Kamera karşısında güçlü, net ve cesur. Ama bu kez rol değil, hayat konuşuyor… Adının hikâyesini "Çocukken hiç sevmezdim" sözleriyle anlatan Algı Eke, senarist olma hayalinden oyunculuğa uzanan yolculuğunu samimiyetle paylaştı. "Yazdıklarımı kimse takmadı" dediği günlerden, Galip Derviş ile gelen kariyer sıçramasına; "Komedi üstüme yapıştı" diyerek kalıplarla mücadelesinden, reddettiği ama çok tutan projeye kadar pek çok başlığı açık yüreklilikle anlattı. Özel hayatında ise daha da netti: "Hayatıma giren erkekler beni geriye götürdü" derken ilişkilerinden çıkardığı dersleri, evliliğe bakışını ve 40 yaşın getirdiği ruhsal yorgunluğu saklamadan dile getirdi. Algı Eke, Günaydın YouTube kanalında bu haftaki konuğum oldu. Hayat hikayesinden kariyer sürecine, merak edilenlerini anlattı.
Oyuncu Algı Eke, Günaydın YouTube kanalında "Yasemİnce İtiraflar" programında Yasemin Durna'nın konuğu oldu. Sektörde kalıcı olmanın yalnızca yetenek değil güçlü bir mental dayanıklılık gerektirdiğini vurgulayan Eke, televizyona bilinçli olarak ara verdiği dönemi ve sinemaya yönelme kararını anlattı. Dört yıl boyunca film yapmayı tercih ettiğini söyleyen oyuncu, artık ana akım projelere açık olduğunu da dile getirdi. Kariyer planından özel hayatına, 40 yaşla birlikte gelen farkındalıklarından ruhsal yorgunluğuna kadar pek çok başlıkta samimi açıklamalar yapan Eke'nin röportajı dikkat çekti. İşte Algı Eke'nin öne çıkan itirafları…
-İsminin anlam ve önemini sorarak başlamak istiyorum. Bu farklılık seni zorladı mı, neden 'Algı' koymuşlar?
Çocukken çok sevmiyordum ismimi. Çok alay konusu oluyordu çocuklar arasında. Bir de Algı kelimesi de Türkçeye bu kadar yerleşmiş bir kelime değildi, çok bilinmiyordu. Sonra daha çok dile girdi, günlük hayatta kullanılmaya başlanıldı. Babam koymuş ismimi benim. Çok şikayet ettiğim zamanlar oldu. "Niye benim adım mesela Zeynep, Ayşe, hani böyle daha kız ismi değil?" diye. Çünkü böyle abuk sabuk işte lakap takıyorlardı, sevmiyordum. Ama 20'li yaşlarımda falan sevmeye başladım ismimi. Tanıştığım hiç Algı diye biri de yok. Ama hani kendi çocuğum olursa daha normal bir isim koymayı tercih edebilirim (gülüyor).
-Neden koymuşlar peki?
Yani babamın söylediğine göre içine doğmuş. Babam hem inançlı bir insan hem de ilham geldi diyor. Ben de sordum "Ne alaka, nasıl?" diye. Ve böyle sanki özellikle yapmışım gibi bir isim. Hani sahne ismi alırlarmış eskiden. Benimki de böyle "Algı Eke" falan garip oldu yani. Şimdi seviyorum, alıştım da.
SENARİST OLMAK İSTİYORDUM, YAZDIKLARIMI KİMSE TAKMADI!
-Oyunculuk serüvenine kısaca değinip projelerine öyle gelelim isterim. Alman Dili ve Edebiyatı okumuşsun. Oyunculuk fikri nereden esti?
