Sadece yaz sezonunun değil, bu yılın da en merakla beklenen filmi "Başlangıç" (Inception) 30 Temmuz Cuma günü vizyona girdi. Rüyalar aleminde geçen alışılmadık öyküsüyle dikkat çeken film, yönetmen Christopher Nolan'ın sınırları belirsiz hayal dünyasında, eğlenceli olduğu kadar akıl karıştıran bir yolculuğa davet ediyor.
Bu yönüyle "Başlangıç", sinema tarihinin seyretmesi hem zor hem de bir o kadar keyifli filmlerinden bazılarını getiriyor akla. Sinema dergisi Ağustos 2010 sayısında işte tam da böyle bir liste derledi.
La Jetée, 1962
Yön: Chris Marker
Oyn: Helene Chatelain, Davos Hanich
Yıllar sonra Terry Gilliam'ın "12 Maymun"una içerisindeki pek çok temanın ilham verdiği bu 28 dakikalık siyah beyaz film, yoğunlaştırılmış bir bilimkurgu şöleni. Nükleer savaş sonrasında yıkıma uğramış Paris'te yeraltında yaşam sürerken, zihin yoluyla zamanda yolculuk yapma üzerine deneyler yapılmaktadır. Deneklerden biri de kendi trajik sonuna bu süreçte varacaktır.
Jeneriğinde de "Chris Marker'ın foto-romanı" ibaresini taşıyan ve art arda sıralanan fotoğraf karelerinden oluşan bu avangart çalışma, pek çok bilimkurguya ilham verdi ve hâlâ sinema okullarında okutuluyor. Her izleyişte yeni açılımlar yakalamak mümkün.
Primer / Kapsül, 2004
Yön: Shane Carruth
Oyn: Shane Carruth, David Sullivan
Sadece 7000 dolarlık bütçesine rağmen, Shane Carruth'un mühendis zekasının ürünü bu filme kayıtsız kalmak mümkün değil. Başka bir şey ararken, zamanda yolculuk yapmayı tesadüfen keşfeden ve bunu borsada para kazanmak için kullanan iki arkadaş, çok geçmeden baş döndürücü bir keşifte bulunduklarını anlarlar!
Çünkü işin içinde sadece zaman yolculuğu değil kopyalanma da vardır… Filmin karmaşıklığında konusu kadar diyalogların da üst üste binmesinin ve görece kapalı bir senaryo metnine dayanmasının da payı var kuşkusuz. Carruth bu başarılı çıkışının ardından yeni bir projeyle henüz sinemalara teşrif etmiş değil ama "A Topiary" adını taşıyan hazırlık aşamasındaki bir projeyle uğraştığından bahsediliyor.
The Phantom of the Liberty / Özgürlük Hayaleti, 1974
Yön: Luis Bunuel
Oyn: Jean Claude Brialy, Michel Piccoli, Monica Vitti
Bunuel'in 74 yaşında çektiği sondan bir önceki filmi, aralarında tesadüfi bağlar varmış gibi duran birbirinden bağımsız öykülerden oluşuyor. Jean Claude Carriere ile birlikte kaleme aldıkları film üzerinde çalışırlarken, her sabah birbirlerine gördükleri rüyaları anlatırlarmış. Tüm sinema macerasını adeta özetleyen ve en kişisel filmi olarak değerlendirilen film, adını, Bunuel'in "Milky Way" filmindeki bir diyalogdan alıyordu; Bunuel, özgürlüğün bir hayalete dönüştüğüne inanıyordu gerçekten de. Usta sinemacı, yemek yemek için tuvalete kapanan, tuvalet ihtiyacını bir masa etrafında hep birlikte gideren şık burjuvalarla uğraşmaktan hâlâ vazgeçmemişti!
Jacob's Ladder/Dehşetin Nefesi, 1990
Yön: Adrian Lyne
Oyn: Tim Robbins, Elizabeth Pena,
"Jacob Singer'ın kabusunun en korkunç yönü, rüya görmüyor olmasıdır" sloganı, filmle ilgili olarak çok şey söylüyor aslında! Vietnam gazisi Jacob'un halüsinasyonlarla dolu zihninin içinde çıktığınız yolculukta, yolunuzu bulmak pek kolay değil ne yazık ki. BZ adlı, özellikle Vietnam Savaşı sırasında ABD askerlerine verilen cesaret arttırıcı (daha da fenası insanlıktan çıkaran, en ilkel korku ve öfke duygularını yaşatan) bir kimyasal maddenin etkisiyle çıldırmanın eşiğine gelen Jacob rolünde Tim Robbins insanın içine işleyen bir oyunculuk sergilemişti. Filmin afişinde yer alan kafa sallama imgesinde Adrian Lyne'in, ressam Francis Bacon'dan esinlendiğini de ekleyelim.
