Türk müziğinin unutulmaz ismi Kayahan, 2015'te hayata veda ettiğinde ardında tarifsiz bir hüzün bırakmıştı. Ölümünün 11. yılında, bugün 77 yaşında olacak efsane sanatçının hayatındaki bilinmeyenler yeniden gün yüzüne çıktı. Özellikle o takıntısı için yaptıkları duyanları şaşırttı! İşte Kayahan'ın kimsenin bilmediği 16 çarpıcı özelliği...
1-500 NUMARAYI EZBERE BİLİRDİ!
Kayahan'ın sadece duyguları değil, rakamları da yöneten muazzam bir hafızası vardı. Yazdığı notaların yanı sıra telefonunda kayıtlı 550'nin üzerindeki numarayı ezbere bilen usta sanatçı, adeta ayaklı bir kütüphane gibiydi.
2- MİLLİ-MANEVİ DEĞERLERE BÜYÜK SAYGI GÖSTERİRDİ
Milli ve manevi değerleri hayatının merkezine koyan Kayahan, ay yıldızlı kolyesini bir an olsun yanından ayırmazdı. Küçük yaşlarda dedesinin dizinin dibinde aldığı manevi terbiyeyi bir ömür boyu göğsünde taşıyan usta sanatçı bu sarsılmaz duruşuyla hafızalara kazınmıştı.
3-PAZAR MENÜSÜ ONSUZ OLMAZDI!
Pazar günleri Kayahan için haftanın en özel zamanıydı. Mutfak önlüğünü takıp ocağın başına geçen Kayahan, hem ailesi hem de çalışanları için elleriyle sofra kurardı. Menünün değişmez yıldızları ise usta sanatçının yapmaktan en çok keyif aldığı çoban kavurma ve nohutlu köfteydi.
4-"BAY BAY" DEMEK YASAK
Kayahan, çocuklarını milli ve manevi değerlere bağlı yetiştirmeyi hayat felsefesi edinmişti. Eşi İpek Açar ile birlikte kızı Aslı Gönül'e duaları ve sureleri öğreten Büyük Usta'nın, vedalaşırken bile tavizi yoktu. Kızına, "O sözü bırak Amerikalılar söylesin, biz Türküz; evden çıkarken 'Allah'a emanet ol' demelisin" diyerek verdiği o meşhur öğüt, usta sanatçının duruşunun en net özetiydi.
5- UYKUSUNDAN ŞARKI DOĞARDI!
Kayahan'ın hayatında dolmakalemin yeri apayrıydı; her anını notlara dökmeden duramazdı. Yatağının başucunda kalem, kağıt ve su eksik olmazdı. Gecenin bir yarısı aniden uyanır, aklına düşen bir şarkı sözünü ya da etkileyici bir cümleyi o kağıtlara nakşederdi. Yazdığı tek bir notu bile asla çöpe atmaz, her birini özenle saklardı.
6- O İKİ İSME HAYRANDI!
Milyonların kalbine dokunan şarkıların mimarı Kayahan'ın müzikal besin kaynağı dünya devleriydi. Frank Sinatra ve Nat King Cole hayranı olan usta sanatçı, bu iki dev ismin eserlerini dilinden düşürmez, her fırsatta onları dinleyerek kendi eşsiz tınısına ilham katardı.
7-ÇEVRESİNE ŞÜKRETMEYİ ÖNERİRDİ
Kayahan, gerçek huzurun ve mutluluğun temelinde şükretmenin yattığına inanırdı. Bu düşüncesini sadece kendisi yaşamaz, etrafındaki insanlara da her fırsatta daha fazla şükretmeleri yönünde tavsiyelerde bulunurdu.
8-DOKTORLAR 6 AY ÖMÜR BİÇMİŞTİ: 25 YIL DAHA YAŞADI!
1990 yılında yumuşak doku kanserine yakalanan Kayahan, kendisine sadece 6 aylık ömrü kaldığını söyleyen doktorlara "Onu Allah bilir" diyerek meydan okumuş ve tam 25 yıl daha yaşamıştı. O süreci anlatırken kurduğu şu cümleler ise hafızalara kazındı: "Kanser olduğumu öğrenince korkmadım. Çünkü ölüm bir ceza değil, mezuniyettir. Yani, Cenab-ı Allah'ın katına çıkacaksınız, orada hesap vereceksiniz. Dünyanın yalan olduğunu bilirseniz zaten huzur kendiliğinden gelir. Demek ki yaşanacak günümüz varmış yaşadık. 'Kanseri yendim' diye de konuşmam. Çünkü kanseri biz yenemeyiz, yaşayacağımız süreye Allah karar verir sadece."
9- DOĞA SEVDALISIYDI
Çevre konusunda aşırı duyarlı olan Kayahan, hayatı boyunca bu bilinci yaymak için adeta bir nefer gibi çalıştı. Doğayı koruma adına yapılan projelere tam destek veren usta sanatçı, birçok etkinlikte hiçbir ücret talep etmeden gönüllü olarak ön saflarda yer aldı.
10-GÖRÜŞECEĞİ İSMİ TAKİBE ALIRDI!
Kayahan'ın titizliği iş görüşmelerinde ve röportajlarında da ön plandaydı. Karşısına çıkacağı gazetecinin yazılarını önceden okur, televizyona konuk olacaksa sunucunun geçmiş yayınlarını tek tek izleyerek onu yakından tanımaya çalışırdı. Hazırlıksız yakalanmayı sevmeyen usta sanatçı, adeta bir dedektif gibi ön araştırma yapmadan mikrofon başına geçmezdi.
11-BİR ŞARKI İÇİN 800 GÜN BEKLERDİ!
