Başkan Erdoğan'dan fon krizine ilişkin ilk açıklama: Türk ekonomisinde risk yok
Başkan Recep Tayyip Erdoğan, BM 81. Genel Kurulu için bulunduğu New York'ta BM reformundan Hürmüz Boğazı'ndaki gerilime, F-35 ve Eurofighter tedarik süreçlerinden "Terörsüz Türkiye" adımlarına ve sermaye piyasalarındaki fon soruşturmasına kadar gündemdeki kritik konulara ilişkin net mesajlar verdi. Fon soruşturmasında ilişkin söz konusu tablonun finansal sisteme ya da Türkiye ekonomisine yönelik bir risk taşımadığını vurgulayan Başkan Erdoğan, "Sorumluluğu olan kim varsa hukuk önünde hesap sorulacaktır. Ne uğruna olursa olsun kimsenin selden kütük kapma yarışına girmeye, insanımızı tedirgin etmeye hakkı yoktur" dedi.
Başkan Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler (BM) 81. Genel Kurulu münasebetiyle bulunduğu New York'taki Türkevi'nde gazetecilerle bir araya gelerek gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu, soruları yanıtladı.
BM Genel Kurulu'nun bu yıl "Güveni Yeniden İnşa Etmek, Dönüşümü Yönetmek" temasıyla toplandığını belirten Başkan Erdoğan, hitabında Türkiye'nin çok taraflılığa olan desteğini vurguladığını ve küresel sistemde reform ihtiyacını beş maddede dile getirdiğini söyledi. Erdoğan, Gazze'deki durum başta olmak üzere bölgesel gelişmeleri ve Sıfır Atık Hareketi gibi iklim eylemi projelerini uluslararası kamuoyunun gündemine taşıdıklarını kaydetti.
New York'ta yoğun bir diplomasi trafiği yürüttüklerini aktaran Başkan Erdoğan, görevi sona erecek olan BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in yanı sıra aralarında Birleşik Krallık, Ukrayna, Irak ve Vietnam'ın da bulunduğu 15 ülkenin devlet ve hükümet başkanıyla ikili görüşmeler gerçekleştirdiğini belirtti. Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump'ın davetiyle Amerika ve Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerini bir araya getiren toplantıya iştirak ettiğini, ayrıca ABD iş çevreleri, düşünce kuruluşları ve Türk-Amerikan Müslüman toplumunun temsilcileriyle buluştuğunu ifade etti.
Gelecek yıl Türkiye ile ABD arasındaki diplomatik ilişkilerin tesisinin 100. yıl dönümü olduğuna dikkati çeken Erdoğan, 2027 yılını iki ülke münasebetleri açısından bir referans haline getirmeyi hedeflediklerini bildirdi.

SORU: Bloomberg'de bir makaleniz yayımlandı. Bu makalenizde Birleşmiş Milletler'in reforma ihtiyaç duyduğunu ve bunun da ötelenemez olduğunu yazdınız. İlk kez de söylemiyorsunuz zaten bunu ama o makalede Birleşmiş Milletler'in bu reformunda Türkiye'nin de göreve hazır olduğunu vurguladınız. Benim anladığım bölgesel Birleşmiş Milletler gibi her coğrafyanın sorunlarının farklı olduğu ve onlara özgü çözümler üretilmesi gerektiği yönünde vurgularınız vardı. Nasıl bir BM tasavvur ediyorsunuz efendim? Nasıl bir BM düşünüyorsunuz?
Değerli arkadaşlar, her şeyden önce bugün 190'dan fazla ülkenin iradesinin 5 ülkenin veto yetkisiyle sınırlandırıldığı bir Birleşmiş Milletler'den söz ediyoruz. Bu adaletsiz yapının, küresel istikrar ve huzuru koruyabilmesi, ortaya koyduğu temel ilkelere bağlı kalabilmesi, insanlığa vaadini yerine getirebilmesi mümkün değildir. Mesele sadece Türkiye'nin daha fazla söz sahibi olması değil, mesele Afrika'nın, Asya'nın, Latin Amerika'nın, İslam dünyasının, Avrupa'nın ve diğer bütün bölgelerin kendi tecrübeleriyle, kendi iradeleriyle bu küresel sistemde hakkaniyetli biçimde temsil edilme meselesidir. Bunun için diyoruz ki; veto mekanizması kaldırısın; sadece 5 üyeyi koruyan Birleşmiş Milletler modelinden, bütün üyeleri kuşatan bir mekanizmaya geçiş yapalım. Genel Kurul'u güçlü, kuvvetli ve etkin kılalım. Kurulacak yeni yapıda, seçilmiş üyelerin belirli sürelerle görev yaptığı, yeniden görev almak isteyenlerin uluslararası toplumun güvenini yeniden kazanmak zorunda olduğu, daha adil bir sistem olmalıdır. Dünyanın sorunlarına 5 üye değil, bütün üyeler çözüm sunsun ve kararlar alsın. Çünkü dünyanın artık yeni duvarlara değil, yeni köprülere ihtiyacı var.
