Yönetmen koltuğunda Mustafa Kotan'ın oturduğu, senaryosunu Arzu Yurtseven'in üstlendiği; kadrosunda İnci Türkay, Şahap Sayılgan, Nevra Serezli, Gül Onat, Ayşen İnci, Ecrin Su Çoban, Doğa Rutkay, Bekir Aksoy ve Jess Molho gibi isimleri barındıran "Sihirli Annem: Periler Okulu" filmi, bugün vizyona girdi. "Sihirli Annem: Hepimiz Biriz" filminin yakaladığı başarının ardından yepyeni bir seriyle beyaz perdeye dönen ekip, periler dünyasının derinliklerinde; heyecan verici bir değişimin merkezine kurulan yepyeni Periler Okulu'nda geçen nefes kesen bir macerayı gözler önüne seriyor. Bu keyifli proje öncesi Nevra Serezli ve Ayşen İnci ile bir araya geldik. Usta oyuncular ile filmden, çekim sürecinden ve merak edilenlerden bahsettik.
"Sihirli Annem: Periler Okulu" filmiyle, beyaz perdede bir efsane yeniden hayat buluyor. İlk filmin kırdığı rekorların ardından, sinemada çocuklara yönelik içerik eksikliğini gidermeyi hedefleyen yapım, izleyiciyi fantastik bir yolculuğa çıkarıyor. Türk tiyatro ve sinemasının usta isimleri Nevra Serezli ve Ayşen İnci, GÜNAYDIN'da Yasemin Durna'ya verdikleri bu özel röportajda, setin perde arkasındaki bilinmeyenleri paylaştı. Senaryoyu ilk okuduğunda "Bana kimse bunu yaptıramaz!" diyerek texti neden fırlattığından , uykusuz geçen set gecelerinde uyuyakalan tavuklu sahnelere kadar pek çok anı ilk kez gün yüzüne çıktı. "O dönem çocuk işi yoktu, biz o açığı kapattık" diyen usta oyuncular; neden yapay zeka yerine "anne eli lezzetindeki" eski usul sihirleri tercih ettiklerini ve dizinin nesiller boyu süren kalıcılığının sırrını anlattı. İşte o röportajın tüm detayları…
-Sihirli Annem: Periler Okulu filmi vizyona giriyor. Heyecanlı mısınız?
Nevra Serezli: Heyecanlıyız, filmimiz başlıyor.
Ayşen İnci: Ve de mutluyuz çünkü ikincisi gösterilecek filmimizin.
BU BAŞARIYI BEKLİYORDUK
-Sihirli Annem: Hepimiz Biriz'le birlikte sinemaya yeni bir soluk geldi. İlk film rekorlar kıran bir film oldu. Bu başarıyı bekliyor muydunuz?
N.S.: Bekliyorduk şöyle, birinci filmi yaparken "İkincide buluşuruz" diye ayrıldık. O kadar emindik. Hatta Polat Yağcı'ya da "İkinci yapacaksın değil mi? İkinci yapalım değil mi?" diyorduk. O da inanmıştı, "Evet yaparız kesin bu bir seri olarak gelebilir." dedi. Çünkü hikayeler özgün. Şimdi bu sefer okul mesela işleniyor. Üçüncü filmde başka bir hikaye, gene tipler aynı ama hikaye değişebilir. Bu böyle gider.
BASTONLA GELENE KADAR SETE DEVAM!
A.İ.: Devam eder. Biz böyle bastonla gelene kadar sete devam eder (gülüyor).
-Ekranlarda artık fantastik işler olmamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
A.İ.: Hiç yok. Hele çocuk işi hiç yok.
N.S.: Komedi yok ekranlarda. Soruyorum yapımcılara da rejisörlere de falan. Dış ülkelere komedinin satılamamasından kaynaklanıyor. Komediyi pek almıyorlar. Dış ülkelere satılınca yapımcı para kazanıyor diye söyleniyor. Otomatikman komedi ağırlıklı olmuyor.
A.İ.: Çok da talep var aslında o mesajlarda, değil mi Nevra? Ay ne olur dizi olsun, dizi olsun diye pek çok mesaj alıyoruz. Ama tabii bize bağlı bir şey değil bu.
