YAZARA MAİL GÖNDER El kesesinden sultanım develer olsun kurbanım

YAZARLAR

Seçim yasakları devrede... Ama biz de zaten epeydir pazar günleri siyasete girmiyorduk. Kısa notlarla devam edelim:
İstanbul'un fethi (1453) sırasında, Osmanlı donanmasının Haliç'e girmesini engelleyen Bizans zincirinden söz etmiştik ya geçen hafta... İşte o zincirin günümüze kalan bölümü, Beşiktaş'taki Deniz Müzesi'nde sergileniyor.
Dünyayı dolaşan (1965-1968) ilk amatör Türk denizcisi olan Sadun Boro geçen gün vefat etti. On buçuk metrelik ünlü teknesi Kısmet ise Haliç Hasköy'deki Rahmi Koç Müzesi'nde... (Sadun Boro ile eşi Oda Boro'nun heykeli ise Kalamış'ta.)
Kadın Merkezi Vakfı'nın (KAMER) Doğu ve Güneydoğu'da 23, Karadeniz Bölgesinden ise 3 ilde yürüttüğü araştırmanın sonuçları açıklandı.
25 bin
kadar kadınla yüz yüze görüşülen çalışmada... Aynı anda hem resmi, hem de dini nikahı olanların oranı yüzde 96 çıkmış.
Ancak resmi nikahın yaygınlığı kimseyi aldatmasın. Çünkü 100 kadından 54'ü, "Ailenizde kadınlar mirastan pay alabilirler mi" sorusuna, "Hayır, bizde kadına miras yoktur" cevabını vermiş.
Yani kadının katmerli bir şekilde sömürüldüğü bir ülke burası... "Sanki batı bölgelerinde kadınlar fabrikada, şirkette çalışırken sömürülmüyor mu" diyenler çıkacaktır.
Bunlar "katmerli" (aşırı, çok fazla) kelimesini, katmerle (yağlı, fıstıklı yufka ekmeği) karıştıran bencil erkekler. Ailesinden kalan mirası alacaksın elinden almadan taş beyinleri ikna olmaz.
Bu arada Anayasa Mahkemesi'nin kararının ne kadar yanlış olduğunu görüyor musunuz? Dini nikahtan önce resmi nikah kıyılmasını zorunlu olmaktan çıkardığı için, miras alamayan kadınların sayısı daha da artacak.
Geçenlerde kırk yaşlarında, çok hoş, gayet zeki ve zevkli bir hanımla tanıştık. Konu konuyu açtı. Ve şu ortaya çıktı: Ne Refik Halit'ten haberi vardı, ne Ahmet Rasim'den, ne Refi' Cevad Ulunay'ı biliyordu, ne de (sıkı durun) Hüseyin Rahmi'yi...
Şaka yapıyor sandık. Saydığımız yazar ve kitap adlarını, tekrar ettire ettire not aldığını görünce, gönülsüzce ikna olduk. (Hemen küçümsemeyin, biz de ondan neler öğrendik neler.)
Bilimcilerle... Bilhassa fizik, kimya, biyoloji gibi doğa bilimleriyle uğraşanlar ve o bilgilerden yeni teknolojiler üretenlerle... Sokaktaki vatandaşın arasındaki mesafe giderek açılıyor, hatta uçuruma dönüşüyor.
Bu açığı kapatmak için Fransız Nancy Üniversitesi ve Bilimsel Araştırma Ulusal Merkezi, "Üç Dakikada Doktora Tezim" adıyla bir yarışma düzenlenmiş.
Öğrenciler, kara delikler veya kuantum fiziği hakkındaki karmaşık tezi, konudan bihaber insanlara, üç dakikada basit bir şekilde anlatmak zorunda.
Finale kalan yarışmacılardan biri, incelediği molekülün hareketini, disko kapısındaki bodyguard'a benzetmiş. Ancak bir farkla: Bizim bodyguard, her geleni içeri alıyor ama kimseyi dışarı bırakmıyor.
Birinci
gelen öğrenci ise... Tez konusunu anlatabilmek için aşk kavramından yararlanmış: "Elektronlar, birleşirken tercih yapmak zorunda kalıyor: Parçacıklar arası aşkı mümkün kılan süper iletkenlik mi? Yoksa bedeli karşılığında performansı artıran grafen mi?"
Yarışma bizde olsa, herhalde en çok tıbbi mecazlar kullanılırdı: Damardan girdi, ciğerini söktü, kanını emdi, bademciğini aldı, kafayı yedi, belinden su çekti... Falan filan.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.