ÖZER KÖSEOĞLU
Sosyal Medyada Yaş Sınırı Çocukları Korumaya Yeter Mi?
Türkiye'de 1 Kasım'da başlayacak yeni dönemi bu soruyla değerlendirmek gerekiyor. "Çocukların sosyal medya hesabını kapattığımızda onları korumuş olacak mıyız?"
Çünkü çocuğun bir uygulamaya kaç yaşında girdiği kadar, orada neyle karşılaştığı da önemli. Kiminle konuştuğu, hangi görüntüleri izlediği ve ekran başında ne kadar kaldığı da bizi ilgilendiriyor.
Anne babaların kaygıları yersiz değil. UNICEF'in eylül ayında yayımladığı araştırma oldukça ağır bir tablo ortaya koyuyor. Araştırmanın kapsadığı 21 ülkede, internet kullanan 12–17 yaş grubundaki yaklaşık 20 milyon çocuğun bir yılda teknoloji aracılığıyla cinsel sömürü veya istismara uğradığı tahmin ediliyor. Vakaların yarısından fazlası yaygın sosyal medya platformlarında yaşanmış. Yetkili makamlara bildirilenlerin oranı ise yüzde birin altında.
Çocukların yaşadıklarının çok azından haberdar oluyoruz.
Türkiye'de de sosyal medya, çocukların hayatının erken yaşta bir parçası haline geliyor. TÜİK'in 2024 araştırmasına göre 11–15 yaş grubunda yaklaşık her beş çocuktan dördü sosyal medya kullanıyor. Böylesine yaygın bir kullanım karşısında ailelerin kaygılarını kişisel bir mesele sayamayız. Çocukların güvenliği, şirketlerin tercihlerine bırakılamayacak kadar önemli.
Türkiye'nin yeni düzenlemesini bu ihtiyaç doğurdu. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının bir süredir yürüttüğü çalışmaların ardından bu yıl nisan ayında yasal adımlar atıldı. 10 Ekim 2026 tarihinde Siber Güvenlik Başkanlığının hazırladığı yönetmelikle uygulamanın ayrıntıları belirlendi. 15 yaşını doldurmamış çocuklara sosyal ağ hizmeti sunulamayacak. Yeni hesaplarda yaş doğrulaması yapılacak. Mevcut hesaplar için de önümüzdeki mart ayı sonuna kadar süre tanınıyor.
15 yaş sınırı, daha geniş bir politikanın parçası. Şubatta yürürlüğe giren Dijital Dünyada Çocukların Güçlendirilmesine Yönelik Eylem Planı (2026–2030), çocukların dijital becerilerini geliştirmeyi ve teknolojiden güvenle yararlanmalarını hedefliyor. Bakan Mahinur Özdemir Göktaş da açıklamalarında güvenli internet kullanımı, mahremiyet bilinci ve yaşa uygun içeriğe erişimi birlikte ele aldı. Amaç, çocukları risklerden korurken dijital dünyada öğrenmelerini ve üretmelerini de desteklemek.
Ancak kamuoyunda daha az konuşulan bir başka yenilik var. Düzenleme, 15 yaşını dolduran çocukların kullanacağı sosyal medyanın nasıl olması gerektiğini de belirliyor. Üzerinde asıl durmamız gereken konulardan biri bu. Çünkü bir çocuk, 15 yaşına geldiğinde de sosyal medyanın bütün riskleriyle baş edebilecek hale gelmiyor.
Platformların sorumluluğu
Yeni düzenlemede, 15–17 yaş grubundaki çocuklar için daha güvenli hesaplar öngörülüyor. Bu hesaplar gizli olacak. Canlı yayın açılamayacak. Çocukların hesapları başkalarına takip önerisi olarak sunulamayacak. Yalnızca takip ettikleri hesaplardan mesaj alabilecekler. Çocuğun kişisel bilgileri, ona özel reklam göstermek için kullanılamayacak.
Düzenlemenin önemli bir tarafı da ekranın işleyişine müdahale etmesi. Sürekli yeni görüntüler sunan, bir video biterken diğerini başlatan tasarımlar çocuk hesaplarında kullanılamayacak. "Sonsuz kaydırma" olarak bildiğimiz özellik de bu kapsamda. Ayrıca çocuğun davranışlarına göre hesabın kişiselleştirilmesine ve bağımlılık geliştirebilecek hizmetlere izin verilmiyor.
Sosyal medyada içerikleri seçen algoritmalar, bizi ekranda tutacak paylaşımları öne çıkarıyor. Bir süre sonra çocuk, izlemek için girdiği içerikten çok farklı şeylerle karşılaşabiliyor. Ekranı bırakmak da giderek zorlaşabiliyor. Böyle bir ortamda anne babanın "Artık telefonu bırak" demesi her zaman yeterli olmuyor.
Şirketlerden beklenen, çocukların karşılaşacağı riskleri hizmeti tasarlarken azaltmaları. Güvenlik ayarlarını bulup değiştirme işini tamamen aileye bırakmak kabul edilemez. Çocuğun hesabı daha açılırken koruma tedbirlerinin devrede olması gerekir. Türkiye'nin yaklaşımını değerli kılan da yaş sınırının yanına bu sorumluluğu eklemesi. Tartışmayı yalnızca yasak üzerinden yürütürsek bu değişikliği gözden kaçırırız.
