ÖMER KARAHAN

20 Ekim 2026, Salı

Kökler ve hafıza ortak

Türkiye ile Özbekistan arasındaki bağ, bugünün diplomatik ilişkilerinden çok daha eskiye dayanıyor. Anadolu'dan Maveraünnehir'e uzanan ortak tarih, dil ve kültür, iki halkı asırlar boyunca birbirine yakın tuttu. Bugün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev'in ortaya koyduğu siyasi irade sayesinde bu ilişkiler yeni bir döneme girmiş durumda. Ancak devletler arasındaki yakınlaşmanın kalıcı olması için kültürden eğitime, sosyal politikalardan ortak projelere kadar birçok alanda somut adımlar gerekiyor.

Bu noktada Özbekistan Cumhurbaşkanlığı İdaresi Başkanı Saida Mirziyoyeva'nın yürüttüğü çalışmalar dikkat çekiyor. Mirziyoveva önceki gün Türkiye'ye gerçekleştiği ziyarette Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere, YETEV Mütevelli Heyeti Başkanı Necmeddin Bilal Erdoğan'ın eşliğinde YETEV Okulları Başakşehir Kampüsü'nü, İbn Haldun Üniversitesi'ni ve Selçuk Bayraktar ile Sümeyye Erdoğan Bayraktar'la birlikte Bayraktar Milli Teknoloji Merkezi'ni ziyaret etti.

Mirziyoyeva'nın bu ziyaretleri Türkiye-Özbekistan arasında eğitim, savunma sanayii, ticaret ve kültürel alanlardaki iş birliğini hiç kuşkusuz daha da güçlendirecektir.
Mirziyoyeva son yıllarda özellikle kültürel diplomasi, kadın hakları, eğitim ve Türk dünyasıyla ilişkiler konusunda öne çıkan isimlerden biri oldu. Özbek alfabesinin Türk dünyasıyla daha uyumlu hâle getirilmesine yönelik çalışmalar da bu yaklaşımın önemli başlıklarından biri. Çünkü alfabe yalnızca harflerden ibaret değildir. Ortak bir kültür dünyasının birbirini daha kolay okuyabilmesi, anlayabilmesi ve gelecek nesillere ortak bir hafıza aktarabilmesi açısından da önem taşır.

İŞBİRLİKLERİ ARTIYOR
Kültür alanındaki işbirlikleri de giderek artıyor. Özbekistan Milli Balesi'nin İstanbul'da sahnelediği 'Lazgi' gösterisi bunun örneklerinden biriydi. Yapımcı Mehmet Bozdağ ile gerçekleştirilen 'Mendirman Celaleddin' projesi ise iki ülkenin ortak tarihî hafızasını ekranlara taşıdı. Kadınların korunmasına yönelik yasal düzenlemeler ve aile içi şiddetin suç kapsamına alınması da Özbekistan'da son yıllarda atılan önemli sosyal adımlar arasında.
Türkiye ile Özbekistan arasındaki yakınlığın en güçlü göstergelerinden biri ise zor zamanlarda ortaya çıktı. 6 Şubat depremlerinin ardından Özbekistan, Türkiye'ye yardım ulaştıran ülkeler arasında yer aldı.
Diplomasi yalnızca imzalanan anlaşmalardan ibaret değildir. Asıl mesele halkların birbirine ne kadar yakın hissettiğidir. Türkiye ile Özbekistan arasındaki ilişki de tam olarak böyle bir zeminde ilerliyor. Kökler ortak, hafıza ortak. Şimdi mesele, bu kardeşliği geleceğe taşıyacak güçlü ve kalıcı köprüler kurmak...

ASIRLIK BİR HAFIZAYI YERİNDE YAŞADIM
Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenen Türkiye Kültür Yolu Festivali'nin 23'üncü durağı Mezopotamya'nın binlerce yıllık tarihine tanıklık eden Mardin. Taş sokakları, tarihi yapıları ve çok kültürlü yaşamıyla geçmişin izlerini bugüne taşıyan Mardin'de 25 Ekim'e kadar Mardin Kültür Yolu Festivali devam edecek. Yaşayan bir kültür sanat sahnesine dönüşen, 172 etkinliğin gerçekleştirileceği festivalde, sanatçılar müzik ziyafeti sunarken, ünlü şeflerin katıldığı gastronomi buluşmaları ve 30'dan fazla lezzet noktası, Mezopotamya'nın köklü mutfak mirasını ziyaretçilerle buluşturuyor.
Festival kapsamında zamanın adeta donup kaldığı, dinlerin ve dillerin kardeşçe harmanlandığı masal şehri Mardin'deydim... Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı (TGA) ekibiyle geçirdiğim iki gün, bana bir şehri değil, asırlık bir hafızayı yeniden yaşattı. İlk durağım, güneşin toprağa ve taşa rengini verdiği Mezopotamya ovalarına tepeden bakan Deyrulzafaran Manastırı oldu. Binlerce yıllık Süryani kültürünün köklü geçmişini solurken, ardından Kasımiye Medresesi'nin avlusundaki o meşhur havuzun başında durdum. Suyun akışında insan hayatının evrelerini simgeleyen o felsefe, taş işçiliğinin zarafetiyle birleşince insanı derin bir tefekküre sevk ediyor. Mardin Ulu Cami, bir inanç abidesi olarak beni selamladı. Her bir taşında ayrı bir hikaye saklayan Mardin ve Midyat sokakları ise yaşayan birer açık hava müzesi. O dar, abbaralı sokaklarda yürürken her köşede festivalin enerjisini hissetmek, kadim geçmişle bugünün sanatını yan yana görmek benzersiz bir deneyimdi. Yolculuğun en mistik duraklarından biri de Mor Gabriel Manastırı oldu. İnancın ve sadakatin zamana karşı direnişini simgeleyen devasa yapı, Mardin'in neden "hoşgörü kenti" olduğunun somut kanıtı gibiydi. Akşamında da Serkan Kaya konserindeydim. Kaya'nın şarkılarına eşlik eden vatandaşlar, festival coşkusunu doyasıya yaşadı. Kaya, repertuvarında Ahmet Kaya'nın "Kum Gibi" ve Azer Bülbül'ün "Kurşun Yedim" adlı şarkılarını da seslendirerek dinleyicilere duygu dolu anlar yaşattı.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.