Yeşilçam'ın "Taçsız Kralı" Ayhan Işık'ı sadece aktör olarak tanıyoruz ancak o, kameralarla tanışmadan çok önce parmaklarındaki sihirle hayatını kazanıyordu. Eğer sinemanın büyülü dünyasına adım atmasaydı, bugün onu beyaz perdenin jönü olarak değil, eserlerine imza atan usta bir sanatçı olarak anacaktık. Şöhret basamaklarını tırmanmadan önce koluna taktığı o "altın bilezik", efsane oyuncunun aslında oyunculuktan bile eski olan gizli bir yeteneğe sahip olduğunu kanıtlıyor.
Türk sinemasının "Taçsız Kralı" Ayhan Işık'ın hayatı, sadece set ışıkları ve alkışlarla değil, boyalar ve fırçalarla örülü derin bir sanat geçmişine dayanıyordu. Birçoğumuz onu beyaz perdenin devleşen jönü olarak tanısak da o, ruhunu asıl olarak tuvallere fısıldayan profesyonel bir ressamdı.
İşte efsane ismin sinemadan önceki "renkli" dünyası:
AKADEMİ KORİDORLARINDAN SETLERE: RESSAM AYHAN IŞIK
Selanik göçmeni bir ailenin evladı olarak İzmir'de dünyaya gelen Ayhan Işık, babasını erken yaşta kaybetmenin getirdiği hüzünle sanata sığındı. İstanbul'a uzanan yolculuğu, onu Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü'nün kapısına kadar götürdü.
Usta Ellerden Eğitim: Türk resim sanatının duayeni Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun öğrencisi olma şansına erişti.
Seçkin Bir Çevre: Fikret Otyam ve Semih Balcıoğlu gibi isimlerle beraber ünlü "On'lar Grubu" içerisinde sanat icra etti.
İlham Kaynağı: Empresyonizmin büyüsüne kapılan Işık, özellikle Fransız ressam Claude Monet'nin izinden giderek ışığın ve rengin peşine düştü.
YARIM KALAN BİR RÜYA: YURT DIŞI HAYALİ
Ayhan Işık'ın en büyük arzusu, fırçasını yanına alıp yurt dışına gitmek ve sanatını dünyaya tanıtmaktı. Ancak hayatın ona başka bir planı vardı. Girdiği bir sinema yarışması, resim atölyelerinin sessizliğini setlerin hareketli dünyasıyla değiştirdi. Sinema, onun resim tutkusunu bir "B planına" dönüştürse de Işık, ömrü boyunca estetik bakış açısını kaybetmedi.
Biliyor muydunuz? Eğer o yarışma olmasaydı, bugün Ayhan Işık'ı filmleriyle değil, dünya çapındaki galerilerde sergilenen tablolarıyla tanıyor olabilirdik.
Sinemaya adım atmadan önce Babıali'de ressamlık yapan Işık, çocuk dergileri ve yayınevleri için karikatürler, çizgi romanlar çizdi. Hatta 1966'da "Aşka İnanmıyorum" adlı resimli roman albümü yayımlandı. Kendi yazdığı ve çizdiği aşk hikâyeleri gazetelerde tefrika edildi.
Bir dönem Amerika'ya gidip otomobil tasarımları çizmeyi bile düşündü. Ancak 1952'de bir sinema dergisinin açtığı yarışmayı kazanmasıyla resim ikinci plana itildi ve Türk sinemasının en büyük yıldızlarından biri doğdu.
Ayhan Işık, Lütfi Akad'ın Kanun Namına filmiyle büyük çıkış yakaladı, 140'tan fazla filmde rol aldı. "Küçük Hanım" serisiyle halkın sevgilisi oldu, Yeşilçam'da "Taçsız Kral" unvanını aldı. 1970'lerde kısa süre sahneye çıkarak Türk sanat müziği eserleri de seslendirdi.
MEĞER MESLEĞİ BAMBAŞKAYMIŞ!
Geçimini uzun yıllar marangozluk yaparak sağlayan Ali Şen, bu yönüyle izleyicinin her zaman merakını cezbetti.
Kimi zaman huysuz ve esprili bir baba, kimi zaman da paragöz ve fırsatçı karakterleriyle hafızalara kazındı. Onun sert bakışları, ince mizahı ve kendine özgü ses tonu, oynadığı her rolde seyircinin dikkatini çekmeyi başardı.
Kameralar karşısına ilk kez 1954 yılında çıkan Ali Şen, kısa sürede Yeşilçam'ın en çok aranan yan karakter oyuncularından biri oldu.
Sinema tarihine damgasını vuran usta, 300'e yakın filmde rol alarak Türk sinemasının en üretken karakter oyuncularından biri oldu.
Oğlu Şener Şen'in de ilerleyen yıllarda büyük bir aktör haline gelmesi, sinema tarihimizde nesiller arası bir köprü oluşturdu. 15 Aralık 1989'da geçirdiği beyin kanaması sonucu aramızdan ayrılan Ali Şen, Teşvikiye Camii'nden Zincirlikuyu Mezarlığı'na uğurlandı.
Bugün hâlâ Yeşilçam'ın kült yüzleri arasında anılmaya devam eden Ali Şen, marangozluktan beyazperdeye uzanan yolculuğuyla Türk sinema tarihinin en özel isimlerinden biri olmayı sürdürmektedir.
YEŞİLÇAM'IN PALA BIYIKLI BİRİCİK BABASI HULUSİ KENTMEN'İN ASIL MESLEĞİNİ BİLİYOR MUSUNUZ?
Yeşilçam denilince akla gelen ilk figürlerden biri şüphesiz Hulusi Kentmen'dir. Tatlı-sert ama her zaman adaletli, şefkatli, babacan… O artık yalnızca bir oyuncu değil, Türk halkının "baba" figürünün ete kemiğe bürünmüş halidir.
1911 yılında Bulgaristan'ın Tırnovo kentinde dünyaya gelen Kentmen, ailesiyle birlikte Türkiye'ye göç ederek çocukluğunu İzmit Körfezi'nde geçirdi. Küçük yaşta tiyatroya ilgi duydu, ama önce askerliği seçti.
Deniz Astsubay Okulu'ndan mezun oldu, denizaltıcı olarak görev yaptı. Tesadüfen izlediği bir tiyatro provasında sahneye çıkmasıyla başlayan sanat yolculuğu, Türk sinema tarihine damga vuracak bir kariyerin ilk adımı oldu.
ASKERLİĞİNİ SÜRDÜRÜRKEN OYUNCULUĞA BAŞLAMIŞ!
Askerlik görevini sürdürürken dahi tiyatrodan kopmayan Kentmen, Halkevleri'nde, Ses Tiyatrosu'nda ve Burhanettin Tepsi Kumpanyası'nda sahne aldı. 1942'de "Sürtük" filmiyle sinemaya adım attı, 1946'da "Senede Bir Gün" ile yükselişi başladı.
O günden sonra Yeşilçam'ın altın yıllarına damga vuracak bir üretkenliğe imza attı: yaklaşık 500 film!