-İkinci filmde, Sihirli Annem: Periler Okulu'nda neler izleyeceğiz?
A.İ.: Yalan dolan. Hayal sihir (gülüyor).
N.S.: Tabii ki şimdi son günlerin değimiyle hani sevmiyorum ok kelimeyi de kullanmayı da "spoiler" vermeyelim. Ama bir okulda geçiyor. Talebelerle geçiyor. Ben başöğretmenim. Düşünebiliyorsunuz neler olabileceğini…
A.İ.: Ama ben onu başöğretmen olarak tayin ettim. Periliçe olarak o görevi verdim.
N.S.: Tabii Periliçe verdi, üstüme büyük bir yük verdi yani. Yeni bir karakterimiz var Sulsila diye Doğa Rutkay'ın oynadığı. Bekir Aksoy var yeni karakterler. Aslında tabii Sihirli Annem'in rahatlığı kimi istersen sokup yeni yeni tipler yaratıp konuları böyle değişken bir hale getirebiliyorsunuz.
KEMİKLEŞMİŞ SEYİRCİ DEĞİŞİKLİKTEN HOŞLANMADI
-Yeni karakterler demişken şimdi hani alışılmış bir kadro vardı. Bazı isimler kadro da yok. Bazı yeni isimler eklendi. Seyirci sizce bunu yadırgar mı?
A.İ.: Vallahi ilk çevrilen Sihirli Annem'in böyle bir kemikleşmiş seyircisi var. Onlar çok fazla bu değişikliklerden hoşlanmadılar. Yani gelen mesajlara dayanarak söylüyorum bunu tabii. Yani "Keşke onlara sadık kalsaydınız. O samimiyet devam etseydi. O aile içinde sadece" diyen var. Ama "A ne güzel işte şu şu kişiler de katılmış" diyen de var. Yani her türlü görüş var.
BAZI OYUNCULARIN NEDEN OLMADIĞINI SEYİRCİ BİLMEK ZORUNDA DEĞİL
N.S.: Tabii seyirci bilmek zorunda değil nedenlerini. Neden o kişilerin olamayacağını veya olmadığını seyirci bilmek zorunda değil. Onu yapımcı bilebilir. Bir takım nedenler olabilir. Yurt dışında olabilirler. Hikayeyi beğenmemiş olabilirler. Maddi durumlar olabilir. Yoksa bu ekiple 5 sene beraber oynadık. Sonra bir film çektik, bu ikinci film. Hiç bizim aramızda kavga, gürültü, küslük. Hiç öyle bir şey olmadı. Onun için hani o yorumları yazanların aklına böyle kötü niyetli hikayeler, kurgular gelmesin. Biz hepimiz biriz.
USTA İSİMLER HİÇ "ÇOCUK DİZİSİNDE OYNAMAM" DEMEDİ
A.i.: Bir de Nevra'cığım şöyle bir durum da vardı, o kemik kadro hepsi tiyatro kökenli. Bu yüzden biz hep aynı dili konuştuk. Aynı kafadan insanlarız. Aynı disipline, aynı iş ahlakına, etiğine sahip insanlarız. Bu yüzden de bizim anlaşmamız ve çalışmamız çok kolay oldu.
N.S.: Aynı dili konuşuyorduk. Geçen gün gördüm mesela Suna Selen de gelip bizle oynamış. Lale Oraloğlu gelmiş oynamış. Çok büyük değerler. Köksal Engür, Mümtaz Sevinçler, daha başka bir sürü sanatçı… O kadar büyük değerler o beş sene, dört sene içinde geldi bizle oynadı ki… Ve en güzeli mesela onlara bir teklif gittiği zaman hiç kimse "Ay ben fantastik çocuk dizisinde ben oynamam" falan demedi. Büyük büyük aktörler koşa koşa geldi ve çekimin sonunda "Ay ne kadar eğleniyorsunuz, ben de ne kadar eğlendim" diyerek gitti hep.
-Yıllar sonra aynı set ortamında bir araya gelmek nasıl bir duyguydu?
