ÖZER KÖSEOĞLU
Yeşil Taksonomi Ekonominin Yönünü Değiştirir mi?
Yeşil dönüşümün merkezinde önemli bir soru öne çıkmaktadır. Bir ekonomik faaliyetin veya yatırımın gerçekten 'yeşil' olduğuna nasıl karar verilmeli? Bir şirketin kendi yatırımını çevre dostu ilan etmesi ya da üretim faaliyetinin döngüsel ekonomi ilkelerine uygun olduğunu söylemesi tek başına yeterli değildir. Yeşil dönüşümün sektörlere güvenilir biçimde uygulanabilmesi için ortak kriterlere ve ölçülebilir standartlara ihtiyaç bulunmaktadır. Yeşil taksonomi de bu ihtiyaca cevap veren araçlardan birisidir.
Taksonomi en sade anlatımla bir sınıflandırma sistemidir. Yeşil taksonomi ise ekonomik faaliyetlerin çevresel sürdürülebilirlik açısından ortak kriterlerle sınıflandırılması anlamına gelmektedir. Taksonomi; hangi yatırım projesinin yeşil dönüşüme daha fazla katkı sağlayacağını, hangi şirketin gerçekten sürdürülebilir çalışmalar yürüttüğünü ölçmek ve değerlendirmek için bir çerçeve oluşturmaktadır.
Türkiye'de Taksonomi Çalışmaları
Türkiye'nin taksonomi düzenlemesi yaklaşık beş yıldır gelişen yeşil dönüşüm politikasının yeni bir aşaması. Geçtiğimiz yıl yürürlüğe giren İklim Kanunu, Türkiye Yeşil Taksonomisini ilk kez yasal düzeyde tanımlarken, Eylül 2026 tarihli Türkiye Yeşil Taksonomisi Yönetmeliği sektörel düzenlemeleri detaylandırdı.
Yönetmelik 16 sektör ve 137 ekonomik faaliyeti kapsıyor. Bir faaliyetin taksonomiyle uyumlu kabul edilebilmesi için belirlenen çevresel hedeflerden en az birine önemli katkı sağlaması, diğer hedeflere önemli zarar vermemesi ve asgari sosyal koruma şartlarını karşılaması gerekiyor. Ancak bu düzenlemeyi yalnızca çevre mevzuatına eklenen yeni bir hukuki metin olarak görmek eksik olur. Arka planda Türkiye'nin Avrupa Yeşil Mutabakatı'na uyumu, ihracatın rekabet gücünü koruma ihtiyacı, 2053 Net-Sıfır Hedefi ve giderek büyüyen uluslararası yeşil finansman kapasitesinden daha fazla pay alma arayışı var.
Taksonominin ekonomi politikası açısından asıl etkisi ise burada ortaya çıkmaktadır. Hangi ekonomik faaliyetlerin çevresel açıdan sürdürülebilir olduğuna ilişkin ortak standartların oluşması, orta vadede finans sektörünün kararlarını da değiştirecektir. Üretimin ne kadar karbon yoğun olduğu, şirketin iklim risklerinden nasıl etkilendiği veya yapılacak yatırımın taksonomiyle ne ölçüde uyumlu olduğu gibi sorular da önem kazanacaktır.
Finans sisteminin bu kriterleri kullanmaya başlaması ise özel sektörün yatırım tercihlerini değiştirebilir. Sanayide enerji ve kaynak verimliliği, düşük karbonlu üretim teknolojileri ve döngüsel üretim süreçleri daha fazla önem kazanacaktır. Enerjide yenilenebilir kaynaklar, depolama, enerji verimliliği ve elektrifikasyon yatırımları öne çıkacaktır. Dolayısıyla inşaat, ulaştırma, tarım, atık, su yönetimi ve turizm de aynı dönüşümden etkilenecek. Bu nedenle taksonomi şirketlere yalnızca "ne üretiyorsunuz?" sorusunu yöneltmemektedir. "Nasıl üretiyorsunuz?" sorusunu, giderek daha fazla ekonomik değerin bir unsuru haline getirmektedir.