SORU: Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda 16. konuşmanızı yaptınız. İlk konuşmanızdan bugüne kadar mazlumların ve daha adil bir dünya arayışının da sesi oldunuz. Son konuşmanızda, "Ömrüm yettiği sürece bu gerçekleri bu kürsüden konuşmaya devam edeceğim" dediniz. Aradan geçen yıllara ve dünyanın bugün geldiği noktaya baktığımızda, ilk konuşmanızdan bugünkü konuşmaya kadar olan uzun yolculuğu nasıl değerlendirirsiniz?
Bu yolculuk dimdik bir duruştan ibarettir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kürsüsüne ilk çıktığımızda ne söylüyor, nerede duruyorsak, bugün de hamdolsun aynı yerdeyiz. Suriye'de, Irak'ta, Ukrayna-Rusya Savaşı'nda, Afrika'da, Myanmar'da ve son olarak Gazze'de yaşananlar benim dile getirdiğim gerçeği tekrar tekrar gösterdi. Ukrayna-Rusya Savaşı'nın temelleri o yıllarda atıldı. Bölgemizdeki birçok mesele o günlerde atılan yanlış adımlarla büyüdü, kıvılcımlar adeta yangına döndü. O günlerde söylediklerimize dünya kulak kabartsa ve tedbir alınsaydı, bunca can kaybedilmeyecekti. Birleşmiş Milletler reformu o yıllarda yapılmış olsaydı, bugün bölgemizde ve dünyadaki çatışmaların ve savaşların önlenmesi işten bile değildi. Filistin Devlet Başkanı Sayın Mahmud Abbas'ın üst üste iki yıl Birleşmiş Milletler'de bulunamaması bile başlı başına uluslararası sistemdeki adaletsizliğin ne kadar derinleştiğini gösteren bir tablodur. Bizim meselemiz hiçbir ülkeye karşı olmak değildir. Bizim meselemiz adaletsizliğe karşı olmaktır. Kendi adımıza mutluyuz ki o günlerden bu günlere hep tarihin doğru tarafında durduk, milletimizi utandıracak bir tek adım bile atmadık. Bugün dünya, bizim ilk gün söylediğimiz yere gelme eğilimindedir.

SORU: Hürmüz'de gemi trafiği keskin biçimde azalıyor. Bölgeden geçen gemi sayısındaki sert düşüş, krizin artık yalnızca İran meselesi değil, küresel enerji ve ticaret meselesi olduğunu gösteriyor. Türkiye'nin ABD ve İran'ı ateşkese götürecek somut bir planı var mı, taraflara ne öneriyorsunuz?
Hürmüz'deki tablo bu meselenin artık sadece İran ile Amerika arasındaki bir mesele olmadığını gösteriyor. Biz bu konudaki tavrımızı en net şekilde ortaya koyduk. Hürmüz Boğazı'nın gemi trafiğine kapatılmasına karşıyız. Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer serbestisinin korunması şarttır. Çünkü Hürmüz Boğazı'ndaki her gerilim, sadece bölge ülkelerini değil, Avrupa'yı, Asya'yı, enerji piyasalarını, taşımacılığı ve milyonlarca insanın günlük hayatını doğrudan etkiliyor. Son dönemde ticari gemi trafiğinin dramatik biçimde azalması, meselenin boyutunu açıkça ortaya koyuyor. Orası küresel enerji güvenliği ve uluslararası ticaret için hayati önemdedir. Sorunların diyalog ve müzakere yoluyla çözülmesinin anahtarı olarak Hürmüz açılmalıdır. Biz bir an evvel müzakere zeminine dönülmesinin gerektiğini bütün muhataplarımıza anlatıyoruz. Yapılması gereken yeni cephelerin değil, yeni diplomasi kanallarının açılmasıdır.
SORU: Dünya Hürmüz'e kilitlenmişken üst tarafımızda Karadeniz'de de Rusya-Ukrayna arasındaki savaş yeniden şiddetlendi. Karadeniz'de ticaret gemilerine yönelik saldırılar da yeniden arttı. Bu yüzden tahıl gemileri limanlarda bekliyor. Daha önce sizin girişimlerinizle inşa edilen Karadeniz Tahıl Girişimi benzeri yeni bir güvenlik mekanizmasının kurulması ve koridorun yeniden hayata geçirilmesi gündeme gelebilir mi? Taraflarla bu konuda yaptığınız görüşmelerden umutlu musunuz? Ukrayna lideri Zelenski ile yaptığınız görüşmede bu konu gündeme geldi mi?
Karadeniz'de güvenlik meselesi hem bizim hem de bölgemiz için çok önemli. Karadeniz bu savaşın bir cephesi değildir, asla olmamalı. Biz taraflarla yaptığımız görüşmelerde seyrüsefer emniyetinin yeniden sağlanmasının gereğini ayrıntılı bir şekilde anlatıyoruz. Bunun iki faydası olacak, gıda güvenliğinin sağlanması ve savaşın yayılmasının önlenmesi. Karadeniz'de ticari gemilere saldırıyı kim yaparsa yapsın kabul etmediğimizi, tarafların sorumlu davranmasını beklediğimizi net bir şekilde ilan ettik. Artık yeniden tahıl koridorunu tesis etmek için gayretlerimizi artırdık. Bunun için diplomatik adımlarımızı da hızlandırıyoruz. Konuyu Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski ile bir kez daha ele aldım ve kendisinden aldığım cevap da olumlu.



