SALİH TUNA
Quid rides...
Eskiden "Bir şey olacağım" diye arzıendam ederdi. Hâlinden belli ki tastamam olmuştu. "Abi, sen hiç değişmemişsin!" diyerek boynuma sarıldı.
"Sen değişmişsin" dedim.
"Değişmek lazım..." dedi. Bunu öyle inançla söyledi ki değişmenin bir "terfi" şekli olduğunu sanırdınız.
Arabası da değişmişti... "Güzelmiş" dedim. Tuhaf bir gönenişle "Sayılı miktarda üretiliyor" dedi.
Sanki arabası değil de bizzat kendisi nadir üretimmiş gibi.
Telefonu çaldı. Ekrana baktı. Ses tonu anında değişti. "Estağfurullah abi... Yok abi, hallederiz. Sen merak etme" dedi, kapattı.
Hemen ardından da telefon trafiğine girişti.
En son aradığı telefonu kapattığında, yüzüne işi "halletmiş olmanın" gururu yansımıştı.
Çevren çok genişlemiş demeye kalmadı, "Network şart" dedi... Demek bazı kapılar anahtarla değil, "network" ile açılıyordu.
***
Sanırım benim gibiler aynı yerde kalırsa, onun "yükseldiği" daha görünür olacaktı.
Belki de asıl mesele insanların "değişmesi" değildir. Değiştikleri hâlde kendilerini hâlâ aynı insan sanmalarıdır.
Takdir edersiniz ki insan yaptığını yanlış bulursa huzursuz olur. Lakin "Çağ sana uymuyorsa sen çağa uy" putuna tutunarak kendini rehabilite eder.
Bunun için de öncelikle yaptıklarının adlarını değiştirir.
Mesela...
Torpile "network", kayırmaya "destek", korkaklığa "denge", haksızlık karşısında susmaya "olgunluk", utanmamaya da "özgüven" derse sorun kalmaz.
***
Gelgelelim toplumlar kötülükten ziyade, kötülüğe başka isimler bulduğunda çürür.Kimse yanlış yaptığına inanmadığı için yanlıştan dönmesi için de bir neden kalmaz.
Tek mesele sürgit "işini yürütmektir".
Kelimeler gerçeği gizlemeye başladığında herkes kendisini aklar; herkes kendi menfaatini "hayatın gerçeği" diye kutsar.
Yazık ki yazık, ortada çürümenin gayet "başarılı" bir halkla ilişkiler departmanı kalır.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.