BETÜL USTA
İlkel Savaşın Avrupalı Kaybedenleri!
Bölgemizde hiçbir gelişme birbirinden bağımsız değil…
Son dönemde dış politikada cereyan eden önemli olayların bağlantılarını kuracağız bu yazıda.
Diplomasinin merkezi haline gelen Türkiye, her masada aktör olarak var!
Askeri gücüyle var, stratejik okumalarıyla var. Ve en önemlisi "Meselelerin başından itibaren barış ve istikrarın yol haritasını çizdiği, inandığı yolda dosdoğru ilerlediği" için var!
***
Avrupa'dan başlayalım…
Protesto dalgaları ülkeden ülkeye yayılıyor.
Milano'dan Marsilya'ya, Madrid'den Paris'e şiddet ve yağma görüntüleri izliyoruz.
Avrupa'nın başkenti Brüksel'de polise havai fişek ve taş atılıyor. Polis, göstericilere göz yaşartıcı gaz ve basınçlı suyla müdahale ediyor. Tutuklananlar arasında, reşit olmayan eylemciler de dikkati çekiyor.
Refahla özdeşleşen İsviçre'nin Zürih ve Basel şehirlerindeki protestolarda barikatlar kurup etrafı ateşe veren göstericiler polisle çatışıyor.
Anlattıklarım Türkiye'de yaşansa "Avrupalıların tek ses olup" verecekleri tepkileri öngörme ferasetini de okuyucuların takdirine bırakıyorum.
***
Gelin, "Öfkeyi tetikleyen asıl nedenlere" odaklanalım…
Şiddete evrilen toplumsal olayların başlangıç noktası da katalizörü de Fransa idi.
Öğrenciler, "Binalar bakımsız, maddi imkansızlıklar nedeniyle eğitimlerimizi tamamlayamayacağız, hatta yeterli personel bile yok" diyerek sokaklara döküldüler. "Her şeyi başarsak bile; aile kurmak için bir ev satın almamız veya kiralamamız olası değil, devlet bu konuda ne yapıyor?" diye sordular.
Peşinden yetişkinler, geçim şartlarını gerekçe gösteren sendikalar ve meşhur sarı yelekliler sahaya indi…
Portekiz'in başkenti Lizbon ve İspanya'nın başkenti Madrid'de ise konut fiyatlarının aşırı yükselmesine tepki göstererek "artık yeter" sloganıyla sokağa dökülen insanları gördük.
Avrupa genelinde, "Sokak gösterileri daha ne kadar sürecek?" sorusuna, güçlü ve ikna edici yanıt verilememesi de "iç güvenlik" baskısı altında yaşanacakların habercisi gibi!
***
Şimdi, filmi 4 yıl geriye saralım…
Rusya ile Ukrayna arasında savaşın başladığı Şubat 2022'deki Avrupa'nın tutumuna birlikte bakalım…
AB ülkeleri, bilhassa Birleşik Krallık; taraflara diplomasiyi işaret etmek şöyle dursun, Kiev'i savaşa motive etme yönünde saf tuttu.
O günkü AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, AB'nin kuruluş ilkelerini sarsan şu açıklamayı yaptı:
"AB, tarihinde ilk kez saldırı altındaki bir üçüncü ülkeye ölümcül askeri teçhizat ve silah alımı için finansman sağlayacak."
Savaşın başlamasından yalnızca dört gün sonra, 28 Şubat 2022'de Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy AB'ye resmi üyelik başvurusunu imzaladı.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise "Onlar, bizden biri ve onları AB'de görmek istiyoruz" sözleriyle Ukrayna'ya açık bir Avrupa kapısı vaat etti.
Almanya, 2. Dünya Savaşı'ndan beri sürdürdüğü "çatışma bölgelerine silah göndermeme politikasını, savaşın ilk günlerinde terk ettiğini" açıkladı. Berlin, Ukrayna'ya doğrudan tanksavar ve uçaksavar füzeleri göndereceğini ilan etti.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un mesajı, "Rusya'nın saldırganlığına, onun askeri, ekonomik ve egemenlik gücünü zayıflatacak kararlılıkta karşılık vereceğiz" oldu.
