■ Televizyon tarihine damga vuran 'Var mısın Yok musun' projesi nasıl gelişti?
İşin adı "Var Mısın, Yok Musun?" olunca, hemen "varım" dedim. Çünkü bu sadece bir yarışma programı değil; insanların heyecanını, umudunu, korkusunu, sevincini aynı anda yaşadığı gerçek bir an. Hayat da zaten bir var, bir yok hali değil mi zaten?
■ 'Var mısın, Yok musun'da izleyiciyi neler bekliyor?
Bir defa tam 5 milyon liralık ödül var. Bu bile başlı başına büyük bir heyecan. Ama inanın bana, programın asıl gücü parada değil, duyguda saklı. Yarışmayı çekerken sadece yarışmacı değil, ışıkçısından sesçisine, yönetmeninden kameramanına kadar herkes aynı duygunun içine giriyor. Çünkü orada artık bir yarışma çekmiyorsunuz; bir insanın hayatındaki en büyük karar anlarından birine tanıklık ediyorsunuz.
■ Hem heyecan hem de risk var. Biraz cesur mu olmak gerekiyor?
Tabii ki cesaret lazım. Hayatınızı değiştirmek istiyorsanız, cesur olmak, risk almak zorundasınız. Ama bence mesele cesaretin ne olduğunu nasıl tanımladığımızda. Cesaret, "Ne olursa olsun" deyip fırtınalı bir denize açılmak mı? Yoksa önce havaya, rüzgâra, dalgaya bakıp gerçekten yola çıkıp çıkmayacağına karar verebilmek mi? Sokrates ikinciyi cesaret olarak tanımlar. Ben de burada onun yanında duruyorum. "Var Mısın, Yok Musun?"da da bazen yarışmacının devam etmesi değil, doğru yerde durabilmesi büyük cesaret oluyor.
■ Siz nelere varsınız, nelere yoksunuz?
Toplumun faydasına olan her şeye varım. Ama şiddetin hiçbir türüne yokum. Bir de ben "tamir" sözcüğünü çok seviyorum. Yıkmaya yokum, "tamir etmeye" varım.
■ Herkesin en merak ettiği konu telefonun diğer ucundaki kişi kim?
O telefonun diğer ucundaki kişi bence televizyon tarihinin en gizemli karakterlerinden biri. Yıllardır yüzünü görmüyoruz ama milyonlarca insanın tansiyonunu yükseltmeyi başarıyor. Bizim bankamız sadece hesap kitap yapan biri değil. İnsan psikolojisiyle satranç oynayan biraz gıcık bir adam! Tam yarışmacı rahatlıyor, umutlanıyor, "Ben bu işi çözdüm" diyor, telefon çalıyor ve bir anda stüdyonun havası değişiyor.
OLMAZSA OLMAZ AİLE RİTÜELİMİZ AKŞAM YEMEĞİ
■ Çocuklarınızla ritüelleriniz var mı?
Tabii ki var! Hatta ben ritüellerin bir aileyi görünmez iplerle birbirine bağladığına inanıyorum. Çünkü hayat çok hızlandı. Herkes bir yere yetişmeye çalışıyor. Ama ritüeller bize neyin önemli olduğunu yeniden hatırlatıyor. Mesela akşam yemekleri bizde çok kıymetlidir. O masa sadece yemek yenilen bir yer değil; günün anlatıldığı, dertlerin paylaşıldığı bir alan. Ben çocukların en çok o sofralarda büyüdüğünü düşünüyorum.
■ Çocuklarınıza verdiğiniz en önemli öğüdünüz nedir?
"İyi insan olmak, başarılı insan olmaktan daha değerlidir". Tüm sistem çocuklara sürekli güçlü olmayı, önde olmayı, kazanmayı öğretiyor. Ama ben vicdanı olmayan bir başarının insanı içeriden yoksullaştırdığına inanıyorum.
■ Sosyal medya ve çocuklar… Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Öncelikle "sosyal medya"nın çok da "sosyal" olmadığını bilmek lazım. Tüm çalışmalar aslında bizi daha da yalnızlaştırdığını gösteriyor. Söz konusu çocuklar olduğunda ise tehlikenin çok büyük olduğunu düşünüyorum. O yüzden ben 15 yaş altına yönelik sosyal medya yasaklarını çok önemli buluyorum. Hatta bunun bir kısıtlama değil, koruma refleksi olduğunu düşünüyorum. Bana göre bu sadece ilk adım olmalı. Çünkü bugün çocuklar sadece içerik tüketmiyor; sürekli kıyaslanıyor, sürekli onay arıyor, sürekli görünür olmaya çalışıyor. Bu yaşta bir çocuk için bu yük çok ağır. En büyük görevse ailelerin. Her şeyden önce anne-babalar telefonlarını ellerinden bırakacaklar. Çocuklar söylenenleri değil, gördüklerini yaparlar. Bir de bilgi vereyim: Bilimsel araştırmalar dijital ekran kullanmayı günlük yarım saate indirmeyi başardığınızda depresyon oranınızın yüzde 40 azaldığını kanıtlıyor.
■ Siz tablet ve telefon kullanımı konusunda çocuklarınıza kısıtlamalar getirdiniz mi?
Tabii ki getirdim. Evde sadece çocuklar değil, büyükler de telefon ve tabletleri sınırsız kullanmıyor. Evin de kuralları var. Onlara rol model olmaya çalışıyoruz. Çünkü çocukların sadece dijital dünyada değil, gerçek hayatın içinde de büyümesi gerektiğine inanıyorum.
