Ressam bir baba ve sezgileri güçlü bir annenin kucağında, sanatın içine doğdu. İki yaşında elinde saç fırçasıyla masaların üzerine çıkıp şarkılar söyleyerek başladığı kariyer yolculuğu, 13 yaşında profesyonel setlerle tanışınca bambaşka bir boyuta evrildi. Konservatuvarı birincilikle bitirip ödüllü bir oyuncu olduktan sonra, "iyi kız" rollerine hapsolmamak için başrol tekliflerini durdurup, kötü karakterleri oynamayı seçti. Şimdilerde "A.B.İ." dizisiyle reytinglerin zirvesinde olan ve sosyal medyadaki linçleri bile bir başarı ölçütü olarak gören Sağlam, sektördeki disiplininden anne olma hayallerine kadar pek çok konuda samimi açıklamalarda bulundu... Toprak Sağlam, Günaydın YouTube kanalında bu haftaki konuğum oldu. Hayat hikayesinden kariyer sürecine, merak edilenlerini anlattı.
Oyuncu Toprak Sağlam, Günaydın YouTube kanalında "Yasemince İtiraflar" programında Yasemin Durna'nın konuğu oldu. Setlerdeki çalışma disiplini ve insan ilişkilerine dair samimi bir portre çizen Sağlam, kalabalık ekiplerle bir arada olmanın zorluklarına değinerek, "Ahenk içinde çalışmak herkesin harcı değil" sözüyle sektördeki profesyonelliğin önemine dikkat çekti. Kendi kariyerini yönetirken şansın ötesinde emeğe inandığını vurgulayan oyuncu, "Şerbetli biriyim ama olmasaydı da kendimi yaratırdım" diyerek iddialı bir duruş sergiledi. Özel hayatını neden gözlerden uzak yaşadığından çocuk sahibi olma isteğine, kötü karakterleri oynamanın verdiği oyun alanından yaş almanın getirdiği öz sevgiye kadar birçok konuda içten itiraflarda bulundu. İşte röportajın tüm detayları…
-Nasılsınız, nasıl gidiyor hayat?
Yolunda, yoğun. Çalışıyoruz, set devam ediyor. Bir taraftan spor benim kendi hayatımda. Diğer yandan derslerim devam ediyor. Güzel yolunda her şey çok şükür.
-Sanatın her dalıyla iç içe geçen bir kariyer hayatınız olmuş. Bu kariyerin içinde dans var, müzik var, tiyatro var… Hatta tiyatro bölümünden birincilikle mezun olmak gibi önemli bir detay da var. Yolculuğunuzu kısaca dinlemek isterim.
O kodla doğduğumu düşünüyorum ben. İki yaşında, üç yaşında şarkı söylemeler, masaların üzerinde saç fırçasıyla falan klasiktir ya. Onlar çok küçük yaşta başlamıştı zaten. Tabii aile çok önemli bu noktada. Becerilerinizi görebilip, bunların üzerine eğilmenize müsaade eden, bunları destekleyen, besleyen bir aileniz olduğu zaman… Benim babam ressam aynı zamanda resim öğretmeni. Annem de çok hisli ve sezgileri çok kuvvetli. O yüzden de böyle gözlem yetenekleriyle bunları keşfedip buraya doğru yönlendirmişler beni. Onlar sayesinde bunların hepsi ortaya çıktı.
13 yaşında başladım ben sektöre. Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nin hafta sonu kursuna gidiyordum. Orada keşfedildim ve orada bir sinema filmiyle başladı her şey. Sonrasında hiç ara vermeden çalıştım her sene. O yüzden konservatuara girip birincilikle mezun oldum. Çok genç yaşta Ankara Uluslararası Film Festivali'nde ödül aldım. Bunlar hem beklediğim, bu çalışmanın üzerine zaten evet olması gereken dediğim, hem de beni çok motive edip "Daha çok çalışmam gerek" dedirten şeyler oldu şükürler olsun.
ŞERBETLİ BİRİYİM AMA OLMASAYDI DA KENDİMİ YARATIRDIM
-Oyunculuk kariyeriniz dikenli bir yol muydu, yoksa bu serüvende şanslı olanlardan mısınız?
