CEM SANCAR

25 Ekim 2026, Pazar

Sen düşüncesin

Çağın dört nala koşturmaktan yorgun ve yönsüz âdemoğlu olaraktan en büyük düşkünlüğümüz, kendimizi kasap dükkânındaki et ve kemikten ibaret sanmamız ve öyle yaşamamızdır. Görüntünün, beğeni sayısının ve beşerî ezberlerin kutsandığı paslı aynalar çarşısında kaybolduğumuz için böyledir bu. Oysa tasavvufi düşünce geleneği, bu yüzeyselliğe yüzyıllar önce kökten itiraz etmiştir.

İnsan, kaslarıyla değil, mânâsıyla kâinatı kapsayan bir sırdır...

Kaygusuz Abdal bu sırrı Elmalı ormanlarında yekten söyler, söylemiştir:

"Bu Âdem dedikleri / El ayakla baş değil. Âdem mânâya derler, / Sûret ile kaş değil."

***

Mevlânâ, Mesnevi'sinde insanı "et" hapishanesinden uyandırmaya çabalar:

"Kardeşim, sen düşünceden ibaretsin; geriye kalan et ve kemiktir.

Gül düşünürsen gülistan olursun, diken düşünürsen soba tutuşturulur seninle."

Lâkin burada 'düşünce' kavramını doğru anlamak îcap eder. Mevlânâ'nın kastettiği şey günümüzün uçucu siyasal hevesleri, dağınık gevezelikler, felsefi oyalanmalar, vehimler yahut vesveseler değildir. Buradaki 'düşünce,' zihnin yüzeysel çalkantılarında kaybolmak yerine, varoluşumuzu derinlemesine kavramaktır. Bilincin yaratıcı kıvılcımını çakmaktır. İnsanı beşer sürüsünden ayırıp ilahi kelâma muhatap kılan, gönül aynasını tefekkür cilasıyla parlatan işte o asâlettir, o asil idraktir.

Gül düşünmek; kalbi, aşkla muhabbetle hikmetle ve ezelî mânâ ile donatır. Diken düşünmek ise nefsin "o ne dedi bu ne dedi" dedikodularına, bitmez tükenmez kuruntulara ve dünyaya çakılmış hırs kazıklarına teslim olmaktır. Öyledir, gül ile diken arasındaki bu hayati tercih, insanın hâlini de kaderini de tayin eder. Zihnini ve kalbini ilahi tefekkürle doyuran kişi kendi iç iklimini bahar kokularıyla süslerken, kin, haset ve dünyevi tantanalara çakılı kalanlar, varlıklarını acıtıcı bir dikenliğe dönüştürürler.

***

Mevlânâ'nın 'düşünce' dediği bu öz, Yunus Emre'nin coşkun Türkçesinde "kendözüm" diye, "Can" diye terennüm edilir.

"Ölürse tenler ölür, canlar ölesi değil."

Yunus, beden elbisesi toprağa düşse de içindeki canın hiçbir zaman ölmeyeceğini haykırır. 'Ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm' derken, bedenin geçici bir kılıf, asıl olanın ise o kılıfta beliren anlam olduğunu müjdeler.

Derisi soyularak bir cahiliye hoyratlığıyla öldürüldüğü için adı geçtiğinde içimiz yanan ve aynı damarın gür sesi olan Seyyid Nesîmî ise, insanın fiziki kütlesi ile taşıdığı kozmik derinlik arasındaki zıtlığı "Enel Hak" neş'esiyle doruğa taşır:

"Bende sığar iki cihan ben bu cihana sığmazam, / Gevher-i lâ mekân benem, kevn ü mekâna sığmazam."

Nesîmî'ye göre insan, bu mülk âleminde bir nokta kadar olsa dahi taşıdığı mânâ itibarıyla bütün kâinatı içine alan bir tecelligâhtır.

Bilgeler Bilgesi olarak tanınan İbn Arabî'ye göre melekler dahil bütün yaratılmışlar ilahi isimlerin yalnızca bir kısmına ayna olurken insan hem Cemâl ile Celâl'i hem Zâhir ile Bâtın'ı kendinde toplayan yegâne varlıktır.

Şeyh-i Ekber Fusûs'undan özetle şöyle der:

Allah kâinatı yarattığında ona İlahi İsimler'den tecelli etti. Ancak insanı yarattığında, ona kendi mânevi suretini verdi ve Bütün İsimleri (Esmâül Hüsna) insanda topladı.

İşte Nesîmî, "Bende sığar iki cihan ben bu cihana sığmazam," derken dayandığı zemin budur. İnsan cüssesinden çok daha engindir. İlmin Kapısı Hz. Ali'yle birlikte söylersek, "Kendini küçük bir cisim sanırsın; oysa en büyük âlem sende dürülmüştür..."

***

Aynı yolda Şeyh Gâlip, bizi kendimize değer vermeye çağırır:

"Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen, Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen."

Kendine hürmetle, dikkatle bak, çünkü sen kâinatın özüsün, gözbebeğisin, der.

Mevlânâ'daki 'düşünce' vurgusu, Gâlip'in 'kâinatın özü' tanımı, belki en berrak ifadesini Niyazi Mısrî'de bulmuştur. Mısrî, dışarıda aradığımız dermanın da Hakikatin delilinin de insanın kendi içindeki o gizli cevherde saklı olduğunu açık eder:

"Derman arardım derdime derdim bana derman imiş / Bürhân arardım aslıma aslım bana bürhân imiş."

Hakiki derman da varlığın aslına dair aranan delil (bürhan) de insanın kendi mânâsına uyanmasıdır.

"Sağ u solum gözler idim, dost yüzünü görsem deyû / Ben taşrada arar idim, ol cân içinde cân imiş."

İnsan, sinir ve damardan oluşan kılıfın ardındaki Gizli Hazineyi (kenzi mahfî) fark ettiğinde, hakiki mânâsına ârif olur. Hakk'ı arıyorsan insana bak diyor, çünkü Hakk en aşikâr hâliyle insanda tecelli eder...

Gazalî ve İbn Arabî tarafından sık anılan, "Nefsine ârif olan Rabbine ârif olur," sözü de bunu söyler, söylemiştir.

***

Hastalanıyoruz, belimiz tutuluyor, cildimiz kırışıyor. Bunlar bizim beden elbisemizin işaretleri. Asıl mesele burada başlıyor: Uzun yaşamak için hapır hupur vitaminlere boğulurken ruhumuzu, o en mukaddes hediyeyi unutuyoruz.

"Sen düşünceden ibaretsin" sözü, insanı şu sırnaşık dünya cenderesinden çekip çıkaran bir davet. İnsan, neyi dert ediniyorsa, zihninde ve kalbinde neyi büyütüyorsa aslında odur.

Gül düşünenin gül bahçesi olduğunu hatırlamalı. Soba odunu zaten kendini biliyor...

Meraklısına:

"Gizli bir hazineydim, bilinmek istedim."

Kenzi Mahfî... Sufilerin kudsî hadis olarak andığı sözden.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.