YÜKSEL AYTUĞ
Ne olur artık ‘tabut evlerde’ oturmayın!
Eski binaların yıkılması için artık deprem gerekmiyor. Bunun son örneğini İstanbul Maltepe'de bir kez daha gördük. İstanbul'da bunun gibi kendiliğinden yıkılmayı bekleyen 40 bin bina daha var.
Oysa devlet kentsel dönüşüm için elinden gelenin fazlasını yapıyor. Eski binaların yıkılıp yerine yenisinin yapılması için "yarısı bizden" kampanyası sürdürüyor. Kentsel dönüşüm için kullanılacak kredileri de en düşük yüzdede tutuyor. Kira yardımından, taşınma bedeline kadar akla gelebilecek her türlü teşvikte bulunuyor. Bunun yanı sıra TOKİ aracılığı ile dünyanın en büyük yeni ve ucuz konut projelerini hayata geçiriyor. Kullanıma açılan Dünya Bankası kredileri de cabası... Bir devlet, vatandaşının hayatını kurtarmak, onları tabut evlerden çıkarmak adına daha fazla ne yapabilir ki?
Bundan sonrası artık tamamen vatandaşa kalmış. Onlar da devletin bu insanüstü gayretine ortak olmalı. Evlerine karot testi yaptırmalı. Çürük bir evde yaşıyorlarsa bir an önce tüm imkanlarını zorlayarak kentsel dönüşüm seferberliğine katılmalı.
Gelin görün ki, vatandaş bu konuda ne hevesli, ne de gönüllü. İl ziyaretlerinde görüştüğüm tüm büyükşehir belediye başkanlarına aldıkları, alacakları deprem önlemlerimi soruyorum. Hepsi de aynı durumdan şikayetçi: "Önlerine serdiğimiz tüm imkanlara rağmen vatandaşları o çürük evlerinden çıkmaya bir türlü ikna edemiyoruz."
"İstemezük" diye diretenlerin mazeretlerini artık ezberledik: "Aman evimin metrekaresi düşmesin!.."
Hatırlatmak gibi olmasın ama ki sonunda sahip olacağınız toprak sadece iki metrekare...
Dönüşüm ada ölçeğinde olmalı
Köşemizin en katılımcı okurlarından Ali Uygur bu hafta da kentsel dönüşümün sancılarına değinmiş: "Kentsel dönüşüm İstanbul'da o hale geldi ki, bir yere gitmek istediğinizde kafamızdaki şehir haritasını unutmak zorundayız. Ana arterler de dahil tüm cadde ve sokaklarda kazı, hafriyat ve inşaatlar yüzünden çoğu yol kapalı. Ben kendi adıma İstanbul'a yeni gelmiş ve yolları bilmeyen birisi gibi navigasyon açıyorum, açık yollardan gidebilmek adına, herkese de tavsiye ediyorum. Yoksa çoğu yol girişine uyarı da konulmadığı için girdiğiniz cadde sokakların çoğundan geri dönmek zorunda kalabilirsiniz.
Her yerde o kadar iş makinesi yoğunluğu var ki, dikkatimi çeken bir nokta da sanki Anadolu şehirlerindeki bütün iş makineleri İstanbul'a gelmiş gibi.
Tüm bunların gerçek ve güzel olan tarafı dağ şehrimizin deprem riskine karşı yıllarca ihmal edilmiş ve kaderine terk edilmişliğinin artık gerçek bir yenileme hareketine dönüşmüş olması. Bir çekince hariç tabii ki. Keşke bina bazında yenileme yani bildiğimiz klasik müteahhitlik yerine 'ada bazında' yenileme daha çok olsa."
Ezberci eğitimin sonucu
Ali Rıza Atasoy'un sanal medya hesabında gördüğüm yorum, ülkemizin eğitim sorunlarına mercek olacak cinsten:
"Milletimizin matematikle imtihanı... Ben Milyoner'in bu bölümünü izlememiştim, tesadüf Google'da önüme düşünce şöyle bir baktım. Maliye ve Hukuk alanında yüksek lisans yaptığını ve hesaplarla arasının iyi olduğunu söyleyen hanımefendi şöyle bir soruda seyirci jokeri kullanmış: '9876'nın yarısından 9870'in yarısı çıkarılırsa kaç kalır? A-1 B- 2 C- 3 D- 4.'
Matematik, bizim toplumumuzun korkulu rüyası, biliyorum. Ben de şahsen sevmem, ilgi duyduğum bir alan değildir. Lâkin böyle ilkokul düzeyindeki basit toplama çıkarma işlemlerini, alanı ne olursa olsun yüksek lisans yapmış birisinin bilemiyor olması anlaşılabilir bir durum değil.
Ben soruyu görür görmez şöyle yaptım: (Matematik öğreniminde bu doğru bir yöntem mi orasını bilmiyorum) Verilen dört basamaklı her iki rakamın onlar, yüzler ve binler basamakları aynı, 6 fazlalık var. Bu durumda her iki sayının bu üç basamağını iptal ettim, geriye 6 ve 0 kaldı. 6'nın yarısı 3 olduğuna göre 3'ten 0'ı çıkardım 3 kaldı. (Ör. 0'ın yerinde 2 olsaydı bu defa 3'ten 2'nin yarısı olan 1'i çıkaracaktık)
Her zaman söylüyoruz. Ezberci eğitim sistemi insanların okuduğunu anlama, analiz yapma ve sonuçlar çıkarma becerilerini köreltiyor. Özellikle ortaöğretim müfredatında 'Mantık' dersinin ağırlıklı olarak yer almasının gerekliliği açıktır..."
Zap'tiye
Gözleri "Özgür" olmak istiyor galiba! (Yemek yemeyen çocuklarınıza gösterebilirsiniz)
Gaf kürsüsü
Sevgili okurum ve dostum Muharrem Akduman'ın notu: TRT-1'deki Kalk Gidelim'de Meryem'in saçları her gün kuaförden yeni çıkmış gibi. Hem de köy yerinde!..
Ne demiş?
"Tok kadınları sevin. Çünkü nefsi aç kadının karnı aşla, gözü aç kadının gönlü aşkla doymaz." (Hasan Özer)
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.