Kayahan'ın müzikteki titizliği akılalmaz boyutlardaydı; bir şarkının mükemmel olması için üzerinde yüzlerce gün çalışırdı. Bazı eserlerinin tamamlanması tam 800 gün sürerken; "Geceler", "Esmer Günler" ve "Mavilim" gibi efsaneleşmiş şarkılarını bitirmesi bu süreden bile uzun sürmüştü. Acele etmek yerine her notayı adeta bir nakış gibi işleyen usta sanatçı, kusursuzluğu böyle yakalardı.
12- KASET YÜZLERİNİ EŞİTLERDİ!
Albüm hazırlık sürecinde her detayı milim milim hesaplayan Kayahan, kasetlerin A ve B yüzlerindeki şarkı sürelerinin saniyesine kadar aynı olmasına dikkat ederdi. Şarkı sıralamasını ise bir mühendis titizliğiyle, notaların tonlarına ve akışına göre belirleyerek dinleyiciye kusursuz bir deneyim sunmak isterdi.
13- 13 TAKINTISI NASIL DEĞİŞTİ?
Kayahan'ın hayatında 13 rakamının çok ilginç bir serüveni vardı. Önceleri bu sayıyı uğursuz sayar, kapı numarası 13 olan evlerde oturmaz, hatta ajandasındaki 13 tarihli sayfaları tek tek koparıp atardı. Ancak katıldığı bir yarışmada 13 kişi arasından birinci seçilince, bu rakam bir anda en sevdiği sayı haline geldi. O günden sonra her şeyi 13'e tamamlamaya başlayan usta sanatçı, kızı Aslı Gönül Açar'ın isim ve soyadındaki harf sayısının bile toplamda 13 etmesi için özel çaba sarf etti.
14- EN ÇOK BU İKİLİDEN GURUR DUYARDI
Sayısız ödülün sahibi olan Kayahan için iki gurur madalyası hep en üst sırada yer aldı. Bir yanda vatan sevgisinin nişanesi olan Mehmetçik Vakfı'ndan aldığı ödüller, diğer yanda ise dünya çapındaki başarısını tescilleyen Uluslararası Akdeniz Müzik Yarışması birinciliği... Usta sanatçı, kariyerindeki pek çok başarıya rağmen bu iki özel takdire hayatı boyunca ayrı bir değer verdi.
16-BAHÇESİNDEKİ AĞAÇLARI ÖPERDİ
Gömeç'te yaşadığı dönemde her gün bahçesindeki ağaçları tek tek öpen Kayahan, bu alışkanlığının nedenini sevgiye bağlardı. Ünlü sanatçı, Allah'ın tüm varlıkları sevgi üzerine yarattığını belirterek, "Sevgi her şeyi değiştirir. O olmadan hiçbir şey olmaz. Sevgisiz yaşayan kimsesizdir" diyerek doğaya olan bağlılığını anlatmıştı.
BİR BAŞKA USTA SANATÇI OLAN MUAZZEZ ABACI'NIN HAYAT HİKAYESİNİ BİLİYOR MUSUNUZ?
12 Kasım'daki doğum gününde hayatını kaybeden Türk sanat müziğinin efsane ismi Muazzez Abacı, sevenlerini yasa boğmuştu.
Usta sanatçının ölümü ardından ise geriye bıraktığı hayat hikayesi herkes tarafından merak edilmişti...
BAKIN USTA SANATÇI BURALARA NASIL GELMİŞ!
12 Kasım 1947'de Ankara'da doğan Muazzez Abacı'nın nüfustaki soyadı Altıok'tu. Babası, "Sarı Bomba" lakabıyla tanınan ünlü boksör Oktay Altıok idi; ancak Abacı, babasını henüz bir buçuk yaşındayken kaybetti. O erken kayıp, hayatının ilk büyük acısı oldu. Yatılı olarak okuduğu Ankara Koleji, ona disiplinli bir eğitim ortamı sundu. Fakat asıl tutkunun müzik olduğuna küçük yaşta karar vermişti.
Sanatçı 1967 yılında Ankara Radyosu'nda stajyer olarak göreve başladı. Üç yıl sonra verdiği ilk konser, onun profesyonel yolculuğundaki dönüm noktası oldu. 1972'de söylediği "Silemezler Gönlümden", geniş kitlelerin beğenisini kazandı. Takip eden yıl çıkan ilk plağı "Bir Sen Kaldın İçimde", adını müzik dünyasına sağlam bir şekilde yazdırdı.
1974'te assolist olarak sahneye çıktığında, artık Türkiye onu konuşuyordu. Sahne duruşu, güçlü sesi ve zarafetiyle bir döneme damga vurdu.
"Vurgun", "Şakayık" gibi eserlerdeki etkileyici yorumları, onu klasikler arasına taşıdı. 1998'de Devlet Sanatçısı unvanıyla onurlandırılması ise bu başarıların resmileşmiş haliydi.
Kariyeri kadar özel yaşamı da gündemdeydi. İlk evliliğini 18 yaşında polis memuru Abdurrahman Abacı ile yaptı. Bu evlilikten doktor kızı Saba doğdu. 1973'te avukat Atilla Kurtbaş ile evlendi ancak, evlilik kısa sürdü.En çok konuşulan ilişkisi ise 1980'de nikah masasına oturduğu ünlü kabadayı Hasan Heybetli ile yaşadığı fırtınalı aşk oldu.
Heybetli'nin 24 adet kırmızı gülden başlayan tutkulu ilgisi, çiftin hem ayrılıp hem yeniden bir araya geldiği çalkantılı bir ilişkiye dönüştü. 1986'da ikinci kez evlenen çift, 1993'te son kez yollarını ayırdı. Abacı, yıllar sonra bile Heybetli'den "iyi yürekli, mert bir adamdı. İlişkimiz ömürlük oldu" diye söz etmişti.