Dünya enerji savaşlarının tam ortasında yeni bir küresel denge kuruluyor. Hürmüz Boğazı'nda yaşanan krizler, Avrupa'nın enerji güvenliği korkusu, Rusya-Ukrayna savaşı sonrası değişen enerji dengesi ve Batı'nın yeni enerji tedarik arayışları küresel enerji jeopolitiğini yeniden şekillendirirken Türkiye artık yalnızca enerji geçiş hattı olarak değil; enerji üreten, depolayan, yöneten ve bölgesel enerji akışını şekillendiren merkez ülke olarak konuşuluyor. Ankara'nın son 10 yılda attığı stratejik adımlar bugün yalnızca ekonomik yatırım olarak değil, doğrudan devlet doktrini olarak okunuyor.
Bu dönüşümün merkezinde ise 2016 yılında dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak tarafından ortaya konulan Milli Enerji ve Maden Politikası, Ankara kulislerinde kullanılan ifadeyle "Albayrak Doktrini" bulunuyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın güçlü siyasi iradesiyle devlet politikası haline gelen bu stratejik yaklaşımın Türkiye'nin enerji alanındaki kaderini değiştirdiği değerlendiriliyor
ALBAYRAK DOKTRİNİYLE TÜRKİYE ENERJİDE YÖN DEĞİŞTİRDİ
Berat Albayrak'ın enerji yönetiminde ortaya koyduğu vizyon yalnızca günlük enerji ihtiyacını karşılamaya yönelik klasik bir bakanlık politikası değildi. Türkiye ilk kez enerjide dışa bağımlılığı kırmayı hedefleyen kapsamlı bir stratejik dönüşüm sürecine girdi. Albayrak Doktrini'nin temelinde üç ana başlık yer aldı: arz güvenliği, yerlileştirme ve öngörülebilir piyasa yapısı.
Ancak Ankara'da bu başlıkların çok daha büyük bir devlet aklının parçaları olduğu değerlendiriliyor. Çünkü Türkiye o dönem yalnızca enerji satın alan ülke modelinden çıkarak kendi filosunu kuran, kendi kaynaklarını arayan, kendi enerji güvenlik hattını oluşturan ve küresel krizlere hazırlık yapan yeni bir enerji konsepti geliştirdi.
Albayrak'ın 2022 yılında yayımlanan "Burası Çok Önemli" kitabında kullandığı "kendi göbeğini kendin kesmek" yaklaşımı da bu doktrinin temel felsefesi olarak değerlendiriliyor. Ankara kulislerinde bugün hâlâ sıkça konuşulan "Biz köprüyü geçtik" ifadesi ise Türkiye'nin enerji alanında geri dönüşü olmayan stratejik bir yol haritasına girdiğinin en net mesajlarından biri olarak yorumlanıyor. Enerji uzmanlarına göre Türkiye'nin bugün geldiği nokta, 2016 yılında atılan bu stratejik adımların sonucu olarak görülüyor.
ALBAYRAK DOKTRİNİ TÜRKİYE'Yİ ENERJİDE OYUN KURUCU YAPTI
O dönem birçok çevre tarafından tartışılan yerli sondaj filosu hamlesi bugün Türkiye'nin en büyük stratejik güçlerinden biri haline geldi. Fatih, Yavuz, Kanuni ve Abdülhamid Han başta olmak üzere derin deniz sondaj gemileriyle Türkiye artık kendi denizlerinde hidrokarbon arayan sayılı ülkeler arasında yer alıyor. Oruç Reis ve Barbaros Hayreddin Paşa sismik araştırma gemileriyle birlikte oluşturulan yapı sayesinde Türkiye dünyanın en büyük enerji filolarından birine sahip ülke konumuna yükseldi.
Enerji yönetiminde atılan bu adımlar yalnızca teknik yatırım olarak değil, doğrudan enerji bağımsızlığı hamlesi olarak değerlendiriliyor. Özellikle ilk sondaj gemisi Fatih'in satın alma süreci bugün hâlâ enerji kulislerinde konuşuluyor. Piyasada yaklaşık 800 milyon dolar seviyesinde değerlendirilen geminin 154 milyon dolara alınması Ankara'nın enerji stratejisindeki kararlılığı ortaya koyan en kritik hamlelerden biri olarak gösteriliyor.
Sürecin teknik yönetiminde yer alan dönemin Müsteşar Yardımcısı Alparslan Bayraktar'ın bugün aynı enerji vizyonunu bakan olarak sürdürmesi ise Ankara'da "devlet aklı devamlılığı" olarak yorumlanıyor.