N.S.: Bıraktığımız yerden devam, zaten gerçek dostluk öyleymiş. Uzakta da olsan yirmi senede geçse o sene ilk buluştuğunda hiçbir şey değişmemiş gibi aynı noktadan başlayabilmekmiş. Bu da öyle.
TEXTİ FIRLATTIM, "BANA KİMSE BUNU YAPTIRAMAZ" DEDİM!
-Arka planda yaşananları da merak ediyoruz. Var mı bizimle paylaşabileceğiniz bir set anısı?
N.S.: Bu son filmde tabii çok çocuk vardı. Çok çocuk vardı (gülüyor). O arada bir rejisörümüz ve ben dahil bağırarak "Biraz susun!" dediğimi hatırlıyorum. Çocuk çünkü onlar sıkılıyorlar, beklemek zorundalar. Benim küçük erkek torunum da oynamak istedi. O şimdi kendini filmde oynuyorum zannediyor. Ama orada göründü. Çekimin sonunda döndü bana "Babaanne çok zormuş ya bizi çok beklettiler" dedi. Ben de dedim ki "Evladım ben altmış senedir bekliyorum setlerde. Sen daha bir kere geldin. Anla babaannenin ne kadar zor şartlarda çalıştığını anla."
İKİNCİ TACİ'DEN AZ ÇEKMEDİK
A.İ.: Çocukla çalışmak da zordur, hayvanla çalışmak da zordur. Bizde ikisi birden vardı. Biz o Taci'den, hele ikinci Taci'den az çekmedik. Onun yüzünden kesiliyor çekim falan. İlki çok eğitimliydi, ikincisi öyle değil. Tam başlıyoruz onun orada durması lazım, bakıyoruz gidiyor. Hadi kestik bir daha, kestik bir daha. Her şey vardı yani ne yılanı eksikti, ne tavuğu, ne kuşu, ne iguanası…
N.S.: İguana vardı ya, iguana vardı… Ben onu hiç unutmuyorum. Sevgili canım Gül Onat'ı burada anmak istiyorum. Gamze Özer yazarken senaryoda "Dudu iguanayı masadan alır, omzuna koyar, dans eder" yazmış. Hemen texti fırlattım. "Hayatta bana hiçbir kimse bunu yaptıramaz. Hollywood'da olsam Hollywood'u terk ederim." dedim. Gül Onat oradan "Ben yaparım. Dudu'nun yerine ben alırım omzuma" dedi. "Gül saçmalama nasıl alacaksın iguanayı?" dedim. "Ne var ben hiç korkmam ki severim de" dedi. Sevdi, okşadı, tuttu, omzuna koydu ve onunla yürüdü. Gamze Özer rahmetli, böyle çok uçuk kaçık fikirleri vardı. Bir gün at ister sete, bir gün eşek getirtir, bir gün inek, bir gün yılan, serçe, kuş, balık… Hadi onlar kolay. İguana aklıma geliyor yani.
A.İ.: Nevra sen tavuklu sahnede var mıydın?
N.S.: Olmaz olur muyum, sabahın dördü. Sabahın dördü!
A.İ.: Şimdi şöyle; perilerden biri kaynanasını tavuk yapmış. Tabii sihri kötü amaçla kullanmak ceza ve ben de ona ceza vereceğim. Biz mahkeme sahnesi kurduk. Karşımızda sıralar var bir tanesinde de hakiki tavuk var. Ya sahnede hiçbir problem yok. Çekiyoruz, bir daha. Çekiyoruz, bir daha. Sabah olmuş dört. Oluyor ama yönetmen bir daha bir daha bir daha istiyor. Ondan sonra bir baktık tavuk düştü yere. Uyudu herhalde, küt diye yere düştü.
N.S.: Biz de uyukluyoruz.
A.İ.: Biz de ama o artık attı kendini yere. Ve onun sayesinde çekim bitti o gün. Ama yani acayip bir sahneydi.
