Filtre balonlarına hapsoluyoruz

Filtre balonlarına hapsoluyoruz
Sosyal medya akışımızda karşımıza çıkan içerikler, okuduğumuz haberler veya izlediğimiz videolar sanıldığının aksine bir tesadüf eseri değil. Dijital dünyadaki her hareketimiz, algoritmalar ve filtreler tarafından titizlikle analiz ediliyor. Bu mekanizma, kullanıcı deneyimini kişiselleştirerek kolaylaştırıyor gibi görünse de hem bireysel hem de toplumsal düzeyde ciddi riskleri beraberinde getiriyor. Prof. Dr. Serhat Ulağlı, dijital dünyadaki bu görünmez tehlikeyi "İnternette tıkladığımız her buton, arattığımız her kelime dijital ayak izimizi oluşturuyor. Algoritmalar bu izleri toplayarak, kullanıcıyı yalnızca kendi geçmiş tercihleri ve beğenileriyle örtüşen içeriklerle kuşatıyor. Bu duruma 'filtre balonu' diyoruz" sözleriyle açıkladı. Bu balonun içinde kalan birey, karşıt görüşlerin tamamen dışlandığı, izole ve yapay bir dünyaya hapsoluyor. Ulağlı'ya göre bu durum, bireyin düşünme, tepki verme ve satın alma mekanizmalarını kontrol altına alarak, kişiyi gerçeklikten koparıyor. Psikolog Buse Şimşek ise algoritmaların sadece fikirlerimizi değil, duygularımızı da manipüle ettiğine dikkat çekti. Şimşek, "Kaygılıyken kaygı artırıcı, öfkeliyken çatışmalı içeriklere maruz kalmak, duygu dünyamızı sürekli tetikte tutuyor" diyerek bu kısırdöngüden çıkılması gerektiğini belirtti.