HİLAL KAPLAN
‘Hükümete yakın’
Fon soygunculuğunun bana öğrettiği üç ders oldu.
İlki, borsa hakkında hiçbir şey bilmediğimdi! Ters repo, brüt takas, saklamacı, değerleme... Haftalardır bu kelimelerin arasında dolaşırken fark ettim ki milyonlarca yurttaş gibi ben de sistemin aşağı yukarı dürüst işlediğine dair bir inanca sahipmişim. Meğer o inanç da bir tür "fon"muş ve içi fena halde boşaltılmış. Toparlamak elbette hükümetin acil vazifelerindendir. Bu bir.
İkincisi, bu ülkenin kaynakları aslında hepimize fazlasıyla yetermiş. Sorunumuz, bir avuç kitlesel soyguncunun doymak bilmez iştahıymış. Maalesef o iştahı yalnızca biz değil, devlet de hafife almış. Hazine ve Maliye Bakanlığı'ndan SPK'ya, BDDK'dan MKK'ya kadar ekonominin ucundan bucağından her kurumun yetki alanına değen bir krizden söz ediyoruz. Kimin neyi, ne zaman gördüğü ve neden durdurmadığı sorusu, bu kurumların her birinin kapısında bekliyor. Makam belli, imza belli, tarih belli. Ucuna da bucağına da dokunulmasını talep ediyoruz. Bu iki.
Ne var ki bir kısım muhalefet bu kapıların hiçbirini çalmıyor. Sözü ısrarla, altı yıl önce görevden affını isteyerek ayrılan Berat Albayrak'a getiriyor. Soruşturmaya konu işlemler 2024-2026 dönemine ait. Albayrak'ın bu dönemde ne atama, ne denetleme ne de hesap sorma yetkisi vardı. Ama muhalefet ve suflörü FETÖ, bizden onu konuşmamızı talep ediyor.
Senaryo tanıdık; aynı 17-25 Aralık yargı darbesinde olduğu gibi kurumlardaki çürüme değil; Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ailesi hedefe konuyor. Hakikate ulaşmak hepimizin ortak çabası olmalıyken, söz bir yerden mutlaka Cumhurbaşkanı'nın ailesine uzatılıyor.
Oysa o Cumhurbaşkanı, önceki gün sivil toplumdan yükselen sert eleştirilere öfkeyle değil, teşekkürle karşılık verdi. Üstelik mezkûr seslerden biri, krizi bir kaza olarak değil denetimsizliğin, göz yummanın ve kayırmacılığın sonucu olarak tanımlıyordu. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın cevabı şuydu: "Ne mutlu bize ki yanlışa 'yanlış', doğruya 'doğru' diyen bir seçmenimiz var."
Bu cümleyi, tabandan yükselen eleştiriyi şeytanlaştırmak için mesai harcayan "hükümete yakın" bazı kalemlerin de okuduğunu umuyorum. Lider, eleştiriyi başının üstünde taşırken onlar eleştireni hizaya sokmakla meşguldü. Aynı mahallenin kimi kalemleri ise fon meselesinde sözün ucunu, alakasız biçimde, muhalefet ve suflörü firari FETÖ'cülerle aynı isme getirmekte beis görmedi.
Demek ki tabiri caizse "kraldan çok kralcılık" ile "kralın ailesini hedef göstermek" aynı kalemden çıkabiliyormuş. Kimin kime yakın olduğunu artık beyanlardan değil, kalemin ucunun nereyi gösterdiğinden okumak gerekiyordur belki.
Çıkardığım üçüncü ders de tam bu noktada geliyor. Albayrak, görevden affını isterken "at izinin it izine karıştığı, hak ve batılı ayırt etmenin zorlaştığı" çetin bir zamandan söz etmişti. O gün bu cümleyi bir veda süsü sananlar çoktu. Bugünse herkes daha berrak görüyordur herhâlde. Zira izler karışınca iti kovalamak zahmetli, atın peşine düşmek ise hem kolay hem kârlı(!) oluyor. Çünkü it, izini karıştırmayı bilir; at ise ardında bıraktığı izi saklamaz. Altı yıl önce sahneden çekilmiş birinin adının, bugün sahnede olanların adlarından daha sık anılması bundandır. Bu üç.
Velhasıl at izi belki de artan biçimde it izine karıştığı için bugün buradayız. Ancak kimse makamına dayanıp kendini güvende sanmasın; Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yiğit atları alçak itlerden yine milletinin desteğiyle ayıklayacağına inancım tamdır. Bu da nokta.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.