Sevgi, fırça darbeleri gibi çocuğun gelişen ruhunda iz bırakır...

Giriş Tarihi: 9.8.2017 14:59 Güncelleme Tarihi: 22.8.2017 16:10
Sevgi, fırça darbeleri gibi çocuğun gelişen ruhunda iz bırakır...

Şubat sayımızda sevgililer gününe özel bir konu hazırlamadan olmazdı. Eee bizim aşk konumuz da malumunuz anne baba ve bebek aşkı üzerine… Hamileliği öğrendiğiniz ilk günde filizlenmeye başlayan bu aşk, onu kucağınıza aldığınız andaki tarifsiz hislerle perçinlenip her geçen gün büyüyor… Bundan daha büyük bir aşk olmasa gerek!

Tarifi olmayan mutluluk ve duygu yoğunluğu… Dünyanın en büyük aşkı olan anne baba ve çocuk aşkı, onu kucağınıza aldığınız ilk andan itibaren başlıyor. Bu aşk her geçen gün daha da kuvvetleniyor ve büyüyor. Hayat boyu çıkarsızca karşılık beklemeden sürekli onun için bir şeyler yapma çabası, sanırım bu sevginin en büyük göstergesi. Çünkü o sizden bir parça ve aşkınızın meyvesi. Peki, bu büyük aşkı uzmanlar nasıl değerlendiriyor, merak ediyor musunuz? Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan ve Uzman Psikolog Aynur Sayım, sevginin gücünü çok güzel tarif ettiler.

Sevgi nasıl hissettirir?

Sevgi insanları birbirlerine yakınlaştıran görünmez bağ denilen duygudur. Nasıl ki atomun içinde nötron, proton ve elektron varsa ve bunları birbirine bağlayan şey çekim kuvveti ise; canlılar arasında da çekimi sağlayan şey sevgi duygusudur. Sevgi evreni döndüren güç gibidir. Anne-babanın bebeğine sevgisi de böyledir. Bebeğin sevgi nesnesi, anne veya anne yerine geçen kişidir. Sevgi nesnesiyle ilişkisi, hayatla ilişkisini şekillendirir. Hayat, silgisi olmayan bir resim gibi şekillenir. Sevgi ise fırça darbeleri gibi çocuğun gelişen ruhunda iz bırakır.

Sevgi ve çocuk

Sevginin en yoğun yaşandığı ve ihtiyaç gerektiren varlık çocuktur. Çocuklar genel olarak kendilerine bakan insanı severler. Annelerini ya da annelerinin yerine geçebilecek, bakım veren kişiye bağlanırlar. Çocuk büyüdükçe sevgisini dağıtmayı öğrenir. Örneğin; annesinden sonra babasını, ailesini ve oyuncaklarını sevmeye başlar. Sevginin doğru dağılımı; kişinin kendi varoluşunu, evrendeki konumunu, evrensel bütünlük içindeki yerini bilmesi sonucu, bütün sevgi taşlarını doğru yere oturtmasıyla sağlanır. Çocuk en nihayetinde kendisini bütünün parçası gibi görür ve sevgi kartlarını yerli yerine koymayı başarır.

Dokunmanın gücü

Anne bebek arasındaki bağlanma, annenin çocuğun ihtiyaçlarını karşılamasıyla, dokunmasıyla ve göz temasıyla olur. Hepimiz anne baba olunca aslında sevgiyi nasıl ifade ettiğimizi de fark ederiz. Siz çocuğunuza duygularınızı nasıl ifade ediyorsanız, o da kendi duygularını o şekilde ifade etmeyi öğrenir. Göz teması kurmuyorsanız, çocukla sohbet etmiyorsanız, sıcak bir yaklaşım sergilemiyorsanız, hem çocukta birtakım psikolojik sorunlar ortaya çıkar hem de çocuk duygularını ifade etmeyi öğrenemez.

Sevginin getirdiği aşırı korumacı yaklaşıma dikkat!

Kaygılı ve korumacı bir ailenin çocuğu, her yaptığı yeni denemenin tehlikeli olduğu mesajını alır ve yeni atılımlardan korkar. Korkuların pek çoğu bu nedenle ortaya çıkar, anne baba sürekli çocuğu koruduğu zaman, ona "sen yapamazsın" mesajını verdiği için çocuk, her şeyi onlardan beklemeye başlar ve anne- babaya aşırı bağlılık geliştirir. Bu sağlıksız bir gelişimdir. Anne baba, çocuğun atılımlarını denemelerinden dolayı desteklemeli, gerekli güvenlik tedbirlerini ona fark ettirmeden sakince almalıdır. Çocuğa karşı takıntılar yoğun ise yardım alınması gerekir.

Doğum sonrası depresyon ve bebeğe olan tutum

Bazı anneler doğum sonrasında depresyon yaşayabiliyor ve bebeklerini reddedip, kabul edemiyorlar, bu yüzden de bebekle duygu alışverişine giremiyorlar. Tepkisel bağlanma bozukluğu da çoğunlukla bu durumdan kaynaklanıyor. Bu durumda anneye mutlaka bireysel bir yardım, yani psikiyatri muayenesi ve psikoterapisi yapılmalıdır.

Otistik çocuğa sevgiyi göstermek…

beyinlerinin duyguları algılayan alanlarının iyi çalışmadığı hastalık grubu çocuklardır. Duygusal okur-yazarlığı ve empatiyi öğrenemezler. Ancak le öğrenmeleri mümkün olabilir. Normal çocuğa gösterilen sevgi ifadesiyle, otistik çocuğa gösterilen sevgi ifadesi arasında fark yoktur. Sadece tepki alamayabiliriz. Otizmin derecesine göre bu değerlendirmeler değişkenlik gösterebilir, hafif derecede yaşanan otizmde çocuk daha fazla tepki verirken, ağır bir otizm tablosunda uygun tepki alamayız. Sarılmak, göz teması kurmaya çalışmak, onunla yapılacak etkinlikler planlamak yapılacaklardan sadece birkaçıdır. Otistik bir çocuğa ulaşmak için ayırıcı-uyarıcı ses tonu kullanmalıyız, daha net ve kısa cümleler kurmalıyız.

Hazırlayan: Başak Doğru

ARKADAŞINA GÖNDER
Sevgi, fırça darbeleri gibi çocuğun gelişen ruhunda iz bırakır...
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
BİZE ULAŞIN