BERCAN TUTAR

18 Ekim 2026, Pazar

Fransız İntifadası!

Your browser doesn’t support HTML5 audio

Uluslararası düzenin ve ulusal yapıların zayıflamasının en belirgin göstergelerinden biri devletlerin artık tek bir müttefik veya ittifakla yetinmeyip yeni arayışlara girmesidir.
Bu çerçeveden dünyadaki çatışmalara baktığımızda genelde tarafların birbirlerinden çok kendi arkaik düşünce, ideoloji ve müesses nizamlarındaki aksaklıklarla savaştığını görürüz. Bu tespit Siyonist İsrail kadar İran için de Suudi Arabistan, Yemen, Sudan, Libya, Myanmar, Ukrayna ve Rusya kadar İngiltere, ABD, Almanya ve Fransa için de geçerlidir.
Haliyle iç ve dış yozlaşmanın etkilerine maruz kalmayan ülke yok gibi. İşte bu nedenle Fransa'da başlayan gösterileri Avrupa'nın diğer ülkelerinde sağ veya sol radikal partilerin elde ettiği zaferlerle birlikte analiz etmek gerekir.
Bu çıkışlar ve kırılmalar aslında Batılı statükonun maruz kaldığı hegemonik çözülmenin en bariz göstergesidir. Yaşam standardının giderek düştüğü, gelir uçurumunun arttığı ve eşitsizlik makasının her gün daha da açıldığı Batı'da kaos derinleşiyor.
Siyasiler artık çözüm üretemiyor. İdareye vaziyet yerine artık vaziyeti idare etmeye çalışıyorlar.

***

Çözüm diye muhafazakâr ve ırkçı siyasiler sadece özgürlükleri ve hakları değil göçmenleri, Müslümanları ve diğer azınlıkları da yok sayan faşizan bir yaklaşım sergiliyor.
İlerici siyasiler ise 'demokratik sosyalizm' projesi çerçevesinde LGBT'yi savunan ve aile değerlerini yok sayan projeleri destekleyerek küreselci elitlerin nihilizm tuzağına düşüyor.
Görüldüğü üzere Batı'nın kendi çelişkilerini yok etmek için sunduğu veya savunduğu iki reçete de çözüm üret(e)miyor.
Bir önceki yazımda da dile getirdiğim gibi Batı'nın ötekileri dediğimiz sosyo-ekonomik, siyasal ve kültürel yoksunluğun pençesindeki kitleler görüşlerini özgürce ifade edip müreffeh ve adil bir yaşamı talep ediyor. "Entegrasyona evet ama asimilasyona hayır" diyorlar.
Ne var ki Avrupa ve ABD'deki neo-liberal statüko artık tıkanmış halde. Çaresiz stratejilerin girdabındaki Batılı siyasi sınıflar iki ölümcül seçenek dışında bir alternatif sunmuyor. Bu ölümcül seçeneklerin ilki Trump ile temsil edilen popülist ırkçı model.
Bu çözüm; göçmenleri, Müslümanları ve diğer yabancıları kitlesel olarak kovmaya, bunu yapamazsa da onları kamusal alandan olabildiğince 'görünmez kılmaya' dayanıyor. Bu ırkçı ve etnik otoriterliğe dayalı çözüme bizzat Batı içinden itiraz edenler ise demokratik sosyalist modeli savunuyor.

***

Ancak her iki reçete de sorunları çözmek yerine daha da derinleştiriyor. Zira Batılı toplumlar fiili olarak melezleşmiş ve bireyler militer kapitalizmin sömürü çarkında birer kurşun askere veya sivil kuklaya dönüştürülmüş halde zaten. Bu iç içe geçmiş çok kültürlü yapıyı asimile etmek de zor. Küresel ranta dayalı neo-liberal sömürü mekanizmasını kırmak da zor.
Dolayısıyla farklı etnik ve dini grupların devletle hem siyasi hem sosyo-ekonomik ve kültürel ilişkilerini tanzim etmede liberal veya sosyalist formüller bir işe yaramıyor. Unutmayalım ki bu iki model de ekonomik olarak ücret ve alın teri yerine sermayeyi destekler. Üreteni değil siyasi finansal spekülatörleri savunur. Halkın kazanımlarını küresel ve yerel sermayedarlara peşkeş çekerler.
Haliyle faşizan veya sosyalist olsun fark etmez otoriter zihniyete sahip bu iki yaklaşımda da yolsuzluk ve hırsızlığın bir siyasi kültüre dönüştüğünü görüyoruz. Devlet hazinesindeki paralar konut, yol, okul, hastane ve altyapı yerine yolsuzluk yapanların cebine iner. Bu da sürdürülebilir kalkınmayı ve büyümeyi baltalar.
İşte bugün Fransa ve diğer Batılı ülkelerde bardağın artık taştığını görüyoruz. Çünkü sosyal ve ekonomik taleplere çözüm üretemeyen siyaset zamanla bizzat krizin kendisine dönüşmüş halde. Hasılı kelam, atmosferdeki basınç farkları nasıl dünya genelinde hava sistemlerini altüst ediyorsa artan toplumsal ve küresel basınç farkları da siyasi El Nino'lara yol açıyor.
Periferisini kaos, savaş ve kana bulayan Batılı emperyal merkez şimdi zorda. Çevredeki yangın artık içeriye sıçramış görünüyor. Gidişat bize Fransa'daki intifadanın daha da gürleşeceğini ve alevlerin diğer ülkelere de yayılacağını gösteriyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.