Öncelikle sevgili Nihat Hatipoğlu hocama içten bir teşekkür... Pazar günü Atv'deki Kur'an ve Sünnet programında gıda sahtekarlığının dini ve ahlaki boyutuyla ilgili ibretlik bir yayın yaptı.
Hocamız, Peygamber Efendimiz'in (S.A.V.) "Bizi aldatan bizden değildir" sözünü hatırlatarak enfes bir değerlendirmede bulundu: "Eşine, çocuğuna yediremeyeceğini halka yedirme. Bil ki mazlumun uzanan eli, Allah'a verilen bir dilekçedir. Dilekçe yahu, kul dilekçenin cevabını veriyor da Allah vermez mi? Verir elbette, hem de kesin şekilde..."
Profesör Hatipoğlu'nun etkileyici sözlerinden biri de, "Dürüst iki ortağın üçüncü ortağı Allah'tır" cümlesiydi. Son olarak, çözümün yine insanın ruhunda, inancında ve ahlakında olduğunu vurgulayarak "Ya Allah korkusu, ya kanun korkusu, ya vicdan... Bunların üçü de gittiyse felaket" dedi.
BENİ KİM OYNASIN?
Mahmut Tuncer'in geçen hafta söyledikleri çok konuşuldu. Ünlü türkücü, hayatının film olması durumunda kendisini oynamasını tercih ettiği kişiyi açıklayınca herkesi şoke etti. Tuncer, Serenay Sarıkaya'yı işaret ederek, "Onun oyunculuğu çok iyi, o beni oynayabilir" dedi.
Bir başka sanatçı Mustafa Keser de geçenlerde "Beni Kıvanç Tatlıtuğ oynamasın, o sarışın. Önder Açıkbaş oynayabilir" buyurmuştu.
E benim başım kel mi? Ben de "dublörlerimi" açıklamak istiyorum. Evet, biliyorum, kimse benim hayatımı filan merak etmiyor. Zaten otobiyografi kitabım Hayatım Roman'ı okuyup teklif yapan bir yönetmen de çıkmadı. :) Olsun, onların kaybı için oturup ağlayacak halim yok...
Efendim, yine de biri bir gaflette bulunup hayatımı film yaparsa; çocukluğumu, hiç büyümeyen Burak Kut oynasın. Yanaklarımız aynı en azından... Üniversite yıllarım için en ideali Orlando Bloom. Biliyorum, bugüne kadar hiçbir ünlü şahsiyeti canlandırmadı ama ona bir şans vermek isterim. Kalecilik serüvenimi Rüştü Reçber oynayabilir, izin veriyorum. Gazetecilik dönemim için Russel Crowe'un sözü var zaten. Eh, eğer beni ikna edebilirse, yaşlılığımı da Cihan Ünal oynayabilir.
(Bu latifeler için hepsinden ayrı ayrı özür diliyorum.)
FENERBAHÇE'NİN RAKİBİ KİBİRMİŞ
Ne oldu da Fenerbahçe şaha kalktı? Cevabım net: Kibirden arındı da onun için...
İdari ve teknik yönetimin başındakiler öncelikle iletişim özürlüydüler. Egoları, onların hem birbirlerine hem futbolculara hem taraftara hem de medyaya yakın olmalarını engelledi.
Özellikle Mourinho tam bir kibir abidesiydi. Kulübün Asbaşkanı'nı tanımadığını söyledi. Futbolcuların güvenini teker teker kaybetti. Sürekli medya ile didişti. Böyle olunca da başarısızlık kaçınılmaz oldu. Ta ki bu yola sadece parasını değil, yüreğini koyan Saadettin Saran başkan, mütevazı ve sadece işini yapan Tedesco da teknik direktör olana kadar...