaldığı paradoksla yüzleşmekten kurtulamadı. O da uğruna canını verdiği devrimin artık raf ömrünü doldurmasıydı.
***
Ekonomi-politik güç ve temsiliyeti tekeline alan Devrim Muhafızları vergiden muaf, müreffeh bir hayat sürüp devlet içinde devletleşirken çalışan milyonlar kemer sıkmaya mecbur bırakıldı.
Her adalet arayanı ise "Allah'a karşı savaş açmakla" tehdit edip vinçlerle sokak ortasında ve meydanlarda astılar. Eşrefi mahlukat olan insanın haysiyetine yakışmayan bu uygulamalar nedeniyle İran dünyada kişi başına idam oranı en yüksek ülkeye dönüştü.
Oysa asıl hedef ekonomik gelir açısından dünyada lider olmaktı. Asıl hedef ülke kaynaklarının adil paylaşımıyla herkesin kendini hür ve muhterem hissettiği bir ülke inşa etmekti. Fakat bunu yapamadılar. Rejim, halkı ve dost ülkeler yerine düşmanlarına hizmet etti. Machiavelli, "Başkasının güçlenmesine sebep olan kişi mahvolur" diye boşuna uyarmamış.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.