Daha çok arka tarafta olmak istiyordum. Ve çocukluğumdan itibaren yazar olmaktı hayalim. Fakat eğitimim dolayısıyla Almanca dilden mezun olunca Alman dili ve edebiyatını kazandım. Oraya devam ederken sonrasında dramaturjiye devam ettim. Sonra Almanya'ya gittim. Ama döndüğümde de aslında senarist olmak istiyordum. Fakat yazdıklarımı kimse çok takmadı. Param yok, bir yandan iş bulmaya çalışıyorum falan. Ama çocukluğumdan beri de tiyatro yapıyorum ben. Güldürmeyi çok seviyordum insanları. Bütün okullarımın hepsinde tiyatro kolundaydım. Her sene bir oyun oynuyordum. Ve o konuda da çok özgüvenliydim kendime. Ama asıl başarmak istediğim şey yazarlıktı. Sonra ben auditionlara girmeye başladım. Hani para kazanayım adına. Ve belki iki ya da üç iş sonra diziye seçildim. Ve sonra akabinde de hiç durmadan çalışma hayatım devam etti. Ve sonra da oyunculuk üstüne daha çok yoğunlaştım. Zaten herhangi bir ana kanalda bir şey çekerken yazmak gibi bir fırsatınız ya da vaktiniz olmuyor. Ama sonra oynadığım Galip Derviş dizisinin son sezonunda yazdım. Kendi bir iki projem var. Bir tane tamamlanmış projem var. Hayalim ileride onları da hayata geçirebilmek. Şimdi hala bir beş sene, belki biraz daha fazlasında kamera önünde olmak istiyorum. Ama sonrasında daha arka tarafta, daha yaratıcı ekipte olmayı çok istiyorum.
-Oyunculuk kariyerin dikenli bir yol muydu, yoksa bu serüvende şanslı olanlardan mısın?
Ben yeteneğimden çok emindim ve çok çalıştım. Çok birikim de yaptım. Çok okudum, çok araştırdım, çok seyrettim, çok çabaladım... Evet, zordu. Ve fakat şansım da yaver gitti. Hem iyi projelerde hem çok küçük yaşta ana kasta seçilerek oradan da kendimi göstere göstere ilerlediğim bir süreç oldu. Hani o şansa başarımın karşılığında gelen bir şans. Ama bence oyunculuğun en zor tarafı bir önceki projenizde istediğiniz ödülü alın ya da istediğiniz kadar talep edilin, bir sonraki projede yine seçiliyorsunuz. Sürekli seçildiğiniz bir işin içinde, sürekli kendinizi beğendirmek zorunda olduğunuz bir kanal, bir yapımcı olduğu için ve o insanlar sizi seçtiği için o psikolojik olarak kendinizi çok sağlamda tutmanız gereken bir durum. Çünkü bugün çok popüler olabilirsiniz. Ama bundan bir sene sonra o popülerlikte olmayabilirsiniz. Sonra bir sene sonra da tekrar o popülerliğe bir anda geçiş yapabilirsiniz bir günde. Ve bunu insan psikolojisinin kaldırması için çok sağlam bir mental dayanıklılık gerekiyor. Benim çok yorulduğum zamanlar oldu. Çok aktif dizi çektiğim zamanlar oldu. Uzaklaştığım zamanlar oldu. Kendimi yeterli bulmadığım zamanlar oldu. Tam tersi çok yeterli bulup çok yorgun olduğum zamanlarım oldu. O yüzden kafalar da karışık olabiliyor. Ama hani seçtiğim meslekten mutsuz değilim. Asla değilim. Çok güzel anlarım var yaşadığım. Fakat zor bir yolculuk. Bugün oyuncu olmak isteyen herkese de aynı şeyi söyleyebilirim. Çok fazla disiplin ve öz irade kontrolü çok iyi olmalı.
-Sen anlatırken ben korktum ve yoruldum…
Kaldırması zor bir iş. Çünkü çok küçük yaşta ekranın önüne çıkmak, hızlı tüketilebilen bir sektörde olmak ve bu sektörde kalıcı olmaya çalışmak… Benim amacım hep kalıcı olmaktı. Anlık şöhretler peşinde koşmadım. Ama dinamikler değişiyor. Ülkenin sosyo-kültürel seviyesi değişiyor. Siyasi konjonktürü değişiyor. Projeler değişiyor, yönetmenler değişiyor, yapımlar değişiyor… Dolayısıyla bunların hepsine ayak uydurup bir yandan da kendini ortaya koymaya çalışmak, yalan söyleyemeyeceğim zor yani, zor. Ama ben zoru sevdiğim için. Severim.
UZUN ZAMAN SONRA BİR ROLDE ÇOK ZORLANDIM
-Seni sektörde daha çok beyaz perde filmleriyle anımsıyorum. Son dönemde de iki tane korku filmin giriyor vizyona "Cam Sehpa" ve "7 Büyük Günah" adlı. Neler bekliyor seyirciyi?
