Yeşilçam'ın babacan tavırlı, sert görünümlü ama yufka yürekli fabrikatörü Hulusi Kentmen, hafızalarımıza kazınan o sarsılmaz ve otoriter duruşunu meğer geçmişine borçluymuş. Usta sanatçının kameralar karşısına geçmeden önce yıllarca icra ettiği asıl mesleği, duyanları adeta hayrete düşürüyor. Sinema tarihine damga vuran efsane ismin film setlerinden çok önceki bu şaşırtıcı hayatını öğrenince kulaklarınıza inanamayacaksınız.
Türk sinemasının o güven aşılayan, dışı sert ama içi pamuk çınarı Hulusi Kentmen, beyazperdeye aslında tahmin ettiğimizden çok daha disiplinli ve derin bir geçmişin süzgecinden geçerek adım atmıştı. Kameralar karşısındaki o vakur duruşu, sarsılmaz otoritesi ve asla itiraz edilemeyen karizması; yalnızca bir yetenek tesadüfü değil, bizzat hayatın sert tezgahında dokunmuş gerçek bir kimliğin yansımasıydı.
Bugün bile televizyon ekranlarında elinde kemanıyla ruhumuzu okşayan ya da devasa masasında evrak imzalarken izlediğimiz o babacan "tonton dede", meğer şöhret olmadan önce vatanına bambaşka bir üniforma içinde hizmet etmiş!
Balkanlar'ın dondurucu ayazından İzmit Körfezi'nin mavi sularına, denizaltıların gizemli ve sessiz dünyasından Yeşilçam'ın en tepesine demir atan; adeta filmlere taş çıkartan o muazzam hayat hikayesi...
Hulusi Kentmen, takvimler 1911 yılını gösterdiğinde bugün Bulgaristan sınırları içerisinde kalan Tırnovo kentinde dünyaya geldi. Ancak kader, onu henüz çok küçük bir çocukken Anadolu topraklarına sürükledi. Ailesiyle birlikte Türkiye'ye göç eden Kentmen'in çocukluk ve gençlik yılları, denizin ve tarihin iç içe geçtiği İzmit Körfezi'nde şekillendi.
Birçoğumuz onu lüks köşklerde holding yöneten bir patron olarak tanısa da, Kentmen'in gerçek hayattaki otoritesinin kaynağı çok daha köklüydü. O, Deniz Astsubay Okulu mezunu bir askerdi. Üstelik sıradan bir birlik değil, denizin metrelerce altında görev yapan bir denizaltıcıydı.
Yıllarca vatanına bahriyeli üniformasıyla hizmet eden Kentmen, askerlik disipliniyle yoğrulmuş bir karakterdi. Sinemadaki o dik duruşu, her kelimesine sinmiş olan ciddiyeti ve aynı zamanda güven veren o babacan tavrı, aslında yıllarca taşıdığı o kutsal üniformanın bir mirasıydı.
Hulusi Kentmen'in sanatla tanışması ise tam bir film senaryosu kıvamındadır. Denizaltıdaki ağır görevlerini sürdürürken, bir gün tesadüfen izlediği bir tiyatro provası hayatının akışını değiştirdi. Sahnenin o büyülü tozunu bir kez yutan Kentmen için artık dönüş yoktu.
İşin en ilginç yanı ise, Kentmen'in oyunculuğa başladığında hala aktif görevde olan bir asker olmasıydı. Gündüzleri askeri bir nizamla vatan hizmetine koşuyor, akşamları ise setlerde ya da tiyatro sahnelerinde bambaşka karakterlere bürünüyordu. Bu çifte yaşam, onun karakterindeki disiplinle samimiyetin harmanlanmasını sağladı.
1942 yılında "Sürtük" filmiyle beyazperdeye adım atan usta oyuncu, asıl şöhretini 1946'daki "Senede Bir Gün" filmiyle yakaladı. Kariyeri boyunca 500'e yakın filmde rol alarak kırılması güç bir rekorun sahibi oldu. Kemal Sunal'dan Tarık Akan'a, Münir Özkul'dan Adile Naşit'e kadar Yeşilçam'ın tüm efsaneleri için o sadece bir rol arkadaşı değil, setlerin **"Hulusi Babası"**ydı.
Onu halkın gözünde bu kadar büyüten şey ise samimiyetiydi. Kemal Ergüvenç'in o meşhur tok ve güven veren sesiyle dublaj yapılması, Kentmen'in imajını zihinlere kazıdı. Türk toplumu için o, dürüstlüğün ve adaletin sarsılmaz simgesi haline geldi.
