SALİH TUNA

25 Şubat 2026, Çarşamba

Gemileri yakmak

Your browser doesn’t support HTML5 audio

Şerif Mardin'in "merkez-çevre" dikotomisinde kodladığı o kadim taşralı ruhun modern ve gri bir izdüşümü müsün, yoksa muhafazakâr mahallenin o bitmek bilmeyen ontolojik ezikliğinin nevzuhur bir tezahürü mü?
Kestirmek güç.
Başarı parantezine alınan her hikâyede, ganimetten pay kapmak adına en ön safta kurulmayı maharet sayarsın. Lakin rüzgâr tersine dönüp de başarısızlığın o soğuk nefesi hissedildiğinde, bulabilene aşk olsun.
Bu yanınla, "sonradan görmeler sınıfının" muhafazakâr habitattaki karikatürize yansıması gibisin.
Kolektif linç ayinlerine meze yapılan en temel meselelerde bile sessizliğe bürünmen, hatta karşı mahalleye anında duhul edip kendini kabul ettirmek belasına, "Ben onlar gibi değilim" dercesine, içinden çıktığın mahalleye taş atman, o derin özgüven noksanlığını örtme çabandan başka bir şey değil.
Gülerken bile dudak kenarlarına yerleşen o eğreti tereddüt, ruhunun hâlâ o eski komplekslerden azade olamadığını ele veriyor.
Eskiden bıyık altı gülmelerinle maruftun; şimdi bıyığın yok belki ama, o tedirgin saklanma arzun, o "takiye" soslu çekingenliğin baki.
Zihnindeki kompleksler labirenti bitip tükenmiyor.
Herhangi bir ciddi entelektüel kavgada veya siyasi krizde, ağzın retorik yapsa da gözlerin yangın merdiveni arıyor.
Lafa gelince, geri dönüş ihtimalini ortadan kaldırmak için gemileri yaktıran Tarık bin Ziyad edasıyla gürlersin. Hakikatte, ilk sıkıştığın anda bin bir patikadan geri dönmeyi "stratejik derinlik" sanırsın.
Senden öncekiler de senden pek farklı değildi.
Bu toprakların hafızasında, koca bir Başbakan'ın idama gidişini izleyen o devasa ve dilsiz sessizlik hâlâ tazedir; içlerinden bir "meczup" isyanı bile sadır olmadı.
Bunda da şaşacak bir şey yok. Nihayetinde "teba toplumu" olmanın getirdiği o kadim ve pasif itaat genetiği diye bir şey var.
Şaşılacak şey şudur:
Cumhurbaşkanı Erdoğan 15 Temmuz gecesi "ölümüne, ölümüne" diyerek bu sosyolojiyi sokaklara dökmeyi nasıl başardı?
Millet onda neyi gördü de o tarihsel "teba" kabuğunu kırıp sağlam ve korkusuz "irade"ye dönüştü?
Acaba o gece sosyoloji mi dönüştü, yoksa kadim bir ruh mu uyandı?
Diriliş muştucusu Sezai Karakoç, on beş yıl evvel Batı'nın nihai bir işgal peşinde olduğunu haykırmış, bu tehdidi "Moğol ve Haçlı istilasından daha vahim" tesmiye etmişti.
Bugünlerde tam da o "netameli" günlerin eşiğindeyiz.
Bu varoluşsal tehdit karşısında bu milletin topyekûn "agâh" olmasını (15 Temmuz'dan beri her fırsatta sinsi sinsi eleştirdiğiniz) Erdoğan kimlerle sağlayacak?
Senin gibi gözü yangın merdiveninde olanlarla mı yoksa gemileri gerçekten yakanlarla mı?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.