Yaşın nasıl doğrulanacağı da önemli. Seçilen yöntemde e-Devlet üzerinden alınan bir doğrulama bilgisi kullanılacak. Bu bilgi, kişinin 15 ve 18 yaş sınırlarını geçip geçmediğini gösterecek. Kimlik bilgileri platforma verilmeyecek. Çocuğu korurken kişisel bilgilerini şirketlerin elinde biriktirmemek doğru bir tercih. Bunun uygulamada da korunması, hatalı işlemlere karşı kolayca itiraz edilebilmesi gerekiyor.
Hesap kapanınca risk bitmiyor
Başka ülkelerin deneyimleri, düzenlemenin ardından işi sıkı takip etmek gerektiğini gösteriyor. Avustralya'da geçen yılın sonunda 16 yaş altına sosyal medya hesap sınırlaması getirildi. Çevrim içi güvenlik kurumu eSafety, bu yaz, uygulamanın ilk üç ayına bakan bir araştırma yayımladı. İlk bulgulara göre çocukların hesap sahipliği azalmış. Ancak günlük kullanımda benzer bir düşüş görülmemiş. Hesabını kullanmaya devam eden çocukların yaklaşık yarısı, platformun yaşlarını kontrol etmediğini söylüyor.
Bir kuralın konulması, şirketlerin o kurala uyduğu anlamına gelmiyor. Bu yüzden denetimi, çocukların yasağı nasıl aşabileceği tartışmasına sıkıştırmamalıyız. Çocuğun yaşını kontrol etmeyen bir platformun sorumluluğu, ailenin daha dikkatli olması gerektiği söylenerek geçiştirilemez.
Avustralya araştırmasının düşündürücü bir sonucu daha var. Çocuğunun sosyal medya kullandığından habersiz ebeveynlerin oranı artmış. Mesajlaşma ve çevrim içi oyunların kullanımı da yükselmiş. Henüz bunları doğrudan yaş sınırlamasının sonucu sayamayız. Yine de ailelerin "Yasak geldi, artık kullanmıyor" diye düşünmesi bir risk. Çocukların başka uygulamalara yönelip yönelmediğini de izlemek gerekiyor.
Türkiye'de dijital oyunlara ilişkin tedbirlerin nisan ayındaki yasal düzenlemede ele alınması bu açıdan yerinde. Oyunların yaşa göre sınıflandırılması ve ailelere kontrol imkânı verilmesi, sosyal medya düzenlemesini tamamlıyor. Yapay zekâ arkadaşları ve sohbet botları da bu dikkatle takip edilmeli. Çocuğun zarar görebileceği alanlar değişirken koruma politikalarının aynı yerde kalması mümkün değil.
Başarıyı ölçerken de dikkatli olmalıyız. Kaç hesabın kapatıldığı elbette önemli. Fakat bu sayı tek başına çocukların daha güvende olduğunu göstermez. Zararlı içeriklere daha az rastlıyorlar mı? Zorbalıkla karşılaştıklarında yardım alabiliyorlar mı? Aileleri yaşadıklarından haberdar mı? Yapılacak değerlendirmeler bu sorulara da cevap vermeli.
Aileyle kurulan güven
Yeni düzenlemede dikkate değer bir ifade var. Ebeveyn kontrolünün "gözetimden çok iletişim, öğrenme ve güçlendirme" esasına dayanması isteniyor. Bu yaklaşımın ailelere iyi anlatılması gerekiyor. Çünkü çocuğun her hareketini izlemekle onu korumak her zaman aynı anlama gelmiyor. Çocuğun mahremiyeti konusuna da dikkat etmek gerekiyor.
Cezalandırılmaktan veya telefonunun alınmasından korkan çocuk, yaşadığı tehdidi ya da zorbalığı gizleyebilir. Böyle bir durumda aile, çocuğunu kontrol ettiğini düşünürken onun yaşadıklarından uzaklaşır. Bu nedenle sınır koyarken çocuğun yardım isteyebileceği bir ilişkiyi de geliştirmek lazım. Yasakların gerekçesi konuşulmalı, çocuğun söyledikleri dinlenmeli.
Her anne baba uygulamaların bütün özelliklerini bilemez. Güvenlik ayarlarını nasıl kullanacağını, şikâyetini nereye ileteceğini öğrenmesi gerekir. Okullar bu konuda ailelere yol gösterebilir. Öğretmenler ve rehberlik servisleri için de düzenli eğitimler yapılmalı. Çocuklara internette karşılaştıkları her bilginin doğru olmadığı, kişisel bilgilerini neden korumaları gerektiği sade bir dille anlatılmalı.
Belediyelerin aile eğitimleri ve çocuklara sunduğu etkinlikler de bu çabaya katkı verebilir. Çocuğun ekran dışında arkadaşlarıyla zaman geçirebileceği, spor yapabileceği güvenli alanlara ihtiyacı var. İlgili kamu kurumları, TRT'nin de desteğiyle ailelerin kolayca yararlanacağı kısa ve anlaşılır içerikler hazırlayabilir. Çocukların görüşlerini düzenli olarak almalı, uygulamada neyin işe yaradığını, neyin sorun çıkardığını onlardan öğrenmeliyiz. Planlamaya ve uygulamaya çocukları da dâhil etmeliyiz.
Türkiye önemli bir adım attı. Şimdi bu kuralların şirketler tarafından uygulanmasını ve ailelerin doğru biçimde desteklenmesini sağlamak gerekiyor. Çocukların hesabını kapattıktan sonra sorumluluğumuz bitmiyor. Çocuğun karşılaştığı bir tehlikeyi güvenle anlatabildiği, zamanında yardım alabildiği bir ortam kurabildiğimiz ölçüde bu düzenleme amacına ulaşacaktır.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.