Ya tabii ki oldu. Sadece emeğinizle bir yere gelmeyi seçtiğiniz zaman tabii ki zorluklarla yolunuza devam ediyorsunuz. Ben bu yolu kendi isteğimle, kendi tercihimle seçtim. Dolayısıyla da daha çok çalışmam ve daha çok emek vermem gerekti. Bu da olması gerekendir zaten yani bir mesleği seviyorsanız onu hakkıyla layığıyla yapabilmeniz için çok çalışmanız gerekir. Şans yardım etmiştir çünkü gerçekten şerbetli bir tip olduğumu düşünüyorum. Hayatın beni sevdiğini düşünürüm her zaman. Ama olmasaydı da kendimi yaratırdım, yaptığım da oldu.
REYTİNGE ŞAŞIRDIK VE MUTLU OLDUK
-Pek çok hafızalara kazınan projede rol alıyorsunuz, şimdilerde de "A.B.İ." ile izliyoruz ekranlarda sizi. Öncelikle sorayım, bu başarıyı bekliyor muydunuz? Bu başarının sırrı sizce nedir?
Yani umut ediyorduk tabii ki. Yani şey olarak bekliyorduk; verdiğimiz emeği, projedeki çabayı, hikayemize karşı duyduğumuz güveni biliyorduk. Kadro ortada, ekip ortada. Yönetmenimiz, yapım şirketimiz... Her şey o kadar kombin bir şekilde doğru ve yerinde ki... Zaten böyle bir başarı olması gerekiyordu. Ama bu kadar yükseği çok şaşırttı ve mutlu etti bizi. Çok şükür gün birincisi olarak devam ediyoruz, mutluyuz.
SETTE HEPİMİZ DİSİPLİNLİ VE DOKUNMATİK TİPLERİZ
-Sette nasıl bir ortamınız var? Daha önceden birlikte çalıştığınız oyuncularla da tekrar birlikte oynama fırsatınız oldu. Küçük bir Yalı Çapkını kadrosu kurulmuş desek yalan olmaz sanırım. Nasıl geçiyor sahneler?
Biz ekip olarak hep sahnelerde her yerde beraber olduğumuz için zaten hepimiz birbirimize böyle girift bir şey oldu. Çok seviyoruz zaten. Şansımıza da komedisi kendi içinde olan, disiplinli ve dokunmatik tipleriz hepimiz. Öyle bir denk gelmişiz yani. O yüzden kameranın önünde nasıl birbirimizle oyuncu olarak çok güzel paslaşabiliyorsak hayatta da öyle tatlı bir iletişimimiz var. İyiyiz ya gerçekten, o da yansıyordur diye düşünüyorum.
-Daha önce Yalı Çapkını'nda birlikte çalıştığınız Afra Saraçoğlu, Diren Polatoğulları gibi isimler de kadroda yer alıyor. Bu da sizin için bir konfor oluşturmuştur diyebilir miyiz?
Tabii ki. Ben yeni insanlarla çalışmaktan da çok keyif alıyorum. Yeni keşifler yapmak, bilmediğim enerjilerle karşılıklı paslaşmak benim çok heyecanlandığım bir şey. Ama bildiğin oyuncuyla oynayınca da birbirimizi böyle golleyebileceğimiz, pas atacağımız falan noktaları da biliyoruz. O yüzden oynarken o karşılıklı hallerimiz de çok keyifli oluyor. Çok tatlı, keyifli geçiyor yani.
MİZAH DİLİMİZ ÇOK BENZİYOR, SİNAN'I ÇOK SEVİYORUM
-Sinan Bey de muhteşem bir oyuncu. Sizce nasıl bir partner oldunuz?
Şöyle teknik bir şey var; herkesle anlaşamayabilirsiniz. Herkesi sevemeyebilirsiniz. Oyun anlamında da, karakter anlamında da. Fakat tek bir gerçek var. Profesyonel bir çizgidesiniz ve oyununuzu en iyi şekilde oynamak durumundasınız. Her iki taraf içinde. Bazen zorlayıcı olabilir bu ama mecburen işimizi yapmak durumundayız. Burada benim şansım gerçekten onunla çok iyi anlaşmam oldu. Mizah dilimiz de birbirine çok benziyor, o da çok uyumlu, çok keyifli. Entelektüel donanıma çok sıkı. Her şeyden çok fazla konuşabiliyorum. Onunla set aralarında zaten sohbetimiz hiç bitmez. O yüzden şanslıyım. Çok seviyorum Sinan'ı, iyi biri. Onunla çalışması çok konforlu.
