Punch'ın yalnızlığına üzülüp Yaren Leylek'in gelişiyle umutlanan milyonlar, aynı hafta içinde iki zıt duyguyu art arda yaşadı. Sosyal medyanın hızla değişen gündemi, toplumsal ruh halimizin neden uçlara savrulduğunu bir kez daha gündeme getirdi. Peki dijital çağda duygularımız neden bu kadar keskin ve geçişsiz?
Bir gün punch maymuna ağlıyoruz, ertesi gün leyleğe sarılıyoruz, ruh halimiz nereye gidiyor gerçekten merak ediyorum. Punch'ın kimsesizliğini oyuncak bir maymunla gidermeye çalışması hepimizi üzdü, sürekli diğer maymunlar tarafından dışlandı, zorbalığa maruz kaldı.
Her defasında peluşuna sarılarak kendini sakinleştirmeye çalıştı. Ardından bulunduğu ortama uyum sağlaması ve mutlu olması hepimizi sevindirdi.
Sonra Yaren Leylek geldi. Gülümsedik. İçimiz ısındı. Aynı toplum, aynı ekran, aynı hafta. Psikolojimiz iki eksende ilerliyor artık: Derin bir üzüntü ve ani bir mutluluk. Arası yok. Geçiş yok. Yumuşak iniş yok. Peki neden böyle olduk? Bir uçtan diğerine savruluyoruz.
Sosyal medyada bir trajediye tanık oluyoruz; empati kaslarımız sonuna kadar geriliyor. Hemen ardından bir iyilik hikayesi, bir hayvan dostluğu, bir "iyi ki varsın dünya" videosu düşüyor önümüze. Ve biz, sanki az önce ağlayan biz değilmişiz gibi seviniyoruz. Bu bir yüzeysellik mi? Hayır. Daha kötüsü: Aşırı farkındalık yorgunluğu.
Eskiden kötülükler uzaktı, iyilikler yereldi. Şimdi kötülük de iyilik de cebimizde. Bildirimle geliyor, sesli geliyor, filtresiz geliyor. Beynimiz yas tutmaya da, sevinmeye de zaman bulamıyor. Her duygu yarım kalıyor. Punch maymuna üzülmemiz tesadüf değil. Yaren Leylek'e sevinmemiz de tesadüf değil.
Çünkü bu hikaye bize şunu söylüyor, bak, her şey bozulmadı. Bir insanla bir hayvan arasındaki saf bağ, karmaşık ve kirli ilişkilerden yorulmuş zihnimize kısa bir tatil gibi geliyor. Aslında üzüntünün de mutluluğun da altında yatan aynı sebep var: Anlam arayışı.
Üzüntüyle anlam kurmaya çalışıyoruz. Mutlulukla hayatta kalmaya. Adem Amca ne demiş Yaren için diye merak ediyorum. Farkındalık yorgunluğu bomboş meraklara da bıraktı kendini.
MUTLULUK KOLAY
Balıkçı Adem Yılmaz, 24 Şubat'ta gelen leyleği Yaren'in eşi Nazlı leylek zannettiklerini, insanların yanılabildiğini söyledi. Leyleği zayıf ve küçük olduğu için Nazlı'ya benzettiğini belirten Yılmaz, şöyle konuştu: "O gün bana da ilgi göstermeyince eşi sandım. Fakat bugün sandalıma konarak Yaren olduğunu ispatladı. En erken bu yıl geldi. Şubat'ın 28'inde geldiği bir sene olmuştu ama bu yıl 24'ünde geldi. Gerçekten bizi çok mutlu etti. Köyümüze bu yıl ilk gelen leylek, Yaren. Köyün en yaşlı, en tecrübeli leyleği. Yaren, köyümüzün sembolü, benim de canım, ciğerimdir. Burada 6 ay duruyor. Ağustosun sonunda yolcu ediyoruz. Bu arada 3-4 yavru yapıyorlar. Onları büyütüp doğaya saldıktan 15 gün sonra da Yaren ve eşi, burayı terk etmiş oluyor." Ne güzel bir kavuşma, basit mutluluklarımızla mutlu kalsak ya hep.
PİJAMAYLA SEYAHAT YASAKLANIYOR!
Seyahat ederken aşırı şık giyineni de anlayamıyorum. Üzerinde üç parçalı takım, cebinde mendil… Ama ortada ne günübirlik bir toplantı var, ne iş görüşmesi, ne konferans. Uçağa değil, sanki kırmızı halıya gidiyor. Asıl mesele burada pijamayı da anlayamıyorum. Evet, rahatlık önemli. Ama evde, koltukta, TV karşısında...Havalimanı ise kamusal bir alan. Yani 'her şey serbest alanı' değil. Seyahat etmenin de bir adabı, bir ritüeli, hatta küçük bir şıklığı vardır. Bu şıklık pahalı olmak zorunda değil; ütülü bir tişört, temiz bir sneaker, "Ben evden çıktım" hissi veren bir kombin yeter. Ne gala, ne pijama partisi. Tam da bu noktada gönlümden kopan bir alkış: Tampa International Airport... Resmi X hesaplarından yaptıkları çıkış tam bir 'Artık yeter' manifestosu gibiydi. Önce terliklere savaş açtıklarını söyleyip ardından asıl krizi ilan ettiler: Pijamalar... "Yeterince gördük. Yeterince dayandık. Kapıda yaşanan bu moda acil durumuna son veriyoruz." Tampa havalimanının açıklamasını sonuna kadar destekliyorum. Aşırı şıklık da gereksiz, pijama da. Arada, makul, özenli, temiz bir yer var. Ve evet: Pijama partisi gerçekten bitmeli. Diğer havalimanlarından da benzer açıklamalar, kıyafet devrimi hareketi bekliyoruz.
TOM HANKS VE LINCOLN
Sinema dünyasının iki Oscar ödüllü devi Tom Hanks, Starburns Industries'in imzasını taşıyan hibrit yapım "Lincoln in the Bardo"da, ABD'nin 16. Başkanı Abraham Lincoln'ü canlandıracak. George Saunders'ın 2017 yılında Booker Ödülü kazanan ve New York Times'ın çok satanlar listesinden düşmeyen aynı adlı romanından uyarlanan film, Lincoln'ün iç savaşın gölgesindeki trajik bir dönemine odaklanacak. Tom Hanks'ten nasıl bir Lincoln çıkacak merakla bekliyoruz.