BERCAN TUTAR
Türkiye kutbu
Mızrak artık çuvala sığmıyor. Küresel aktörler yeni sistem arayışlarını hızlandırmış durumda. Artan ulusal ve bölgesel çatışmalar küresel statükoyu felç etmiş halde. Mevcut düzen sürdürülebilir değil. Herkes arayış içinde. Yeni ittifaklar ve değişen güç dengeleri bu köklü dönüşümün birer habercisi.
Çünkü yeni Türkiye, İsmet İnönü dönemindeki gibi küresel gelişmelerden kopuk değil. Türkiye, şu an dünyadaki jeopolitik gidişata en uygun stratejiyi izliyor.
Bu yeni bir dünyanın ayak seslerini duyamayanlar şimdiki bazı işaretleri geçmişteki küresel düzen inşası sürecindeki bazı tarihi adımlarla kıyaslayarak bir fikre ulaşabilir. Zira II. Dünya Savaşı'nın en hararetli evrelerinde bile savaştan sonraki uluslararası sistemin temelleri atılıyordu.
Savaş sonrası yeni düzenin ilk toplantısı 14 Ağustos 1941'de ABD ile Birleşik Krallık arasında yapıldı. Bir araya gelen Winston Churchill ile Franklin D. Roosevelt, Atlantik Bildirisi'ni imzalayarak yeni uluslararası sistemin temellerini attı. Savaşın bitimine doğru ise peş peşe konferanslar yapıldı. 14-24 Ocak 1943'te Kazablanka'da Churchill ve Roosevelt yeniden bir araya geldi.
***
12-15 Mayıs 1943'te Washington Konferansı'nda ABD ve Britanya yeni küresel düzenin haritasını bir kez daha masaya yatırdı. 19-30 Ekim 1943'te ise Moskova'da ABD, Birleşik Krallık, SSCB ve Çin dışişleri bakanları bir araya geldi.
Ardından yine Türkiye'yi çok ilgilendiren Tahran Konferansı yapıldı. Büyük Üçlü denilen ABD, SSCB ve Birleşik Krallık, 28 Kasım-1 Aralık'ta Tahran'da buluştu. Bu konferans Roosevelt, Churchill ve Joseph Stalin'in ilk kez bir araya geldiği en kritik buluşmaydı. İngiltere ve SSCB işgalindeki İran'ın savaştan sonra bağımsız kalmasına karar verildi. Kararlardan biri de Türkiye'nin Müttefiklere katılmasıydı. SSCB, Ankara'ya her tür desteği verecekti. Hatta Roosevelt ve Churchill, "Türkiye'ye Girit ve On İki Ada'yı alma teklifi" yapma konusunda bile uzlaştı.
***
Zira 4-11 Şubat 1945'te Yalta'da bir araya gelen Stalin, Churchill ve Roosevelt yeni dünya düzenini Türkiye'nin savaş ilanından 12 gün önce ilan etmişti zaten. Dolayısıyla II. Dünya Savaşı'ndan sonra kurulan dünyada yine yoktuk. Türkiye, Lozan'dan sonra bu defa Yalta'da paranteze alındı. Hasılı kelam, şu an içinden geçtiğimiz süreç II. Dünya Savaşı'ndaki döneme çok benziyor. Çünkü dünyamız hem amansız savaşlara hem de yeni küresel düzene ait yoğun jeopolitik görüşmelere sahne oluyor.
Fakat bu kez hazırlıklıyız. Türkiye yaptığı hamle ve aldığı önlemlerle tarihin doğru tarafında yer alıyor. Yeni sürecin oyun kurucu aktörlerinden biri olarak görülen Türkiye izlediği stratejiyle kendi tarihini artık kendisi yazıyor. Bu yönüyle Türkiye, yeni uluslararası sistemin kilit aktörü konumunda. Hatta her açıdan bu yeni dünyanın kutuplarından birine dönüşmüş halde.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.