***
Ankara ise bu konuda yaptığı ilk açıklamada, Ukrayna'nın toprak bütünlüğünü savundu. Her iki tarafla da (Rusya ve Ukrayna) diplomatik kanalları açık tutmayı amaçlayan dengeli ama ilkeli "arabulucu" pozisyonunun resmi çerçevesini çizdi.
Öyle ki, bugüne kadar iki ülke arasındaki en yakın temas, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın direktifiyle dönemin Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun samimi gayretleriyle gerçekleşti. 10 Mart 2022'de savaşın patlak vermesinin üzerinden henüz 1 ay bile geçmemişken "Antalya Diplomasi Forumu" marjında iki ülkenin dışişleri bakanları (Lavrov ve Kuleba) bir araya geldi. Bu görüşme, savaşın başlamasının ardından iki ülke dışişleri bakanları düzeyinde yaptığı ilk yüz yüze toplantı olarak tarihe geçti.
Dünya basını Antalya'daydı, "Ben de bu toplantıyı bizzat takip eden gazetecilerden biriydim." Ortama, savaşan iki ülkenin gerginliği yansıyordu. Öyle ki; 1.5 saat süren görüşmeden sonra aynı saatte ama ayrı salonlarda Rus ve Ukrayna dışişleri bakanı basın toplantısı yaptı.
Türkiye, Moskova ve Kiev'in hassasiyetlerini dikkate alıyor, spekülasyona yol açabilecek her hususun önüne geçmek için elinden geleni yapıyordu. İki taraf kendi tezlerini ve haklılığını ispat etmek dışında bir mesaj vermiyor, Türk yetkililerse medyayla temaslarında son derece temkinli davranıyordu.
Bakan Çavuşoğlu, o dönem bu duruşu koruyarak "off the record" olarak bir öngörüsünü paylaşmıştı bizlerle:
"Savaş uzarsa sorunlar derinleşir. Çatışmaların uzadığı her gün, çözümle aramız bir adım daha açılır. Bunun kimseye faydası olmaz!"
29 Mart 2022'de bu kez İstanbul'da "umut masası" kuruldu.
Rusya ve Ukrayna müzakere heyetleri Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Çalışma Ofisi'nde görüştü. Toplantının açılışını bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan yaparak sürece verilen değeri tüm dünyaya gösterdi.
Ardından; "tahıl koridoru, esir takası" gibi kritik konularda yine Türkiye devredeydi. Lider seviyesinde bir araya gelinmesi çağrısı da Ankara'dan seslendirildi. Buna karşın Avrupa bloku, savaşa olan desteği daha da artırdı. Söylemler sertleşti.
Geldiğimiz noktada, "Ankara'nın endişelerinde haklı çıktığını görüyoruz."
AB ve üye ülkelerinin Rusya-Ukrayna Savaşı'nın başlangıcından bu yana Ukrayna'ya sağladığı toplam destek 231,6 milyar Euro'yu aştı.
Askeri yardımlardan mali desteklere, dondurulmuş Rus varlıklarından elde edilen gelirlerden Ukraynalı mültecilere yönelik harcamalara uzanan bu devasa kaynak Avrupa'nın savaş boyunca üstlendiği maliyeti ortaya koyuyor.
"Bugün yaşananların yegane sebebi Ukrayna savaşı" demiyoruz. Avrupa'da var olan yapısal sorunların birbirine geçtiğini gerçeğini göz ardı etmiyoruz. Elbette bunlar başka bir yazının konusu…
231,6 milyar Euro ile ne tür verimli projelerin hayata geçebileceğini örneklerle açıklayalım:
• Ortalama 400 milyon Euro kampus maliyeti baz alındığında, bu bütçeyle 580 adet tam donanımlı, modern üniversite kurulabilir.
• Dünyanın en iyi 50 üniversitesine ayrı ayrı 4.6 milyar Euro AR-GE desteği sağlansa, küresel bilim tarihinde devrim yaratılabilir.
• İspanya, Portekiz, İtalya gibi Avrupa ülkelerinde 100 metrekarelik bir konutun maliyetinin 150-200 bin Euro olduğu düşünülürse, 1 milyon 160 bin ila 1 milyon 540 bin adet; Almanya, Fransa, Avusturya gibi Avrupa ülkelerinde ise 100 metrekare evin maliyetinin 250-350 bin Euro civarında seyrettiği hesaplanırsa 660 bin ila 928 bin adet daire yapılabilir.