Yönetmelik bu dönüşüm için bir geçiş dönemi de öngörüyor. Reel sektör açısından raporlama şimdilik gönüllülük esasına dayanırken finansal kuruluşlar için zorunlu taksonomi raporlamasının 1 Ocak 2029'dan itibaren başlaması planlanıyor. Ancak 2029'u dönüşümün başlayacağı tarih olarak görmek yanıltıcı olur. Bankalar ve diğer finans kuruluşları, yeşil finansman talep eden şirketlerden gerekli verileri çok daha önce istemeye başlayabilir. Özellikle ihracatçı şirketler ve büyük işletmelerin tedarik zincirlerinde yer alan KOBİ'ler açısından çevresel performansı ölçebilmek, veri üretebilmek ve bunu güvenilir şekilde raporlayabilmek giderek daha önemli hale gelecek. Yeşil finansmana erişimi kolaylaştırmayı amaçlayan taksonomi düzenlemesi, küçük işletmeler için yeni uyum maliyetleri doğurabilir. Bu nedenle teknik destek, danışmanlık, dijital ölçüm araçları ve hibe programlarıyla KOBİ'lerin uyum sürecinin desteklenmesi kritik önem taşıyor.
Yeşil görünmek yetmez
Taksonominin önemli işlevlerinden biri de yeşil aklamayla mücadeledir. İngilizcesiyle greenwashing, Türkçe mevzuattaki ifadesiyle "yeşile boyama"; bir ürünün, yatırımın veya şirket faaliyetinin çevresel etkisini gerçekte olduğundan daha olumlu gösterme çabasını ifade ediyor. Bugün 'çevre dostu', 'karbon nötr', 'sürdürülebilir' veya 'yeşil yatırım' gibi ifadelerin ekonomik bir değeri bulunmakta; tüketicinin tercihini etkilemekte, şirket itibarını artırmakta ve yatırımcıların ilgisini çekmektedir. Sürdürülebilirliğin ekonomik değeri arttıkça, gerçekte yeşil olmadığı halde öyle görünmeye çalışmanın cazibesi de artmaktadır.
Yeşil boyama, yalnızca çevresel bir problem değil, aynı zamanda önemli bir iş etiği ve piyasa güveni meselesidir. Taksonomi bu açıdan sürdürülebilirliği teşvik ederken, 'yeşil görünmekle' gerçekten yeşil olmak arasındaki farkı da görünür hale getirebilir. Elbette bunun için yalnızca mevzuat yeterli olmayabilir. Sistemin güvenilirliği teknik kriterlerin niteliğine, şirketlerin ürettiği verilerin doğruluğuna, raporların karşılaştırılabilirliğine ve uygulamanın şeffaf biçimde denetlenmesine bağlıdır. Güvenilir ve şeffaf uygulandığında taksonomi, yeşil finans piyasasının ortak güven mekanizmalarından biri haline gelebilir.
Uygulama COP'una giderken
Türkiye Yeşil Taksonomisinin yürürlüğe girdiği dönem başka bir açıdan da dikkat çekici. Kasım ayında Antalya'da gerçekleştirilecek COP31'in temel yaklaşımı, verilen iklim taahhütlerinin somut projelere, yatırımlara ve ölçülebilir sonuçlara dönüştürülmesi üzerine kuruluyor. COP31 Başkanı Murat Kurum'un kullandığı "Uygulama COP'u" yaklaşımının merkezinde de bu düşünce var. Sayın Kurum, İstanbul İklim Finansmanı Zirvesi'nde bir hedefi uygulamaya, bir planı yatırıma ve bir kararı sonuca dönüştürmenin temel araçlarından birinin finansman olduğunu vurguladı.
Sayın Bakanın vurguladığı uygulama ile finansman arasındaki bu ilişki önemli, çünkü iklim hedeflerinin hayata geçirilmesi büyük miktarda yatırıma ihtiyaç duyuyor. Ancak finansman büyüklüğü kadar, bu kaynağın gerçekten yeşil dönüşümü sağlayacak faaliyetlere yönelip yönelmediği de önem taşıyor. Taksonomi ise tam da burada devreye girmektedir. Finansmana ortak bir dil, yatırımlara ölçülebilir kriterler ve 'yeşil' iddialarına daha güçlü bir güven standardı getirebildiği ölçüde, taksonomi düzenlemesi Türkiye'nin yeşil dönüşümünün önemli yapı taşlarından birine dönüşebilir. Gelecekte hangi yatırımların daha kolay finansmana ulaşacağını, hangi teknolojilerin gelişeceğini ve hangi sektörlerin dönüşümde öne çıkacağını etkileyebilir.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.