N.S.: Hiç unutmadığım anekdotlardan biri, Ersoy çekiyordu ilk bölümleri Ersoy Güler. Ve o kadar artık alışmış ki Taci''yi oynayan köpek. Onun ağzına sosis veriliyor, yalıyor, peynir veriliyor, konuşur gibi yapıyor falan. Gene gecenin bir saati olmuş, bize mizansen veriyor rejisörümüz. İşte "Nevra abla sen burada duracaksın, Gül abla sen yürü. Nevra abla sen merdivenlerden yukarı çık. Taci sen de Nevra ablanın arkasından çık ama bir an dur geriye bak." dedi. Biz hepimiz kalakaldık. Ersoy kafayı mı yedin? Sen rejimi veriyorsun köpeğe." Dedik (gülüyorlar). O günü hiç unutamıyorum.
A.İ.: Yani kısacası eğlenceli bir setti. Tüm yorgunluğuna rağmen... Çok yoruluyorduk ve çok uykusuz kalıyorduk o dönemler.
SİHİRLERDE ESKİYE SADIK KALDIK
-Teknoloji bu kadar ilerlemişken Sihirli Annem'in ilk yayınlandığı dönemdeki sihirleriyle bugünkü sihirlerini nasıl yorumlarsınız?
N.S.: Biz sihirleri gene eski usul yapıyoruz. O rejisör ve yapımcının kararıydı yani eskisine sadık kalmak. Çünkü şimdi istesen yapay zekayla veya teknolojik dijital olaylarla her türlü başka sihirler yapabilirsin. Ama o zaman da o eski nostaljik lezzeti kalmaz diye düşündüler ki ben de aynı fikirdeyim filmi seyrettiğim zaman. Yani o çanağın içine kuru buzu atıp da dumanı çıkartıp bir şey yapmak çok daha mantıklı geliyor. Ben yapay zekaya pek inanmıyorum. Belki yaşım icabı benim hoşuma gitmiyor. Hani annenin elinin lezzeti diye bir şey vardır ya. Şimdi istediğin robotu al. Annenin köftesi gibi olur mu o köfte? Hep onunla bağdaştırıyorum. O yüzden filmi seyrettiğim zaman çok hak verdim. Yoksa isteselerdi teknolojik imkanlarla çok daha fazla değişik sihirler yapılabilirdi.
SİHİRLİ ANNEM DÖNEMİNDE ÇOCUK İŞİ YOKTU, BİZ O AÇIĞI KAPATTIK
-"Sihirli Annem" yıllar boyunca birçok jenerasyonu etkiledi. Sizce bu diziyi bu kadar özel ve kalıcı yapan neydi?
N.S.: İyiyi, güzelliği ve aile sevgisini çok aşıladığı için. Her ne kadar kötülere de yönelinse de... Yani mesela ben orada kötü karakter gibiyim. Kötü olarak yazılmış ama hep ben onu sempatik şeker kötü yapmaya çalıştım. Çok antipatik olmayı sevmem. Hala daha da yani bana böyle antipatik rol gelirse ters köşe bir rol. Pek tipime uyduramam. Ruhuma uyduramam. Çok kötü olmak istemem. Orada da genelde de ya Taci tarafından ya Periliçe tarafından ya Gül Onat'ın rolü tarafından hep cezalandırılıyorum. Şimdiki dizilerde bakıyorum kötülük yapan hiç ceza almıyor. Yanına kar kalıyor. Bende yanına kar kalmıyordu. Yani çocukların kafasından da "Bak Dudu Peri kötü ama bak Periliçe ona nasıl bir ceza verdi." geçiyordu. Bir adalet duygusu vardı ortada. O çok adil bir Periliçe oluyordu. Çocuklara da öyle dersler veriliyordu. Bütün bunlar şuur altı insanlarda ve ebeveynlerde "Ben bu diziyi çocuğuma seyrettirebilirim" hissi uyandırdı.
A.İ.: Nevra'nın her dediğine katılıyorum. Artı o dönem çocuk işi yoktu. Biz orada bir açığı kapattık doldurduk ve hala günümüzde de yok. O yüzden yani o sıcaklık o samimiyet çok etkiledi. Ve tekrarlarla da hala yani senelerdir seyirciyle bağını da hiç koparmadı. Keşke şimdi de olsa dediğim gibi yani çocuklara yönelik hiçbir şey yok. Çok da olsa sevilerek seyredilir.