Usta sanatçı İbrahim Tatlıses'in Şanlıurfa'da doğup büyüdüğü yer olan o meşhur mağara, sosyal medyada paylaşılan son görüntülerin ardından yeniden ilgi odağı oldu.
Türkiye'nin en önemli ses sanatçılarından biri olan ve müzik kariyerinde "İmparator" unvanıyla hafızalara kazınan İbrahim Tatlıses'in çocukluk yıllarını geçirdiği Şanlıurfa'daki mağara ev, sosyal medya paylaşımlarıyla bir kez daha gündeme oturdu.
1952 yılında Şanlıurfa'nın merkezindeki Hızmalı Mahallesi'nde dünyaya gelen İbrahim Tatlıses, her fırsatta çocukluk yıllarının geçtiği bu mekana dair anılarını dile getirmişti. Katıldığı programlarda geçmişiyle gurur duyduğunu belirten ünlü sanatçı, "Fakir bir ailenin çocuğuydum. Mağarada doğduğum için de iftihar ediyorum. Allah daha sonra 'yürü ya kulum' dedi, çok şükür yürüdük" ifadeleriyle hayat mücadelesini anlatmıştı.
Şanlıurfa Valiliği ve Haliliye Belediyesi'nin iş birliğiyle yürütülen restorasyon çalışmalarının ardından, tarihi mekan "İbrahim Tatlıses'in Büyüdüğü Mağara" ismiyle resmi olarak bir müzeye dönüştürülmüştü.
Babası cezaevinde olan Tatlıses, çocukluk yıllarında hiçbir zaman okula gidemedi. Bu durumla ilgili olarak "Urfa'da sanki Oxford vardı da biz mi gitmedik?" diyerek durumu esprili bir dille anlattı.
ÇOCUK YAŞTA ÇALIŞMAYA BAŞLADI
Okuma yazma öğrenememesine rağmen hayata tutunmak için çalışmak zorunda kalan Tatlıses, daha çocuk yaşlarda çeşitli işlerde çalışmaya başlamıştır.
Su satıcılığı yapmış, çığırtkanlık yaparak sinemalarda "Haydi buz gibi su!" diye bağırarak insanlara su satmaya çalışmıştır. Bu dönemde karşılaştığı zorluklar ve haksızlıklar onun hayatına yön vermiştir.
Tatlıses'in kendi ifadesiyle, su satarken bir gün sinemada oturan bir adamın kendisine tokat attığı an hayatındaki dönüm noktalarından biridir: "Bir gün koltukta oturan bir adam birden yerinden kalktı. 'Sus ulan eşek, seni mi dinleyeceğiz.' diye suratıma dört tokat attı. Ve o yediğim tokatlar beni buralara kadar getirdi." Bu yaşananlar, onun hem mücadelesini hem de karakterinin şekillenmesini sağlamıştır.
İŞTE İLK MESLEĞİ!
Gençlik yıllarında inşaatlarda soğuk demir ustalığı yapmıştır. Zor ve ağır iş koşullarına rağmen hayatı boyunca çalışmaktan vazgeçmemiştir. İnşaatlarda çalışırken türkü söylemeyi de ihmal etmeyen Tatlıses, sesini ve yeteneğini orada keşfetmiştir. Adanalı bir sinemacı tarafından bu yeteneği fark edilmiştir. Bu keşif, onun hayatının dönüm noktalarından biri olmuştur.
İbrahim Tatlıses, ilk olarak Adana'da çeşitli mekanlarda sahne almaya başlamıştır. Daha sonra Ankara'ya gelerek, burada gazino ve pavyonlarda sahne deneyimi edinmiştir.
1974 yılında söylediği "Ayağında Kundura" türküsü ile geniş kitlelerce tanınmaya başlamıştır. Bu başarı onun radyoya ve televizyona çıkmasını sağlamış, böylece sanat kariyeri ivme kazanmıştır.
70'li yılların ortalarında ise İstanbul'a geçerek sahne hayatını burada sürdürmüştür. İstanbul'daki müzik ve eğlence dünyasında kendisine önemli bağlantılar kurmuş, özellikle kendisine soyadını veren müzisyen Yılmaz Tatlıses ile tanışmıştır. Tüm bu aşamalar, İbrahim Tatlıses'in zorluklarla dolu hayat yolculuğunun bir parçası olmuştur.
İbrahim Tatlıses'in ünlü olmadan önceki hayatı, disiplin, sabır ve çalışma azmiyle doludur. Okula gitmeden, zorlu işlerde çalışarak ve hayatın ona getirdiği tüm engellere rağmen yılmadan yoluna devam eden Tatlıses, başarıyı hak etmiş ve bugün Türkiye'nin en önemli sanatçılarından biri olmuştur. Onun hikayesi, pek çok kişiye ilham veren, emek ve azimle hayatta neler başarılabileceğinin somut bir örneğidir.
KOCA MUSTAFAPAŞA'NIN DİSİPLİNLİ ÇOCUĞU
16 Şubat 1970'te İstanbul'da dünyaya gelen Serdar Ortaç, aslında Türkiye'nin dört bir yanından gelen zengin bir aile kültürünün içinde büyüdü. Kastamonulu bir baba ve Şanlıurfalı bir annenin oğlu olan Ortaç, İstanbul'un o dönemki samimi dokusunu koruyan Koca Mustafapaşa semtinde büyüdü.
Ancak onun çocukluğu, sadece oyun oynamakla geçmedi. Disiplinli bir aile yapısına sahip olan Ortaç, üretimin ve çalışmanın ne demek olduğunu henüz küçücük bir çocukken babasının yanında öğrendi.
SAHNE IŞIKLARI DEĞİL, TORNA TEZGAHI!
Babasının küçük bir dükkanda plastik kalıpçılığı yapması, Ortaç'ın kaderini de teknik bir yöne savurdu. Hafta içleri babasının yanında torna tezgahı başında ter döken Ortaç, hafta sonları ise boş durmayıp simit ve su satarak sokakların nabzını tuttu.
RADYO DÜNYASINA ADIM ATTI!
Üniversiteyi yarıda bırakan Ortaç, 90'ların başında Türkiye'de yeni parlayan özel radyoculuk dünyasına adım attı. Radyoda yaptığı programlar sırasında, dinleyicinin hangi kelimeye nasıl tepki verdiğini, hangi ritmin insanları yakaladığını adeta titizlikle gözlemledi.
HİT YAZMANIN "MATEMATİĞİ"
Torna tezgahında öğrendiği o üretim disiplini, radyoculuktan gelen sezgisel güçle birleşince ortaya durdurulamaz bir "hit makinesi" çıktı. 1992 yılına gelindiğinde artık sadece başkalarının şarkılarını çalan bir radyocu değil, kendi besteleriyle müzik endüstrisini sarsmaya hazırlanan bir yıldız adayıydı.
BAKIN DİĞER ÜNLÜ SANATÇILARIN KARİYERLERİNDEKİ İLK MESLEKLER NEYMİŞ!
ŞENER ŞEN
Türk sinemasının tartışmasız en büyük yeteneklerinden biri olan usta oyuncu Şener Şen, sadece canlandırdığı karakterlerle değil, hayat hikayesiyle de tam bir efsane.