Hürmüz blokajı, Avrupa'nın arz güvenliği korkusu, Rusya-Ukrayna savaşı sonrası değişen dengeler küresel enerji jeopolitiğini yeniden şekillendirirken, Türkiye artık yalnızca enerji geçiş hattı olarak değil; enerji üreten, depolayan, bölgesel akışı yöneten merkez ülke haline geldi. Ankara'nın son 10 yılda attığı stratejik adımlar yalnızca ekonomik yatırım olarak değil, doğrudan devlet doktrini olarak görülüyor.
Bu dönüşümün merkezinde ise 2016 yılında dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak tarafından ortaya konulan Milli Enerji ve Maden Politikası, Ankara kulislerinde kullanılan ifadeyle "Albayrak Doktrini" bulunuyor.
Berat Albayrak'ın enerji yönetiminde ortaya koyduğu vizyon yalnızca günlük enerji ihtiyacını karşılamaya yönelik klasik bir bakanlık politikası değildi. Türkiye ilk kez enerjide dışa bağımlılığı kırmayı hedefleyen kapsamlı bir stratejik dönüşüm sürecine girdi. Arz güvenliği, yerlileştirme ve öngörülebilir piyasa yaklaşımıyla Türkiye artık yalnızca enerji satın alan ülke modelinden çıkarak kendi filosunu kuran, kendi kaynaklarını arayan ve küresel krizlere hazırlık yapan yeni bir enerji konsepti geliştirdi.
2016 yılında Berat Albayrak'ın ekibinde Müsteşar Yardımcısı olarak görev yapan Alparslan Bayraktar bugün aynı doktrini 2053 hedeflerine taşıyan isim konumunda bulunuyor.
OYUN KURUCU ÜLKE
2016'da tartışılan yerli sondaj filosu hamlesi bugün Türkiye'nin en büyük stratejik güçlerinden biri haline geldi. Fatih, Yavuz, Kanuni ve Abdülhamid Han sondaj gemileriyle Türkiye artık kendi denizlerinde hidrokarbon arayan sayılı ülkeler arasında yer alıyor. Enerji yönetiminde atılan bu adımlar yalnızca teknik yatırım değil, doğrudan enerji bağımsızlığı hamlesi...
Özellikle ilk sondaj gemisi Fatih'in satın alma süreci bugün hâlâ enerji kulislerinde konuşuluyor. Yaklaşık 800 milyon dolar değer biçilen geminin 154 milyon dolara alınması Ankara'nın enerji stratejisindeki en kritik hamlelerden biri olarak gösteriliyor.
ENERJİDE SAVUNMA HATTI
Bugün Avrupa enerji krizleriyle mücadele ederken Türkiye'nin ayakta kalmasını sağlayan altyapının önemli bölümü de yine Albayrak Doktrini kapsamında başlatılan yatırımlarla oluşturuldu.
Doğalgaz depolama kapasitesinin artırılması, LNG altyapısının güçlendirilmesi ve enerji arz güvenliğine yönelik stratejik hamleler Türkiye'yi kriz çıkmadan hazırlığını yapan ülkeler arasına taşıdı. Avrupa enerji arz krizleriyle sarsılırken Türkiye'nin daha kontrollü süreç yönetmesi Ankara'da "önceden kurulan enerji savunma hattının sonucu" olarak değerlendiriliyor.
ABD'NİN TEKSAS'I YÜKSELİYOR
Albayrak Doktrini'nin en dikkat çeken sonuçlarından biri bugün Türkiye'nin güneydoğusunda yaşanıyor. Bir dönem terör, çatışma ve güvenlik riskiyle anılan bölgelerde artık petrol kuleleri yükseliyor. Enerji kulislerinde artık açık açık "Türkiye'nin güneydoğusunda ABD'nin Teksas'ı doğuyor" yorumları yapılıyor. Bölgedeki yüksek kaliteli petrol rezervleri, yeni saha yatırımları ve artan üretim kapasitesi Ankara'nın enerji denklemindeki elini güçlendiriyor. Bir dönem girilmesi dahi riskli görülen alanlarda bugün enerji üretim üslerinin kurulması Ankara'da devlet otoritesinin yeniden tahkim edilmesi olarak yorumlanıyor.
GÖZLER 22 MAYIS'TAKİ DEV ENERJİ ZİRVESİNDE
Türkiye'nin enerji alanında son 10 yılda oluşturduğu yeni vizyonun uluslararası ölçekte en güçlü şekilde ortaya konulacağı organizasyonlardan biri ise 22 Mayıs'ta İstanbul'da Turkuvaz Medya işbirliğiyle gerçekleştirilecek 2. İstanbul Doğal Kaynaklar Zirvesi olacak. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın katılımıyla Lütfi Kırdar Kongre Merkezi'nde gerçekleştirilecek zirvede 45 ülkeden bakanlar, üst düzey heyetler, enerji şirketleri ve küresel yatırım çevreleri bir araya gelecek.