***
Avrupa'nın politikası "ateşe benzinle gitmek" yerine "krizi yatıştırmaya" odaklansaydı bugün manzara nasıl olurdu? Bu kadar stratejik risk hangi sebeple göze alındı?
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, göreve geldikten sonra Ukrayna savaşı Ankara'nın önemli gündem maddelerinden biri olmayı sürdürdü. Fidan'ın sık sık vurguladığı "bölgesel sahiplenme" politikası bu konuda da geçerliliğini koruyor. "Bölgenin sorunlarına bölge ülkeleri çözüm bulmalı" diyen Fidan'ın bu stratejisi ışığında gerçekleştirilen çoklu müzakerelerde somut neticelere giden kapılar aralanıyor!
Bu kapsamda, kritik toplantılar yapıldı. Son olarak, 23 Ekim'de R4 (Regional 4/ Türkiye, Mısır, Pakistan, Suudi Arabistan) ile E3 (Almanya, Birleşik Krallık, Fransa) ayrıca İtalya Dışişleri Bakanları İstanbul'daydı.
R4 ve E3 kendi coğrafyalarındaki sorunların çözümü üzerinde çalışıyor. Kesişim noktası ise elbette Türkiye!
Avrupa'da artan şiddet olayları da Ukrayna savaşı da o görüşmelerde gündeme geldi.
Burada parantez açarak bir arka plan bilgisi paylaşalım:
Yüksek sesle söylemeseler de Avrupalı birçok ülke, "Ukrayna'da barış için paradigma değişikliği" gerektiğini idrak etmeye başladı.
Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu, Sofya'da "Türkiye-Bulgaristan-Romanya Savunma Bakanları ve Genelkurmay Başkanları Toplantısına" katıldı. Gündem, "Karadeniz'in güvenliği" idi. Montrö Boğazlar Sözleşmesini harfiyen uygulayan ve savaşın yayılmasının önüne geçen Türkiye'nin Milli Savunma Bakanı sıfatıyla Güler'in mesajları belli başlı ülkelerce not edildi… Bakan Güler, "Bölge ülkelerinin, alınabilecek tedbirler noktasında hiçbir yetenek eksikliği bulunmadığını" kayda geçirdi. Savaşın taraflarına Karadeniz'deki ticari rotaların ve kıyıdaş ülkelerin emniyetinin ihlal edilemez bir kırmızı çizgi olduğunun net bir şekilde hatırlattı.
31 Ekim'de ise Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Dolmabahçe'deki konuğu Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski'ydi.
Görüyoruz ki; Ankara 21'inci yüzyılda yaşanan, binlerce eve ateş düşüren ve içinde bulunduğumuz çağı sorgulatan bu savaşı sona erdirmekte kararlı.
***
Bir kez daha Batı'ya dönecek olursak…
Elbette, ülkeler güvenlikleri için gerekli harcamaları yapar, yapmalıdır da!
Ancak; savaşlar olmadığında, krizler körüklenmediğinde bunun dünyaya refah olarak döneceği de çok açık.
"Ukrayna savaşını gerçekte kimler finanse etti?" Bu soru dillendirilmiyor. Fakat Avrupa kamuoyunun odaklanması gereken konuların başında bu gerçek geliyor.
"Batı, neden Ukrayna'ya destek oldu?" demiyoruz! "O haklı, bu haksız" şeklinde hüküm de vermiyoruz.
Sorun, Ukrayna'ya yardım edilmesi değil; savaşın uzamasına yol açan tercihler ve bunun yarattığı ağır maliyet.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Adil bir barışın kaybedeni olmaz!" diye haykırırken "Avrupa ne yaptı?"
Ankara, savaşın ilk gününden itibaren diplomasinin kapısını açık tutmaya çabaladı. Avrupa ise milyarlarca Euro'yu "savaşa desteğe ayırdı."
Netice:
Savaşın kazananı olmuyor. Ama karanlık stratejilerin kaybedenleri, cepheden kilometrelerce uzakta da olsa ortaya çıkıyor!Ayrıntılar için lütfen tıklayın.