Hulusi Kentmen sadece kamera önünde değil, özel hayatında da bir sanat aşığıydı. Çok iyi derecede keman çalan usta sanatçı, aynı zamanda profesyonel düzeyde fotoğrafçılıkla ilgilenirdi. 1938 yılında hayatını birleştirdiği Refika Hanım ile örnek bir evlilik sürdürdü. Oğlu Volkan ile birlikte, şöhretin parıltısından uzak, son derece mütevazı bir hayat yaşadı.
1961 yılında kurduğu kendi tiyatro topluluğuyla Anadolu'yu karış karış gezdi. Amacı, sinemadan kazandığını yine sanata ve halka geri vermekti. Maddi zorluklar nedeniyle tiyatrosu kapansa da, o hiç küsmedi; reklam filmlerinde bile o "tonton dede" imajıyla halkın sevgilisi olmayı sürdürdü.
Bir Çınarın Sessiz Vedası
1993 yılında, 81 yaşındayken hayata gözlerini yuman Hulusi Kentmen, ardında sadece filmler değil, bir "karakter" bıraktı. Bugün dahi dürüst ve babacan biri görüldüğünde kullanılan "Hulusi Kentmen gibi adam" tabiri, bir sanatçının bir toplumun ruhuna nasıl işlediğinin en büyük kanıtıdır.
MEĞER AŞK-I MEMNU'NUN "İLK NİHAL'İ" OYMUŞ!
Kamera karşısına geçmeden önce fotomodellik yapan ve Milliyet gazetesinin ekinde kapak olan fotoğrafıyla dikkat çeken Esen'in yıldızı, 1975 yapımı "Aşk-ı Memnu" dizisinde canlandırdığı Nihal karakteriyle parladı.
Ancak asıl büyük çıkışını, aynı yıl Ertem Eğilmez imzalı "Bizim Aile", ardından "Gülen Gözler", "Aile Şerefi", "Cennetin Çocukları" gibi klasikleşmiş filmlerde aldı.
Bu filmlerde Adile Naşit, Münir Özkul, Halit Akçatepe ve Şener Şen gibi usta isimlerle aynı kadroda yer alarak sinemaseverlerin belleğinde silinmeyecek izler bıraktı.
İŞTE ITIR ESEN'İN SON HALİ!
Itır Esen, 68 yaşında zarafetin ve güzelliğin yaşının olmadığını bize gösteren en önemli simgelerden biri olarak sinema dünyasına hala katkıda bulunmaya devam ediyor.
YEŞİLÇAM'I ŞİŞKO NURİ'Sİ SITKI SEZGİN'İ HATIRLADINIZ MI?
1950 doğumlu Sıtkı Sezgin, özellikle 1970'li ve 1980'li yıllarda çocuk karakterlere hayat vererek Yeşilçam'ın en sevilen isimlerinden biri haline geldi. Ayşecik ve Sihirli Cüceler Rüyalar Ülkesinde (1971), Hayat Sevince Güzel (1971), Adile Teyze (1982) ve Nikah Masası (1984) gibi pek çok filmde rol alan Sezgin; ekranlarda izleyiciyi hem güldürdü hem de içtenliğiyle etkiledi.
Kariyerinin ilerleyen dönemlerinde sinemadan uzaklaşan oyuncu, memleketi Samsun'a dönerek sosyal yaşamını burada sürdürdü. Üstelik Gölcük 17 Ağustos Gölcük Depremi'nde evini kaybetmişti. Samsun Büyükşehir Belediyesi Huzurevi'nde kalan Sezgin, burada da boş durmadı. Anaokulu ve ilkokul öğrencilerine yönelik tiyatro oyunları sahneledi; çocuklara sanat sevgisini aşılamaya devam etti. Ancak hayat Sezgin'e kolay yüzünü göstermedi. 17 Ağustos 1999 Gölcük Depremi'nde evini kaybeden usta oyuncu, yaşadığı travmaya rağmen hayata tutunmayı başardı.
Ancak 2018 yılında sağlık durumu kötüleşti. Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde anjiyo olan Sezgin, daha sonra çoklu organ yetmezliği nedeniyle yoğun bakıma alındı. Ve ne yazık ki 18 Ağustos 2018 tarihinde, 69 yaşında hayata veda etti. Cenazesi, doğup büyüdüğü şehir olan Samsun'da, Derecik Mezarlığı'na defnedildi.