MUSTAFA CANER
ABD Ara Seçimlerinin Galibi Tahran mı?
ABD seçimleri Demokratların açık zaferiyle sona erdi. İki ay sonra Temsilciler Meclisi ve Senato'da Demokratların ağırlıkta olduğu bir Kongre göreceğiz. Seçimin bu şekilde sonuçlanmasının en önemli sebebi şüphesiz ki İran'a karşı ABD/İsrail'in başlattığı savaştı. Zira bu savaş sıradan bir dış politika dosyası olmasının ötesinde ABD vatandaşlarının benzin istasyonlarına her uğradıklarında hissettikleri doğrudan ekonomik sonuçlar doğurmuştu. Geleneksel olarak dış politika meselelerini sandığa yansıtmadığı söylenen Amerikan seçmeni, Trump'ın bu yanlış dış politika kararının faturasını sandıkta kesmekte tereddüt etmedi. Bu durum Başkan Yardımcısı Vance tarafından açık yüreklilikle ifade edilirken Başkan Trump siyasi sonuçlarına katlanmak pahasına "yine olsa yine yaparım" şeklinde konuştu.
Demokrat adaylar, İran savaşını eleştiren, rejim değişikliği siyasetini onaylamayan ve ABD'nin kaynaklarının İsrail'e aktarılmasının, Ortadoğu'da savaşların ve soykırımın finanse edilmesinin yanlış olduğunu savunan bir söylemle seçmenin karşısına çıktılar. Seçmen bu mesajı satın aldı. ABD dış politikasının kendi cebine nasıl yansıdığından hareketle kararını verdi ve sandığa yansıttı. Şüphesiz ki, Amerikan siyaseti açısından bu sonuçlar ilgi çekici bir yapısal dönüşümün de habercisi. İsrail karşıtı siyasi akımlar ABD'de güçlenmeye başladılar. Ancak yalnızca ABD değil, İran da bu seçim sonuçlarını yakından takip etti. Zira hem seçim sonuçlarında İran Savaşının payı yüksekti hem de savaşın nasıl şekilleneceğini de seçim sonuçları etkileyecekti.
İran'da muhafazakar ya da reformist ayrımı gözetmeksizin siyasetçiler seçim sonuçlarını kendi zaferleri olarak sahiplenen bir söylemi paylaştı. Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf ve Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızayi, aynı söylemde buluştu. İran'ın direncinin ve ABD'ye karşı koyma gücünün, seçim sonuçlarını belirlediğini söylediler. Amerikalı seçmenin "Savaşa hayır" dediğini ileri sürdüler. Aynı şekilde reformist basın da benzer bir söylemi okuyucularına aktardı.
Bundan sonra savaşın devam edip etmeyeceği, "ne savaş ne barış" halinin ne kadar süreceği ve bir anlaşmaya ulaşılıp ulaşılmayacağı, tamamen tarafların bu seçim sonuçlarını nasıl çerçevelediklerine göre belirlenecek. Seçim sonuçları, iki ihtimal için de farklı alt senaryolarla karar alıcılara seçenekler sunuyor.
İran, Trump'ın kaybettiği seçim sonuçlarını kendi zaferi olarak sunmaya devam edecek. Ancak devamında ABD ile müzakerelerde nasıl bir yol tercih edeceği tamamen içeride hangi yaklaşıma sahip olanların galebe çalacağına bağlı. Reformist/ılımlı olarak tabir edilen ve ABD ile hemen anlaşmak isteyenler mi yoksa Devrim Muhafızları Ordusu komutanları başta olmak üzere ABD'ye daha fazla bedel ödetip İran'ı daha avantajlı kılacak bir anlaşmayı savunanlar mı? Burada asıl belirleyici husus, İran'ın Trump'ın seçim mağlubiyetini ABD'nin askeri tercihinin belirleyicisi olarak kabul etmesi. Bu mantık, İran'ın dönemsel avantajlara yaslanarak kozunu fazla zorlaması ve nihayetinde evdeki bulgurdan olmasıyla sonuçlanabilir. Objektif bir gözle değerlendirildiğinde, İran'ın Hürmüz üzerindeki tek taraflı kontrol iddiası gibi kimsenin onaylamadığı ve onaylamasının mümkün olmadığı bir şarttan geri adım atmasının siyasi maliyeti azaldı. Zira İran, neticede ABD'de bir zafer kazanmış görünüyor.
Öte yandan Dini Lider Mücteba Hamaney'in 4 Kasım ABD Büyükelçiliği Baskını yıldönümü sebebiyle yayınladığı mesaj, İran'ın katı tutumunu devam ettireceğinin habercisi gibiydi. Eğer İran tutumunda esneme ve yumuşama göstermezse bu Trump'ın da seçeneklerini daraltacak. Netanyahu'nun Trump üzerindeki baskıları için de elverişli bir zemin oluşmuş olacak.
Aynı tercih zorluğu ABD tarafında da mevcut. Amerikalı seçmen, savaşı onaylamadığını açık biçimde gösterdi. Bundan sonra Trump'ın bu mesaj doğrultusunda hareket edip etmeyeceği sorusu akıllara geliyor. Yeni Kongre, elbette savaşı bitirecek yetkileri haiz değil. Ancak bu savaşı Trump ve Cumhuriyetçiler için son derece maliyetli hale getirmeyi pekâlâ başarabilir. Trump belki 3. Dönemi söz konusu olmadığı için bu maliyeti sırtlanmayı göze alabilir. Ancak Cumhuriyetçi Parti'nin böyle bir lüksü yok. 2028 seçimleri için zaten ciddi şekilde zayıf duruma düştüler. Bu zayıflığı pekiştirecek ek hatalarla mağlubiyeti garantilemek istemeyeceklerdir. Dolayısıyla Trump'a baskı hem Demokratlardan hem de Cumhuriyetçilerden gelecek.
Hatta şimdiden Vance'in açıklamaları, Trump yönetimi içerisindeki ayrışmayı gözler önüne serdi. JD Vance, savaş ile muhtemel başkanlık adaylığını kirletmek istemiyor. Kendini ayrı bir yerde temiz tutmak istiyor ve bu yüzden son derece edebi ve sofistike bir mesajla bu durumu kamuoyuna bildirdi. Vance'in mesajı, Trump üzerindeki Cumhuriyetçi baskıyı artıran bir gelişmeydi.
Ancak savaş ihtimali hala mevcut. ABD'nin askeri konuşlanması, İran'a yoğun, şiddetli ve kapsamlı bir hava saldırısının yapılabilmesine imkan sağlıyor. Kazma Dağı'na nükleer bomba atılması gibi iddialar bu anlamda konuşuluyor. Savaşı çıkarmaktan daha zoru savaşı bitirmektir. Bir barış inşa etmek oldukça maliyetli, sabır isteyen ve vakit alan bir süreçtir. Halihazırda Katar ve Pakistanlı arabulucular eliyle devam eden dolaylı müzakerelerin nasıl sonuçlanacağı yakından takip ediliyor. Bir diğer değişken de elbette İsrail'de hükümet kurma süreci. Netanyahu, bu süreci kendi siyasi ikbali adına barışı dinamitlemek için kullanmaktan çekinmeyecektir.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.