"7 Büyük Günah" Serdar Akar'ın filmi ve ben Serdar Bey'in hayranı olarak onunla çalışma fırsatı bulunca çok istedim çalışmak. Yedi ölümcül günah üstüne kurulu bir gerilim, tek mekan gerilim filmi. Zaten Serdar Bey tek mekan ve gerilimde çok usta bir yönetmen. Cam Sehpa da Can Evrenol'un. O da daha önce Meksika'da yapılmış bir filmin birebir uyarlaması. Senaryosu çok sert bir senaryo. Korku komedi diyebileceğimiz kara mizah var içinde. Çok zor bir roldü benim için. Uzun zaman sonra zorlandığım bir roldü. Benden çok kat kat uzakta bir persona yaratmam gerekti. O da tek mekan. Bilerek yapmadım ama üst üste projeler denk geldi yani korku adına. Onun dışında kendi isteğimle geçtiğimiz bir dört senede hep film yapmayı tercih ettim. Gelen dizi projelerinde sevdiğim şeyler olmadı, kendimi tekrarlamadım. Bizde şey gibi bir durum maalesef var, klişe oldu ama size bir şey yapıştığında size sürekli onun gelmesi ve büyüdüğüm için de kast aralığım da değişmeye başladı. Ben de o süreyi film yaparak değerlendirmek istedim.
KOMEDİ ÜSTÜME YAPIŞTI!
-Hangi tarzdı o üstüne yapıştığını düşündüğün ve gelen projeler?
Komedi ağırlıklıydı. Bir oyuncunun komedi oyuncusu ya da drama oyuncusu diye ayrılması bana çok saçma geliyor. Biz oyuncuyuz ve her şeyi oynamakla mükellefiz. Ama yapımcı sizi bir projede bir rolde beğendiğinde genel olarak orada ezberden gitmek gibi bir niyetleri oluyor. Ama ben sinemada çok uzun süre çok iyi filmler yaptım ve çoğu da komedi değildi. Ödüller aldım. Onlardan kaynaklı da artık bundan sonrasındaki kariyerimde komedi yapmayı çok istiyorum ama filmde yapabilirim. Ana kanalda zaten komedi yok şu an, belli ticari kaygılardan dolayı. O yüzden ana kanalı yapacağım bir projede de en azından oyuncu rengimi gösterebilecek bir karakter olmasını arzu ediyorum açıkçası.
REDDETTİĞİM İŞ TUTTU AMA OLMADIĞIMA ÇOK MEMNUNUM, KÖTÜ BİR İŞTİ
-Peki, o reddettiğin işlerden hiç pişmanlık duyduğun oldu mu?
Olmadı. Bir tanesi çok tuttu ve üç sene devam etti. Ama olmadığıma çok memnunum. Bence kötü bir işti. Tutsa bile hiç içinden geçmedi orada oynamak. Ama söylemeyeyim yapımcısı, yönetmeni bozulur.
GALİP DERVİŞ BENİM İÇİN BİR KARİYER SIÇRAMASIYDI
-Televizyona da pek çok iş yaptın ama benim en unutamadığım diziz sanıyorum Galip Derviş. İzlemesi çok keyifli bir işti. Çekimleri de öyle miydi?
Çok zevkliydi çünkü orada da uyarlamaydı senaryomuz birebir Monk'tan uyarlamaydı ve ana hikayemiz çok belliydi. Monk'taki oyuncular da müthiş oyunculardı ve hatta oranın yapımından bize tebrik geldi "Ancak bu kadar iyi olabilirdi" diye. Benim adıma da bir kariyer sıçramasıydı ve ondan sonrasında çok iş geldi o projeden dolayı bana. 60 dakikaydı, çalışma koşulları çok iyiydi. Epizodik bir hikaye olduğu için her bölüm bir oyuncu geldi ve ben çok çeşitli çok farklı oyuncularla tanıştım ve çalıştım. Çok zevkliydi. Bir de kriminal ben de çok seviyorum dedektif hikayesi. Bir daha keşke böyle bir iş olsa da yapsam.
TELEVİZYONDAN BİRAZ FAZLA UZAK KALDIM
-Televizyona yakın zamanda bir proje düşünüyor musun?
Evet. Televizyona iş yapmak istiyorum. Özellikle de ana kanala yapmak istiyorum. Biraz fazla uzak kaldığımı düşünüyorum. Çok yorulmuştum ama şuan tamamım yani. Biraz çalışma koşulları da toparlandı. Ben çekerken çalışma saatleri insanlık dışıydı. Şimdi düşünüyorum. Ama film yapmaya da devam etmek istiyorum, film yapmayı çok seviyorum. O benim en sevdiğim şey olabilir.
