Beyaz perdede tek başına orduları deviren, kaleleri fetheden o dev adamın, vefatından kısa süre önce paylaştığı bir itiraf tüm Türkiye'yi yasa boğdu. "Düşündükçe ağlıyorum" diyerek dile getirdiği o büyük acı ve ailesinden yetişen yeni yıldızın hikayesi, Malkoçoğlu'nun aslında ne kadar duygusal bir dünyası olduğunu kanıtlıyor. İşte Cüneyt Arkın'ın zirveye uzanan yolculuğunda saklı kalan o çarpıcı detaylar...
Gerçek adıyla Fahrettin Cüreklibatır, 1937 yılında Eskişehir'in bozkırında, yoksulluğun tam ortasında dünyaya geldi.
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olup beyaz önlüğünü giydiğinde, kaderinin onu stetoskop yerine kılıç tutmaya iteceğini belki kendisi de bilmiyordu. 1963 yılında Halit Refiğ ile tanışması, Türk sineması için bir devrin başlangıcı oldu.
Ancak o, sadece yakışıklı bir jön olmakla yetinmedi. Medrano Sirki'nde aldığı akrobasi eğitimiyle, Yeşilçam'da kimsenin cesaret edemediği sahneleri dublörsüz çekti. Malkoçoğlu, Kara Murat ve Battal Gazi karakterleriyle bir halk kahramanına dönüştü.
Cüneyt Arkın için "kahramanlık", sadece filmlerde değil, çocuklarına iyi bir gelecek hazırlayan her anne ve babanın karakterindeydi.
"DÜŞÜNDÜKÇE AĞLIYORUM": YEŞİLÇAM'IN SESSİZ ÇIĞLIĞI
Efsane aktörün ölmeden önce kaleme aldığı "Benim Kahramanım Türk Halkıdır" kitabında paylaştığı bir gerçek, okuyanların yüreğini sızlattı.
Arkın, Yeşilçam'ın o ışıltılı dünyasının ardındaki büyük vefasızlığı şu sözlerle anlatmıştı:
"Kim kaldı ki geriye? O yan roldeki güzel oyuncular, dostlarım; hepsi sersefil öldüler. Parasız ama gururlu göçtüler. Şimdi öte dünyada belki Yeşilçam'ı yeniden kurmuşlardır. Çok acı değil mi? Düşündükçe çok ağlıyorum."
Çocukluk yıllarında yaşadığı yoksulluğu anlatırken kurduğu cümleler, bugünkü başarısının ardındaki çelikten iradeyi özetliyordu.
"Açlıktan nefesimizin koktuğu günlerdi," diyen Arkın, kardeşlerini sefalet yüzünden kaybettiğini ve kendisinin hayatta kalmasının bir "mucize" olduğunu belirtmişti.
28 Haziran 2022'de aramızdan ayrılan efsane, ardında sadece filmlerini değil, onurlu bir duruş ve derin bir insanlık dersi bıraktı.
Bugün Zincirlikuyu Mezarlığı'nda uyuyan o büyük usta, Türk halkının kalbinde sonsuza dek "En Büyük Kahraman" olarak kalacak.
EN BÜYÜK EFSANELERDEN BİR DİĞERİ: KARTAL TİBET
Türk sinemasının altın çağını yaşatan isimlerden biri, hem kamera önünde hem de arkasında sayısız başarıya imza atan Kartal Tibet'ti. Tarkan ve Karaoğlan karakterleriyle milyonların gönlünde taht kuran, ardından Tosun Paşa ve Hababam Sınıfı gibi kült filmlerin unutulmaz yönetmeni olan Tibet, Türk sinema tarihine silinmeyecek bir iz bıraktı. Üstelik Kartal Tibet'in oğlunun da kendisi kadar ünlü olduğunu biliyor muydunuz? İşte, perde arkasındaki gerçekler ve Kartal Tibet'in ölümsüzleşen hikayesi!
Türk sinemasının en sevilen jönlerinden biri olan Kartal Tibet, sadece oyunculuğuyla değil, yönetmenlik ve senaristlik kariyeriyle de Türk sinema tarihine damgasını vurmuş bir sanatçıydı. 27 Mart 1939'da Ankara'da dünyaya gelen Tibet, öğretmen bir anne-babanın çocuğuydu.
Çocukluk yıllarında tiyatroyla tanıştı ve Ankara Radyosu'nun Çocuk Kulübü'nde "Ayşe Abla" piyeslerinde rol aldı. Ardından Devlet Tiyatroları'nda çocuk rollerinde sahne aldı.
Eğitim hayatı boyunca farklı mesleklere yönelse de içindeki sanat aşkı ağır bastı. Ankara Koleji'nden mezun olduktan sonra beden eğitimi öğretmenliği ve hukuk eğitimi aldı. Ancak bu alanlarda çalışmak yerine, tiyatroya gönül verdi.
1960 yılında Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü'nden mezun olan Tibet, aynı yıl Albert Camus'un "Caligula" oyununda başrol oynayarak büyük bir başarı yakaladı. Bu başarı, onun tiyatrodan sinemaya geçişini hızlandırdı.
Bu popüler macera filmlerinin ardından Tibet, "Sarmaşık Gülleri", "Boş Çerçeve" ve "Çalıkuşu" gibi melodramlarla da büyük bir beğeni topladı.
1970'li yıllarda Hülya Koçyiğit, Türkan Şoray, Fatma Girik, Filiz Akın gibi dönemin önde gelen kadın oyuncularıyla birçok projede yer aldı.
YÖNETMENLİKTE BİR USTA
1976 yılında oyunculuğu bırakarak kamera arkasına geçen Tibet, Türk sinemasının en başarılı yönetmenlerinden biri olarak adını tarihe yazdırdı. İlk yönetmenlik denemesi, kült film "Tosun Paşa" oldu.