Insignificance/Önemsizlik, 1985
Yön: Nicolas Roeg
Oyn: Theresa Russell, Tony Curtis, Michael Emil
Ülkemizde "Sinema Günleri"nde gösterime giren usta yönetmen Nicolas Roeg'ün bu ilginç filmi, 1950'lerin dört ikonunu bir araya getiriyordu; gerçek isimleriyle değil, taşıdıkları sıfatlarla: Marilyn Monroe, kocası Joe DiMaggio, Albert Einstein ve senatör McCarthy. Bir otel odasında bir araya gelen bu dört kişinin buluştukları ortak payda, dönemin yaşattığı umutsuzluktu. Bir tiyatro oyunundan uyarlanan film, zekice diyaloglarıyla dikkat çekerken Roeg'ün barok estetiği, Cannes Film Festivali'nden teknik büyük ödülle dönüyordu.
Possesion/Tutku, 1981
Yön: Andrzej Zulawski
Oyn: Isabelle Adjani, Sam Neill
Isabelle Adjani'ye Cannes Film Festivali'nde en iyi kadın oyuncu ödülü kazandıran bu kült filmi tanımlamak zor gerçekten de. Berlin Duvarı'nın yakınlarında, Soğuk Savaş'ın sevimsiz yıllarında geçen filmin iç içe geçmiş pek çok katmanı var ve kesinlikle bir kere izlemek yeterli olmaz! Ayrılık, delirme, cinayetler, canavarlar, belki böyle arka arkaya sıralanınca ilgisiz temalar gibi görünüyor ama Zulawski, bunları öyle bir şekilde bir araya getiriyor ki, ortaya çok çarpıcı ve etkisinden kurtulması zor bir film çıkıyor.
Naked Lunch/Çıplak Şölen, 1991
Yön: David Cronenberg
Oyn: Peter Weller, Roy Scheider, Judy Davis
Yeraltı edebiyatının en tuhaf metinlerinden biri olan William Burroughs'un "Çıplak Şölen" romanını sinemaya uyarlayacak kalibrede çok az yönetmenden biri olan David Cronenberg, yıllar geçtikçe değeri artan bir antikaya benzeyen filminde, romanın metaforlarını başarıyla perdeye aktarmıştı. Böcek ilacı ile kafası tütsülenen Billy Lee'nin (Peter Weller) zihninden çıkma halüsinasyonlar arasında kuşkusuz yazılarını yazdığı konuşan daktilonun yeri ayrı!
Gozu, 2003
Yön: Takeshi Miike
Oyn: Yuta Sone, Sho Aikawa
Son 15 dakikası dillere destan olan film için neler söylenmedi ki? Miike'nin David Lynch'e saygı duruşunda bulunduğu film, hem türler arasında geziniyor hem de yaratıcısının bilinçaltının derinliklerinde! Yönetmenin gerçeküstü mizahı, "Gozu"da tavan yapıyor adeta. Yakuza filmleriyle korku filmlerinin kesişme noktasında duran film, bazı sahneleriyle John Waters filmlerini de anımsatmıyor değil. Senaryosunu "Ichi The Killer/Katil Ichi"nin yazarı Sakichi Sato'nun kaleme aldığı "Gozu", hazmı zor ve anlamak için mesai harcatan, Miike evreninin en ilginç projelerinden biri.
Tropical Malady/Tropik Hastalık, 2004
Yön: Apichatpong Weerasethakul
Oyn: Banlop Lomnoi, Sakda Kaewbuadee
İki bölüme ayrılmış filmin ilk yarısı eşcinsel bir aşkı anlatırken, uzun bir aradan sonra başlayan ikinci yarısı (yönetmen avangartlığın sınırlarını zorluyor, mesela 2002'de çektiği Neşeyle/Blissfully Yours"ta da jenerikler filmin başlamasından 45 dakika sonra akmaya başlıyordu!) tamamen farklı bir görsellik ve tarzla devam ediyordu. Bu yıl Cannes Film Festivali'nde "Loong Boonmee raleuk chat" ile Altın Palmiye'yi kazanan, 2000'lerin bu farklı sese sahip yönetmenini takip etmek zorlu ama değişik bir deneyim.
The Holy Mountain, 1973
Yön: Alejandro Jodorowsky
Oyn: Alejandro Jodorowsky, Horacio Salinas,
"El Topo"dan çok etkilenen Beatles üyelerinin prodüksiyonunu üstlendikleri film, gerçeküstü öğelerle bezeli, din ve mistisizmin anlamsızlığını ortaya koymayı amaçlayan, sinema tarihinin şüphesiz en ilginç filmlerinden birisi. Jodorowsky'nin sınır tanımayan hayal gücünü sergileyen filmin hazırlık aşamasında oyuncular özellikle doğum ve ölümü simgeleyen sahneler için LSD ve halüsinojenik mantar takviyesi ile çalışmışlar. Filmin hayranları arasında Marliyn Manson da var ve kendi düğün törenini Jodorowsky'nin düzenlemesini istemiş; filmdeki kimyacı kostümüyle üstelik!