İLİŞKİLERİMDE ÇOK HATA YAPTIM, HAYATIMA GİREN ERKEKLER BENİ GERİYE GÖTÜRDÜLER!
-Daha önce verdiğin bazı röportajlara göz attım. Mesela 2015'te "Aşık olmadan da ilişki yaşarım" demişsin. Hala aynı düşüncede misin?
Ben onu nerede dedim inan hatırlamıyorum. Ama galiba dedim öyle bir şey. Kötü aşk hikayelerim olduğu için ve üzgün olduğum için artık aşkla değil mantıkla hareket ederim demek istedim. Çünkü ben duygularımı çok yoğun yaşayan biriyim ve mantığımı devreden çıkartabiliyorum. Ve bununla ilgili de çok hata yaptım. İnsanın hayattaki partneri her şeyini etkiliyor. Ben bir de uzun ilişkiler yaşayan, sevgilisi olmasını seven bir kadınım. Maalesef hayatıma giren erkekler beni ileriye değil geriye götürdüler. Dolayısıyla tabii ki öğrendiğim birçok şey oldu. Orada söylemeye çalıştığım şey mantığımı devreye sokmalıyım idi. Ben çünkü şeydim, birini seviyorsam her şeyiyle seviyorum. Artık geldiğim yaşta onu kabul edemiyorum. Zaman en önemli şey. Zamanı geri alamazsınız. Parayı geri alırsınız, kariyerinizi geri alırsınız, hatalarınızı düzeltirsiniz ya da ders çıkarırsınız. Ama mesai harcadığınız insanı doğru seçmek gerekiyormuş. Ben de öğrendim yani.
ÇOK AZ TANIDIĞIM BİRİYLE BİR KEZ EVLENDİM, EVLİLİĞE KAPILARIMI KAPATMADIM
-Peki, evliliğe bakış açın değişti mi? Tekrar evlilik düşünür müsün?
Ben bir kere evlendim. Onda da çok az tanıdığım biriyle evlendim. Ve evliliği kafamda küçümsemişim ben. Benim biraz toplum normlarına karşı çıkan bir duruşum vardı. Sevmiyorum herkesin evet dediği şeyi. Sorgulamak isteyen bir çocuktum. Annem şey derdi, "Evlilik iki kişi arasında değil, aileler arasında yapılan bir şeydir." Ve bunun ne demek olduğunu evlenince anladım. Dolayısıyla evlenmeyi düşünen insanların bence ailelerine, sosyokültürel yapılarına ve hayattan beklentilerine çok iyi bakması gerekiyor. Ama ben bir daha evlenir miyim? Evlenirim. Evliliğe karşı bir düşmanlığım falan yok. Gerek duyuyor muyum şu an? Hayır. Ama belki bir gün öyle bir şey olur ve evlenirim yani. Öyle kapıları kapattım gibi bir şey yok.
ÇOK FAZLA DARBE ALDIM, MANEVİ OLARAK ÇOK YIPRANDIM
-Yakın zamanda da 40 yaşınıza bastın. Neler getirdi, neler götürdü 40 yaş?
Vallahi bilmiyorum. Çok uzak bir yaş gibiydi önceden. Orhan Veli 36 yaşında ölmüş diye "Adam zaten yaşamış" falan diyordum ben. "Ne bu kadar abartıyorlar?" falan diyordum. Bilmiyorum büyüdüm ama. Yani ilk defa kendimi büyümüş gibi hissediyorum. Biraz yorgun da hissediyorum ruhsal olarak. Biraz hızlı yaşadım bence. Çok şeyi hızlı öğrendim gibi geliyor. Ama mesela önümüzdeki 5 senede ne istediğimi biliyorum. Ne yapmak istediğimi, nereye gitmek istediğimi biliyorum. Çok fazla darbe aldım. Manevi olarak çok yıprandım. Ama çok kalktım ayağa. O da güçlendirdi beni. O doğruymuş, gerçekten insan acıyla büyüyen bir varlık maalesef. Başka türlü öğrenemiyorsun. Keşke öyle olmasa bu arada. Ama çektiğim acılar hissettiğim duygular çok büyüttü beni. Ben daha sağlıklı düşündüğümü hissediyorum kendimde de. Bir tek yaşlanmak ve kırışıklıktan endişe ediyor olabilirim. Bir tek o beni düşündürüyor, ona da bakarız (gülüyor).