NEBİ MİŞ
Belediye başkanları niçin parti değiştiriyor?
CHP'li belediye başkanlarının AK Parti'ye geçişi devam ediyor. Bu geçişler birkaç belediye ile sınırlı değil. Aydın ve Afyon'dan sonra İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı da AK Parti'ye katıldı.
Bir milletvekili ya da belediye başkanı seçildiği partiden ayrılıp başka bir partiye geçtiğinde bu durum seçmen iradesi, siyasi meşruiyet, parti sadakati gibi farklı başlıklar üzerinden tartışılabilir.
Bunu tartışmakta bir beis yok. Hatta geçişleri engelleyici düzenlemelerin yapılması bile gündeme getirilebilir.
Ancak CHP/Yeni Parti'den bu kadar çok belediye başkanının istifa edip AK Parti'ye geçmesi sadece bu başlıklar üzerinden ele alınamayacak kadar farklı boyutlar içeriyor. Yani sorun, bir kişinin bir partinin adayı olarak seçildikten sonra başka bir partiye geçmesinden ibaret değil.
Bu geçişler birkaç kişi ile sınırlı kalsaydı tartışma seçmen iradesi ve siyasi etik bağlamında yürütülebilirdi. Ancak şu an CHP'den AK Parti'ye geçenlerin sayısı önemli bir düzeye ulaşmış durumda. Önümüzdeki günlerde yeni geçişlerin olması bekleniyor.
O zaman burada konuşulması gereken esas mesele şudur: CHP listelerinden seçilen çok sayıda belediye başkanı niçin seçildiği partiyi terk ediyor? Partisinden ayrılan bu isimler niçin muhalefetin başka bir partisine geçmiyor?
Muhalefet çevreleri kendilerince bazı gerekçeler üretiyor. "Soruşturma korkusu", " siyasi baskı" gibi inandırıcılığı olmayan argümanlar ileri sürüyor ve böylece tabandan gelecek baskıları yatıştırmaya çalışılıyor.
Ancak söylediklerinin sahici olmadığını yine kendileri ifşa ediyor. Şöyle ki, bugün partilerinden ayrılan belediye başkanları, aday gösterildikleri dönemde "büyük bir kahraman", "üzerlerinde hiç leke olmayan insanlar" ve "milletin büyük teveccühle desteklediği isimler" olarak ilan ediliyor. Ancak, bu belediye başkanları seçildikleri partiden ayrılma sürecine girince bir anda "hain" olarak gösteriliyor. Yani "kahraman"dan "hain"e dönüşme süreci sadece bir karara bakıyor.
Ya da istifa etmeden önce pirüpak olarak gösterilen belediye başkanının partisinden ayrılma sürecine girince "yolsuzluğu olabileceği" ima ediliyor. İşte böyle bir siyasi yaklaşım ya da siyaset yapma biçimi aslında sorunun esas nedenini oluşturuyor. Ayrılan belediye başkanlarının çoğu, CHP'nin yıllardır seçim kazandığı ya da kalesi olarak tarif edilen şehirleri yönetiyor. Bu açıdan bakıldığında sorunun gerçek nedenini daha iyi analiz etmek mümkün.
Bir defa, CHP-Yeni Parti yönetimleri ya da kadroları, uzun süredir bir iç kavga yaşıyorlar. Güçlü bir liderliğin olmaması, parti içi çıkar gruplarının yönetilmesini zorlaştırıyor.
Bir partide güçlü liderlik yoksa iç kavga eksik olmuyor. Siyasi kariyer hedefleri, partinin genel siyasetinin önüne geçiyor. Böyle olunca da parti içindeki ya da çevresindeki çıkar ve hizip grupları yerel yöneticilere her türlü baskıyı yapıyor. Bu grupların kimi rant yönetimine dahil olmak, kimi de şehrin lojistik imkanlarından yararlanmak istiyor. Bu taleplerle belediye başkanlarına baskı yaparak onlara neredeyse karar verme imkânı bırakmıyorlar. Tüm bunlar, belediye başkanını partiden ayrılmaya yönelten "itme nedenlerini" oluşturuyor. Özellikle parti yönetimlerinin siyasal davranış ve yönetme tarzı da bu ayrılıkları kolaylaştırıyor. Dolayısıyla ayrılan belediye başkanlarının açıklamalarını birlikte değerlendirmek gerekiyor. CHP/Yeni Parti'den bu kadar çok belediye başkanının ayrılmasının nedenlerini buralarda aramak gerekir.
Tartışmayı seçmen-seçilen ikiliğine indirgemek ve çeşitli bahanelerin ardına saklanmak bu hakikati perdeleyemez. Önemli kentleri yöneten, kadrolarıyla sürdürülebilir bir çalışma ilişkisi kuramayan bir parti, ülkeyi yönetmek için farklı aktörleri de bir arada tutamaz.
Bir partinin, kadrolarını bir arada tutma ve iç anlaşmazlıklarını yönetme kapasitesi ülke yönetme iddiasının bir parçasıdır. Kendi krizini ve kadrolarını yönetemeyen partiler ne ülkeyi yönetebilir, ne de emanet edilen şehirleri.
Sorunlarıyla gerçek anlamda yüzleşmeyen partiler çözümü de doğru yerde arayamazlar
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.