BAŞARI DURUŞLA GELİR
■ Sizden yarışmacılar için tüyo istesek?
Başarı verilen tüyolarla gelmez. Hayattaki duruşla gelir... O masada rakip olan banka gibi görünüyor ama asıl rakip yarışmacının kendisi oluyor. Çünkü bazen cesaret, büyük ödülü kazanmak değil de, doğru yerde durabilmektir.
BİZİM EVDE BAYRAMLAR ESKİSİ GİBİ KUTLANIYOR
■ Bayramlar sizin evde kutlanıyor?
Benim için bayram; kalabalık bir aile sofrası, sevgi, yardımlaşma, hoşgörü, bağışlama, hatırlama demek. Kuşaklar arası kültürel ve duygusal aktarım için en anlamlı ortamlar oluşuyor bayramda. Nasıl anne babalarımızdan bize geçiyorsa, bizden de evlatlarımıza geçiyor. Onlardan da çocuklarına geçecek. Bugün yaşadığımız birçok toplumsal sorunun temelinde de biraz birbirimizden, aile kültüründen ve geleneklerimizden uzaklaşılması yok mu? İnsanın karakterini güçlü yapan sadece aldığı eğitim değil, taşıdığı kültür. Kökü güçlü olan ağacı hayat, kolay kolay deviremez. Bizim evde de bayram eskiden nasılsa bugün de aynı şekilde kutlanıyor. Sadece ailemiz büyüdü, soframız kalabalıklaştı. Şimdi çocukların sesi daha fazla, telaş daha fazla ama bence bayramı güzel yapan da tam olarak bu.
YALANA ASLA TAHAMMÜL GÖSTEREMEM
■ Hayat mottonuz nedir?
Doğru yaşarsan, doğru gelir seni bulur.
■ Hayatta en tahammül edemediğiniz şey nedir?
Yalan. Çünkü sadece gerçeği bozmaz, güveni de çürütür. Güven yoksa da başka hiçbir şey olmaz zaten. Üzücü gerçekleri, tatlı yalanlara tercih ederim.
■ Kuralcı biri misiniz?
Evet, kuralcıyımdır. Benim için kural baskı değil, karakter ve ilke meselesi. Verdiğiniz söze sadık kalmak, bir işe zamanında gitmek, bir insanın güvenini boşa çıkarmamak… Bunların hepsi görünmeyen kurallar aslında. Kuralların insanı kısıtladığını düşünmüyorum.
HAYATA KARŞI SORUMLUYUM
■ Uzun yıllardır program yapan usta bir sunucu olarak yarışma sunmak nasıl bir deneyim oldu sizin için?
Televizyon benim hayat biçimim. Yaptığım iş neyi gerektiriyorsa, ona odaklanırım. Kendi potansiyelimin farklı boyutlarını keşfetmek, sınırlarını zorlamak ve yeni bir şey ortaya koymak heyecan verici bir yolculuk.
■ Siz de sunucu olarak bu heyecana ortak oluyorsunuz. Yarışmacılarla bir hayal peşinde birlikte koşuyorsunuz. Hüsrana uğrayanlar sizi de üzecek mi?
Bu programda kendimi bir sunucu olarak konumlamıyorum. Ben de herkes gibi yarışmacıların hikayelerine, hayallerine, umutlarına tanıklık ediyorum. Ama herkesten farklı olarak onların yüksek sesle düşünmelerine yardımcı oluyorum. Çünkü insanın doğru kararlar verebilmesi için yüksek sesle düşünmeye ihtiyacı var. Tabii ki üzülüyorum, hem de çok.
■ Kendinizi her zaman geliştiren birisiniz. Sosyoloji mezunu olmanızın size nasıl bir katkısı oldu?
Ben zaten yıllardır insan hikâyelerinin içindeyim. Hayatım boyunca insanların dertlerini dinledim, kırıldığı yerleri gördüm, çözüm bulmalarına yardım ettim. Bu süreçte çok okudum ama sosyoloji bana tüm okuduklarımın ve yaşadıklarımın teorisini görmeyi öğretti. Birikimimin ve sezgilerimin akademik karşılığını buldum diyebilirim. Hep şunu tekrarlıyorum: Bireysel gibi gördüğümüz sorunların aslında toplumsal bir karşılığı var. İnsan hikâyeleri aslında toplumun röntgeni gibi. Bir sorunu bile çözdüğünüzde hem de bunu ekran karşısında yaptığınızda aslında toplumsal bir sorunun çözümüne de destek oluyorsunuz.
■ Esra Erol artık bir marka oldu. Bu sizin sorumluluğunuzu her geçen gün daha da artırıyor mu?
Hayata karşı sorumlu yaşamak zaten benim karakterimin parçası. Ben hiçbir zaman kararlar alırken marka odaklı yaklaşmadım ki... Yaptığım işler bir annenin kalbine dokunabiliyor, bir gencin fikrini, hayatını değiştirebiliyor, bazen de bir insanın hayata bakışını etkileyebiliyor.
■ Başvuruları neye göre değerlendirdiniz?
Çok büyük, çok titiz ama en önemlisi insan hikâyesine gerçekten inanan bir ekiple çalıştık. Ve seçmelerin içinde ben de birebir vardım. Saatlerce insanların hayatlarını dinledik. Şunu istedik: Ekrana bakan herkes, "Bu insan bana benziyor" diyebilsin. Bence bunu da başardık. Biz kusursuz insanları değil, gerçek insanları seçtik. O yüzden izleyici bazen kendi ailesini görecek, bazen eski komşusunu...