BERCAN TUTAR
İran, Trump’a Ukrayna, Putin’e Tayvan ise Şi’ye
Asya ve ABD'nin yaşlıları dünyayı yeniden paylaşmak için toplantı üstüne toplantı yaparken Avrupa'nın gençleri ise isyanda. Fransa başta olmak üzere İtalya, İspanya, Portekiz, Belçika, Yunanistan, İrlanda, Almanya ve Avusturya'da genç öfke giderek büyüyor.
Aslında Avrupa'nın yaşlı siyasileri de öfkeli. Onlar da şimdiye kadar üzerinde durdukları dünyanın ayakları altından gittiğini görüyorlar. İçeriden gençler dışarıdan ise ABD, Rusya ve Çin'in baskısı altındaki Avrupalı siyasi sınıflar adeta cehennem azabı yaşıyor. Kolektif paranoyaları ve histeri nöbetleri depreşmiş halde.
Kolay değil. 1945 yılındaki I. Yalta Konferansı'nın etkilerini daha yeni yeni atlatan Avrupa kıtası yeniden Rusya ve ABD arasındaki küresel dizaynın kurbanları oluyor.
Haliyle Avrupalı siyasiler için kıyametin geri sayımı 10 Kasım'da Abu Dabi'de yapılacak Ukrayna, Rusya ve ABD arasındaki üçlü görüşmelerle başlıyor.
Kiev'in en büyük destekçisi ve savunucusu olan kıta Avrupası, Ukrayna'nın geleceğinin belirleneceği masada yok.
***
Üçlü zirve daha resmen doğrulanmadı. Ancak üç liderin buluşma olasılığını 'II. Yalta' olarak niteleyen Avrupalı ülkeleri daha şimdiden hafakanlar basmış durumda.
Çünkü Avrupa, büyük güç politikasının nelere kadir olduğunu en iyi bilen kıtalardan biri.
Zira küresel güçler anlaştıktan sonra orta ve küçük aktörlere herhangi bir hareket alanı kalmıyor, kalmaz.
Genel kanıya göre Shenzhen'deki zirvede Rusya Ukrayna'yı, Şi Tayvan'ı ve Trump ise İran'ı alacak. Küresel aktörlerin bu paylaşımda uzlaştıkları izlenimi var.
Gelişmeler de zaten bu gidişatı doğruluyor. Rusya ve İran arasında son zamanlarda artan ziyaretler de bunun göstergesi.
***
İran'ın daha fazla diretmesi Rusya ve Çin'in daha etkin şekilde devreye girmesine yol açacaktır.
ABD özellikle İran'ın olası nükleer kozlarının ve programının pasifize edilmesi için Çin ve Rusya'dan özel destek alıyor.
Buna karşılık da ABD bu iki aktörün ilgi alanındaki Ukrayna ve Tayvan dosyalarında taviz veriyor.
Görüldüğü üzere İran, Kuzey Kore, Irak, Libya ve Suriye üzerinden yıllardır 'küresel şer ekseni' mavalı okuyanların gerçek foyası sonunda ortaya çıktı. Asıl küresel şer eksenin ABD, Rusya ve Çin'den oluştuğunu görüyoruz.
Eskiden de böyleydi. Şimdi de böyle. Gelecekte de böyle olacaktır. Çünkü küresel reel-politika ve jeopolitik determinizm bunu gerektiriyor. Oysa ülkemizde koskoca kurumlar dünyanın göz göre göre yeniden dizayn edildiği dönemde hâlâ "Merkezsiz Dünya" temasıyla form açısından 'uluslararası' görünse de içerik ve 'forum' açısından hayli mahalli kalan ütopik seremoniler düzenlemekle meşgul.
Jeopolitik açıdan paradoksal görünen bu amorfluğu Gazali de "Her şey zıddıyla kaimdir" hükmü ile çürütür. Hâsılı kelam, dijital enformasyon çağındaki bu küresel iletişim kopukluğu hayli dikkat çekici. Şaşırmıyoruz.
Şairin dediği gibi "İnsanlar hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır" kalıyor çünkü.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.