AHENK İÇİNDE ÇALIŞMAK HERKESİN HARCI DEĞİL
-Büyük bir şans olsa gerek sevebildiğin biriyle çalışmak…
Yani biz öyle saatlerde çalışıyoruz ki, her gün çalışıyoruz. Ailemizden çok birbirimizi görüyoruz. Hiç tanımadığınız insanlarla bir mutfağın içerisinde bir yemek yapmaya çalışıyorsunuz. O nokta tabii ki zaman zaman zor olabiliyor. Her gün aynı modda uyanmıyorsunuz. Herkesin ailevi problemleri olabilir. Bin tane sorunla mücadele ediyoruz her gün. Dolayısıyla birbirinden çok farklı bir sürü insan tek bir yemek yapmaya çalışıyor. Bunu bir ahenk içinde becerebiliyor olmak herkesin harcı olmuyor. O yüzden herkesin aynı özveriyle aynı sakinlikte çalışmaya devam etmesi gerekli.
-Hiç kaoslu ya da istemediğiniz bir set ortamında bulunduğunuz oldu mu?
Yok. Benim olmadı şahsen. Şansıma hep sevdiğim insanlarla çalıştım. Benim maksimum hani o insan yoktur benim için. Ben öyle takılmam. İkili ilişkilerde yaşadığım sorunları büyütmem. Sette herhangi bir tartışmaya asla girmem. Ben çok disiplinli ve çok sakin bir tipimdir. Yani tersim de iyi değildir ama buralara hiç gelmedik (gülüyor).
LİNÇ YEMEK BENİ MUTLU EDİYOR!
-Peki, sosyal medyadan veya çevrenizden nasıl tepkiler alıyorsunuz?
Altın biraz kötü ama sempatik. En azından oradan bir insanları yakalıyor. Gülüyorlar, seviyorlar. Tatlı buluyorlar bir yandan da. Tabii Zerrin daha bambaşka bir boyuttu. Bodrum Masalı'nda da benzer şeyler yaşadım. Orada da bir ikinci kadın, bir metres meselesi vardı. Orada da benzer linçler gördüm insanlardan. Bu bir oyuncu olarak beni mutlu ediyor. Sınırında kaldığı sürece. Onun dışında sosyal medyada yazılanları okuyorum ama bana çok etki eden şeyler değil onlar. Ben işimi yaparım. İyi de yapmaya çalışırım ve geçerim. Benim için böyle çalışıyor. Herkes kendisi gibi alır ya siz ne kadar anlatırsanız, ne yaparsanız yapın. Dolayısıyla hayatımda hiçbir varlık gösterememiş insanlar gelip orada koca koca cümlelerle bana bir şey yazamazlar. O bende çalışmaz. O yüzden almam gerekenleri, tatlı eleştirileri alıyorum hali hazırda zaten. Ama onun dışında buradan girer buradan çıkar benim. Öyle etkisi yok benim üzerime.
BAŞROL TEKLİFLERİNİ DURDURMAYA KARAR VERİP SERİ KATİLİ OYNADIM
-Başrol karakterlere hayat veren bir oyuncuyken bir anda kötü karakterler ile ekranlarda boy göstermeye başlamışsınız. Bu değişim nasıl gelişti?
Ben başladığımdan beri hep ana kasttaydım. Sonrasında hızlı bir şekilde başrole yükseldim ve öyle gitti uzunca bir süre. Başrol oynamak evet tabii ki çok güzel çok önemli bir kariyer basamağı olarak. Fakat hep aynı şeyleri oynuyorsunuz o zaman. Yani hep iyi kız, ailenin tatlı kızı, mahallenin iyi kızı, bütün hikayenin en iyisi. Ama tek bir düzlemde oluyor. Ben de istiyorum ki içimde binlerce kadın var ve bunların hepsini oynayabilmek gösterebilmek istiyorum. Tiyatroda bunu yapıyoruz başka bir şey zaten ama neden projelerimde de bunu yapmayayım diye düşündüm. Sonra başrol tekliflerini durdurmaya karar verdim. Yani ben kötü bir karakter oynamak istiyorum diye. Sonra gerçekten işim tatlı gitti ve bir anda bir seri katille geri dönüşü yaptım. Kara Ekmek'ti galiba yanlış hatırlamıyorsam. Oraya bir girdim zaten ondan sonra hep böyle devam etti. Hepsi de birbirinden farklı oldu. O yüzden de oynama ve performans alanı çok geniş olduğu için çok eğlenceli geliyor. O yüzden şu an olduğum nokta gayet kendi seçimlerimle getirdiğim bir nokta oldu.