KRİZ ÇIKMADAN ENERJİ SAVUNMA HATTI KURULDU
Bugün Avrupa enerji krizleriyle mücadele ederken Türkiye'nin ayakta kalmasını sağlayan altyapının önemli bölümü de yine Albayrak Doktrini kapsamında başlatılan yatırımlarla oluşturuldu. Doğal gaz depolama kapasitesinin artırılması, LNG altyapısının genişletilmesi, FSRU yatırımları ve enerji arz güvenliğine yönelik stratejik rezerv çalışmaları Türkiye'yi kriz çıkmadan önce hazırlığını yapan ülkeler arasına taşıdı.
Tuz Gölü ve Silivri doğal gaz depolama tesislerinde yapılan kapasite artışları, LNG gazlaştırma kapasitesindeki büyük yükseliş ve milli FSRU gemisi Ertuğrul Gazi'nin devreye alınması bugün Türkiye'nin enerji güvenliği açısından kritik hamleler arasında gösteriliyor. Avrupa enerji arz krizleriyle sarsılırken Türkiye'nin görece daha kontrollü süreç yönetmesi Ankara'da "önceden kurulan enerji savunma hattının sonucu" olarak değerlendiriliyor.
MAVİ VATAN VE ENERJİ CEPHESİ
Albayrak Doktrini'nin en kritik başlıklarından biri de Doğu Akdeniz ve Mavi Vatan stratejisi oldu. Ankara'nın enerji bağımsızlığı hedefiyle birlikte deniz yetki alanları konusunda daha sert ve kararlı bir politika izlemeye başlaması enerji jeopolitiğinde yeni bir dönemin kapısını açtı. Albayrak'ın kitabında aktardığı kritik toplantılarda "Mavi Vatan'dan asla vazgeçmeyiz" yaklaşımını net biçimde ortaya koyduğu belirtilirken, bugün Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de yürüttüğü enerji politikasının temelinin de o dönemde atıldığı değerlendiriliyor.
Enerji kulislerinde dikkat çeken bir başka değerlendirme ise Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin enerji hamlelerine karşı çıkan bazı yapıların daha sonra FETÖ bağlantılarıyla gündeme gelmesi oldu. Ankara'da bugün yapılan değerlendirmelerde enerji bağımsızlığı sürecinin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda milli güvenlik ve devlet egemenliği süreci olduğu ifade ediliyor.
TÜRKİYE'NİN GÜNEYDOĞUSUNDA ABD'NİN TEKSAS'I YÜKSELİYOR
Karadeniz'de keşfedilen dev doğal gaz rezervleri ve Türkiye'nin güneydoğusunda artan yüksek kaliteli petrol üretimi enerji denklemindeki ağırlığı her geçen gün artırıyor. Enerji kulislerinde artık "Türkiye'nin güneydoğusunda ABD'nin Teksas'ı yükseliyor" yorumları daha yüksek sesle yapılmaya başlandı. Bölgedeki yeni saha yatırımları, artan üretim kapasitesi ve enerji altyapısındaki büyüme sayesinde Türkiye'nin karadaki petrol üretim hedeflerinin her geçen gün daha yukarı taşındığı belirtiliyor.
Bir dönem terör ve güvenlik riskleriyle anılan bölgelerde bugün enerji üretim üslerinin yükselmesi Ankara'da yalnızca ekonomik dönüşüm değil, aynı zamanda devlet otoritesi, güvenlik hakimiyeti ve enerji bağımsızlığı açısından tarihi bir değişim olarak değerlendiriliyor. Ankara'daki güvenlik ve enerji kulislerinde bugün sıkça dile getirilen değerlendirme ise oldukça dikkat çekici: "Terörün gölgesindeki bölge artık Türkiye'nin enerji üssüne dönüşüyor."
TRANSİT ÜLKEDEN ENERJİ MERKEZİNE
Albayrak Doktrini'nin en önemli hedeflerinden biri de Türkiye'yi enerji koridoru olmaktan çıkarıp enerji merkezi haline getirmekti. Bugün gelinen noktada Zengezur Koridoru'ndan Irak Kalkınma Yolu Projesi'ne, Suriye enerji hattından Avrupa'ya uzanan yeni doğal gaz ve elektrik bağlantılarına kadar birçok stratejik proje Ankara'nın enerji merkezli yeni jeopolitik vizyonunun parçaları olarak görülüyor.
