90'lı yıllardan beri Türk pop müziğine yön veren ve efsane hitleriyle milyonların hafızasına kazınan ünlü şarkıcı Hakan Peker adeta müzik sektöründeki gizli düşmanlarına adeta savaş açtı. Ünlü şarkıcının "Güçleri yetmedi" diyerek gözdağı verdiği açıklamaları kısa sürede ses getirdi.
Hakan Peker, 1992 yılında çıkardığı "Hey Corç" ve ardından gelen "Amma Velakin" albümleriyle pop müziğe damga vurduğu dönemden bugüne uzanan kariyer yolculuğuna dair çarpıcı bir itirafta bulundu.
"Bir Efsane", "Ateşini Yolla Bana" ve "Karam" gibi pop tarihine geçen hit şarkılarıyla hafızalara kazınan ünlü sanatçı, magazin gündemine oturan açıklamalara imza attı. Uzun yıllardır müzik sektörünün merkezinde yer alan Peker, ilk albümlerinden itibaren zirveye tırmanırken perde arkasında yaşanan zorlukları net bir dille aktardı.
Meslek hayatı boyunca karşılaştığı engelleme çabalarına değinen ünlü şarkıcı, geçmişten bugüne kendisine çelme takmaya çalışanlara adeta meydan okudu. Hürriyet'e konuşan Peker, arkasından iş çevirenlerin hiçbir zaman amacına ulaşamadığını belirterek konuyu şu sözlerle noktaladı:
"Kuyumu kazanlar olduysa bile güçleri yetmedi. Çünkü ben büyük bir güçtüm."
Sahne performansı, doğru şarkı seçimleri ve geniş repertuvarıyla dikkat çeken ünlü sanatçının kariyerindeki dönüm noktalarından biri ise müzik dünyasında bilinen bir isimle yollarının kesişmesi oldu.
Demet Akalın'ın yeteneğini ilk fark eden isimlerden biri olan Hakan Peker, sanatçının müzikle olan bağını ve ses rengini henüz kariyerinin başındayken keşfetti. Ünlü şarkıcı Akalın'ı keşfetme hikayesini anlatarak şu ifadeleri kullandı:
"ŞARKICILIK ONUN İÇİN ÜTOPİK BİR ŞEYDİ"
"Demet'le arabada oturuyorduk. Bir baktım mırıldanıyor, şarkı söylüyor. Sesinin rengi çok hoşuma gitti. O dönem ben prodüktördüm. Kendisine, 'Ses rengin gerçekten çok güzel' dedim. Ama o zamanlar onun için çok ütopik bir şey şarkıcılık.
Işıklar altında mutlulukla dans eden küçük kızı gören izleyiciler, onu alkışlamaya başladı. Bu an, annesinin aklında yeni bir kapı araladı; çocuğun hem müzik kulağı hem de dans kabiliyeti vardı. Acaba sahne sanatlarına yönelir mi? Bu düşünceyle anne Koçyiğit küçük kızını Ankara Devlet Konservatuvarı Bale Bölümü imtihanlarına soktu.
Küçük oyuncu adayı, 310 müracaat arasından okula kabul edilen dokuz kişiden biri olmayı başardı. Ancak yatılı eğitim hem küçük oyuncuyu hem de ailesine ağır geliyordu. Tam bu sırada İstanbul'da Belediye Konservatuvarı açıldı. Annesi, kızına artık ayrı kalmalarına gerek olmadığını müjdeleyerek onu İstanbul'a geri getirdi.
Koçyiğit bir yandan ortaokula devam ederken bir yandan konversatuvar eğitimini sürdürdü, okulda piyeslerin aranan ismi haline geldi.
Genç oyuncu, Şehir Tiyatroları'nda sahne alırken Muhsin Ertuğrul'un dikkatini çekti. Ünlü isim, annesine "Hülya çok yetenekli ama eğitim görmesi lazım" diyerek tavsiyede bulununca Koçyiğit, Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü'nün sınavlarına girdi ve kazandı.
Cüneyt Gökçer gibi önemli hocalardan eğitim almaya başladı. İkinci sınıfın yaz tatilinde ise hayatını değiştirecek ilk teklif geldi.
Bir televizyon programına katılan Şoray kariyerini adım adım nasıl inşa ettiğini şu sözlerle anlatıyor: "Annem, kardeşimle bana bakmak için çalışmak zorundaydı. Babam da ilgilenmiyordu bizimle. Mecburen bizi anneannemle dedemin yanına bırakıyordu annem. Dedemlerin oturduğu yer mutaassıp bir çevreydi.
Beni de bir yere bırakmıyorlardı ama bir gün mahallede bir akşam herkes bir yere koşuyor. Ben de nasıl olduysa izin aldım, beni de bıraktılar. Ben de komşularla birlikte koşa koşa bir yere gittik böyle. İşte bir meydan var, onun arsasında film çekiyorlarmış.
Ben de hayatımda ilk defa film çekimi görüyorum. Lambalar, ışıklar falan… Sonra bir yüz gördüm. İnanılmaz, melek gibi güzel bir yüz… Meğer Muhterem Nur'muş o.
Böyle bir ışığa bakıyor, herkes gidiyor yanına imza istemek için. Ne olduğunu bilmiyorum, ben de gittim imzalı resmini istedim… İnsanlar film alanına girmesin diye ipler gerilirdi ve ben de o seyircilerin arasındayım o sırada. Böyle merakla bakıyorum ne olup bitiyor diye.
Sonra birisi geldi benim yanıma. Bana, "Filmde oynar mısın?" gibi bir şeyler söyledi. Film, film çekimi nedir bilmiyorum. Sinemaya bile pek gitmemişim. Belki bir kere falan gitmişimdir ya da. Çok şaşırdım, korktum ve koşa koşa eve gitmiştim. İşte, o yanıma gelen kişi Memduh Ün'müş… Demek ki, kaderimde sinema varmış. Birincisinde olmadı ama ikinci tesadüfte oldu…"