YÜKSEL AYTUĞ
Felaketin “suyunu çıkarayım” dedim (!)
Peşin peşin söyleyeyim, amacım felaketlerle dalga geçmek, selde hayatını kaybedenlerin hatırasına saygısızlık etmek değil. Lakin yıllardır bu şehrin altyapı sorunlarını ciddi ciddi yazdım, fayda etmedi. Bu kez acı biberi, mizah balına daldırıp, öyle ağızlarına tıkayım dedim, belki iş görür.
Adı üzerinde, Cendere... Yani dedelerimiz bu su yolunun bir yerlerde tıkanıp, sıkıştığını görerek dereye bu ismi vermişler. Peki biz ne yapmışız? Derenin yolunu kanallar açıp rahatlatacağımız yerde üzerine 24 katlı rezidans dikmişiz. (Bari binanın altını su değirmeni yapsaydınız da un öğütüp, garajda üst üste yığılan ciplerinizin zararını karşılasaydınız)
Herkesin "macchiato latte" içmek için kafelerinde kuyruğa girdiği Ayazağa'daki o sosyetik Vadi İstanbul var ya, hah işte orada çok değil 15 yıl önce çayıra yayılmış mandalar, yavrularını emzirirdi. Meğer "latte geleneği" oradan gelirmiş! Eee, siz mandaların meralarını gasp edip, hayvancağızların "süt hakkına" girerseniz, doğa da intikamını böyle alır işte.
Adı üstünde Vadi... Yani tepelerden süzülen su orada toplanır, dere olur, akar... Gel de bir kez daha atasözlerine kulak verme: "Tepeye ev kurma yel alır, dereye ev kurma sel alır..."
Artık İstanbul'un tünellerine girişte ehliyet, çıkışta amatör denizci belgesi soruyorlar. Yok eğer Boğaz hattındaysanız, Sahil Güvenlik yanınıza kılavuz kaptan almadan yola devam etmenize izin vermiyor. (Ben çoktan otomobilimdeki yedek lastik haznesinde can simidi taşımaya başladım bile... Siz bagajınıza iki takım olta da atın. Malum, palamut zamanı, en azından yolda canınız sıkılmaz...)
Belli ki her 30 yılda bir Ayazağa'daki fabrikalarda çalışan işçiler suda mahsur kalacak. Muhtemelen artık işe alımlarda torna tesviye tecrübesinden önce iyi yüzme bilenler tercih edilecek. Fabrikalardaki yangın ve deprem tatbikatının yerini ise "dozer kepçesi üzerinde dengede durma eğitimi" alacak.
Neymiş efendim, anormal yağmur yağdığı için böyle olmuş. Ne yani? Vatandaş hava kapayınca bulutlara dilekçe yazıp "Lütfen yağmuru normal yağdırın" diye başvuruda mı bulunacak?
Bu şehirde "sudan sebeple" ölmek an meselesi...
29 yıldır aynı manzara
Görüntüye sosyal medyada rastladım. Muhabir Burak Ersemiz, özel arşivinden çıkarıp servis etmiş. Yıl: 1997... Yer: Ayazağa... İstanbul'u yine sel felaketi vurmuş.
O günlerde henüz herkesin kendi helikopteri yok. (!) Yani kameralı dronlar daha icat edilmemiş. Burak kardeşimiz, bir helikoptere binip manzarayı gökyüzünden anlatıyor. Cendere yine taşmış. Ayazağa'daki Eczacıbaşı fabrikasının işçileri içeride mahsur. Otoparktaki TIR'ın şoförü çıplak halde aracının üzerine çıkmış, yardım bekliyor. Deniz Şube polisleri tahliye botlarıyla insanları kurtarmaya çalışıyor.
Nasıl? Tanıdık geliyor değil mi? Aradan 29 yıl geçmiş ama İstanbullunun makus talihi değişmemiş.
Buradan 30 yıl sonra aynı haberi yapacak meslektaşlarıma selam olsun!..
Köyün delisine veda
Bilge müzisyenler birbiri ardına öte dünyaya göçüyor. Alpay'dan sonra sevgili Soner Olgun'u da ebediyete uğurladık.
2014 yılıydı. Soner Olgun'u o dönemin ünlü sunucusu sevgili Özge Uzun ile birlikte Beyaz TV'de hazırlayıp sunduğum talk show programım Medyatik'te ağırlamıştım. Şarkılı, türkülü, bol muhabbetli, enfes bir program olmuştu.
Onu yakından takip edenler iyi bilir. Soner Olgun'un hayatında "İyi bayramlar" sözünün önemli bir yeri vardır. Sahneyi terk ederken hep "İyi bayramlar" derdi. Hatta televizyon programının ismini de "İyi Bayramlar" koymuştu. Ben de programda ilk soru olarak bunu sordum: "Üstat, bayram değil, seyran değil, nereden çıktı bu iyi bayramlar lafı?"
Meğer altında çok derin bir felsefe yatarmış. O uzun uzun anlatmıştı ama hepsini burada yazmaya yerim yok. Özetle, gerçek hayatın kasvetinden, gamından, kurumundan kendini korumak için biraz deliliğe vurup kendisine bağışlanan her yeni günü bayram sevinciyle yaşamaya çalışır, etrafına da bunu tavsiye edermiş.
Güle güle köyün delisi. Hayatın hayhuyu ile boğuşmak da yine biz akıllılara (!) kaldı.
Zap'tiye
En güçlü mermi en sağdakidir. Gömleğinizin . üzerinde bıraktığı küçük bir leke bile ölümünüze sebep olabilir.
Şeref kürsüsü
Beyşehir'de kalacak yer bulamadıkları için üniversiteye gidemeyen kız öğrenciler adına harekete geçen Demet Akalın 7 odalı bir evin kirasını üstlendi.
Ne demiş?
"Pastanedeyim, poğaça alacağım, 'Neli olsun?' diyor. Ver işte bir tane, nasıl olsa hepsinin içi boş." (Sanal medyadan)
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.