Özellikle Avrupa'nın Rus gazına alternatif aradığı bir dönemde Türkiye'nin transit ülke rolünden çıkarak enerji tedarik eden, dağıtan ve fiyatlama gücü oluşturan ülke konumuna yükselmesi dikkat çekiyor. BOTAŞ'ın uluslararası enerji şirketleriyle yaptığı uzun vadeli anlaşmalar ve EPİAŞ üzerinden geliştirilen yeni enerji piyasası modeli Ankara'nın küresel enerji denklemindeki rolünü güçlendiren adımlar arasında gösteriliyor.
ENERJİDEN SAVUNMAYA YENİ DEVLET REFLEKSİ
Ankara'da son 10 yılda enerji alanında atılan adımlar artık yalnızca ekonomik dönüşüm olarak okunmuyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın liderliğinde şekillenen yeni devlet aklının; enerji, savunma sanayii, istihbarat kapasitesi ve teknolojik güvenliği aynı stratejik zeminde buluşturduğu değerlendiriliyor. Türkiye nasıl enerjide kendi filosunu kurup kendi kaynaklarını arayan bir ülkeye dönüştüyse, savunma sanayiinde de İHA-SİHA teknolojileri, milli savaş gemileri, hava savunma sistemleri ve yerli mühimmat üretimiyle benzer bir bağımsızlık hattı oluşturdu.
Doğu Akdeniz'den Karadeniz'e uzanan enerji mücadelesinin artık yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik ve güvenlik merkezli bir süreç olduğu belirtiliyor. Bu nedenle Mavi Vatan'dan enerji koridorlarına kadar uzanan yeni denklemde askeri güç kapasitesi ile enerji güvenliğinin birlikte ilerlediği ifade ediliyor. Son yıllarda Milli İstihbarat Teşkilatı'nın enerji güvenliği, kritik altyapıların korunması ve siber güvenlik alanlarında daha aktif rol üstlendiği değerlendirilirken, enerji altyapısına yönelik yerli dijital güvenlik sistemleri de Ankara'nın yeni güvenlik mimarisinin önemli parçaları arasında gösteriliyor.
ALBAYRAK'TAN BAYRAKTAR'A DEVAM EDEN DOKTRİN
Sürecin en dikkat çekici yönlerinden biri ise enerji yönetimindeki kadro ve vizyon devamlılığı oldu. 2016 yılında Berat Albayrak'ın ekibinde Müsteşar Yardımcısı olarak görev yapan Alparslan Bayraktar bugün Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı olarak aynı doktrini 2053 hedeflerine taşıyan isim konumunda bulunuyor. Bayraktar'ın son dönemde sık sık dile getirdiği "30 yıllık enerji mimarisi" vurgusu Ankara'nın artık günü kurtaran değil, nesiller sonrası için stratejik planlama yapan bir enerji politikası yürüttüğünü ortaya koyuyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 2053 net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda hazırlanan yeni süreçte nükleer enerji, yenilenebilir kaynaklar, yeşil iletim altyapısı ve dijital enerji yönetimi ön plana çıkıyor. Akkuyu'nun ardından Sinop ve Trakya'da planlanan yeni nükleer santraller, küçük modüler reaktör projeleri ve dev enerji iletim yatırımları Türkiye'nin yeni enerji çağının omurgasını oluşturuyor.
GÖZLER 22 MAYIS'TAKİ DEV ENERJİ ZİRVESİNDE
Türkiye'nin enerji alanında son 10 yılda oluşturduğu yeni vizyonun uluslararası ölçekte en güçlü şekilde ortaya konulacağı organizasyonlardan biri ise 22 Mayıs'ta İstanbul'da Turkuvaz Medya işbirliğiyle gerçekleştirilecek 2. İstanbul Doğal Kaynaklar Zirvesi olacak. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın katılımıyla Lütfi Kırdar Kongre Merkezi'nde gerçekleştirilecek zirvede 45 ülkeden bakanlar, üst düzey heyetler, enerji şirketleri ve küresel yatırım çevreleri bir araya gelecek. Küresel enerji denkleminde Türkiye'nin merkez ülke rolünün masaya yatırılacağı zirvede özellikle doğal gaz güvenliği, yeni enerji koridorları, nükleer yatırımlar, yeşil enerji dönüşümü ve Türkiye'nin 2053 enerji vizyonunun uluslararası boyutu ele alınacak. Ankara kulislerinde zirve yalnızca diplomatik bir enerji toplantısı olarak değil, Türkiye'nin son 10 yılda kurduğu yeni enerji doktrininin dünyaya ilanı olarak değerlendiriliyor.