-Bir rolü oynayınca hep benzer rollerde teklifler gelir ya, o anlamda önemli bir döngüyü kırmışsınız…
Evet, o noktada biraz sektör tembel. Yani garanti bir şeylere gidiyorlar. Bazı mecburiyetler var bunları da anlayabiliyoruz maalesef. Ama konservatuvardan dünya kadar genç çıkıyor ve hepsi çok yetenekli. Halihazırda alaylı olup da kendine yer bulamayan yine çok yetenekli, çok fazla genç var. Biraz da oyuncuların yeni yönlerini keşfedebilmek gibi geliyor bana. Buna biraz emek vermek lazım. Yani o yüzden ben kendi kariyer hayatımda böyle bir değişime gittim ve çok mutluyum. Bir süre sonra bunu da değiştireceğim. Bu da yapışmasın.
KÖTÜ KARAKTERİN ÜSTÜME YAPIŞMASINI İSTEMİYORUM
-Sırada ne var?
Bilmiyorum bakacağım ona (gülüyor). Hani şu an bunu bir tüketeyim kendi içimde. Sonrasında bunun da yönünü değiştireceğim. Bunun da yapışmasını istemiyorum çünkü.
BU HAYATTA BAŞIMA GELEN EN GÜZEL ŞEY ANNEMLE BABAM
-Bir aile dizisi izliyoruz. Hatta Abi'nin açılımı da "Aile Bir İmtihandır". Sizin aile bağlarınız kuvvetli midir? Sizinki birbirine bağlı bir aile mi, yoksa imtihan olan bir aile mi?
Benimki "Aile bir şanstır" kısmında. Şükürler olsun. Böyle olmaya da bilirdi ama benim başıma gelen hayattaki en güzel iki şey annemle babam. Yani onlarla büyümek çok güzeldi. Yani halihazırda hala birlikte büyüyoruz. Benim için çok kıymetli bir yerde. Travmasız bir çocukluğa sahip olmak şu an günümüzde bana kalırsa en büyük zenginlik. Başka hiçbir şeye sahip olmasaydım da bu okeydi benim için diye düşünüyorum açıkçası. O öyle bir yerdedir benim için.
ÇOCUK SAHİBİ OLMAK İSTİYORUM, ÖYLE BİR GÜDÜM VAR
-Aile demişken çocuk sahibi olmak gibi bir isteğiniz, düşünceniz var mı?
Ben çocuk sahibi olmak istiyorum galiba. Yani öyle bir güdüm var. Bir anne olma hissiyatındayım ama tabii ki çocuğum bir aile ortamında büyüsün isterim ben. O konuda çok hassasım. Dolayısıyla eğer bunu birlikte yapabileceğim biri olursa tabii ki çocuk sahibi olmak isterim.
-Özel hayatınızda da genel olarak kapalı birisiniz sanıyorum. Ne bir fotoğraf gördüm ne bir açıklama… Bu özellikle dikkat ettiğiniz bir şey mi, öyle mi denk geliyor?
Yani böyle daha mutlu hissediyorum kendimi. Mesleğimi daha uzun yıllar yapabilmem için kendime kalmam gerekiyor gibi geliyor bana. O yüzden o magazinsel biri hiç olmadım. Ama hani magazini sevmiyor değilim. Sadece biraz böyle kendi halimde olmayı daha çok seviyorum. Özellikle saklanıp kaçmam hani gördüğümüz zaman görüşüyoruz, sohbetler yapıyoruz, röportajlar yapıyoruz zaten seviyorum da onları. Ama özel olarak bir görünme peşinde olmadım.
KENDİMİ 40 YAŞINDA HİSSETMİYORUM
-Yakın zamanda da 40 yaşınıza basmışsınız. Neler getirdi, neler götürdü 40 yaş?
Yani bilmiyorum ya. Benim çok yaşla doğru orantılı gitmiyor galiba. Yani kırk yaşında da hissetmiyorum zaten kendimi. Öyle hissetmediğim için ben hissettiğim yaşta olmayı daha çok seviyorum. Rakamlamıyorum kendimi aslında bu anlamda. Ama tecrübe dediğiniz şey yaşanmışlıklarla ve hayattaki ihtiyaçlarınızla, korkularınızla ve mutluluklarınızla biraz şekillenen bir şey. O yüzden hani kırka girdim hiçbir şey değişmedi yani beş sene öncesinden daha deneyimli ve daha öz saygılı ve öz sevgiliyim. O ayrı bir şey. Ama bu yaşla gelmedi, bu yıllarla doğru orantılı. Tecrübelerle işte dediğim gibi geldi. Yaş bilmiyorum ya. Önceden korkuyordum bir kırk yaş "Ay ne olacak şimdi?" falan diye. Hiçbir şey olmuyor yani.