Yeşilçam'ın masumiyet simgesi Ömercik, yıllarca ekranlarda milyonları gülümsetirken aslında kendi hayatının en ağır rolünü sahneliyordu. Henüz oyun çağında, dört yaşında adım attığı setlerde şöhretin zirvesine çıksa da, spot ışıklarının ulaşamadığı o derin sessizlikte trajedi ve zorluklarla örülü bir kaderle baş başaydı. Sinema tarihine kazınan o sevimli çehrenin ardında, alkış seslerinin bile bastıramadığı bir dram gizliydi.
Türk sinemasının "altın çağı" olarak nitelendirilen yıllarda, perdeye yansıyan en saf gülümsemelerden biri ona aitti. 1959 yılında dünyaya gelen Ömer Dönmez, henüz dört yaşındayken adım attığı setlerde kısa sürede bir fenomene dönüştü.
"Ömercik" lakabıyla hafızalara kazınan minik yıldız, özellikle kuzeni Zeynep Değirmencioğlu (Ayşecik) ile kurduğu ekran ortaklığıyla bir neslin çocukluk kahramanı oldu.
Kariyeri boyunca 40'a yakın yapımda rol alan Dönmez, Ayşecik ve Ömercik, Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler gibi kült filmlerle sinema tarihine adını altın harflerle yazdırdı.
Ancak hayat, bu parıltılı yolculuğun ortasında ona beklenmedik ve sert bir darbe indirdi. Henüz 17 yaşındayken, sıradan bir tamirat işi sırasında elindeki tornavidanın gözüne saplanması sonucu sol gözünü kaybetti. Bu trajik kaza, sadece fiziksel bir kayıp değil, aynı zamanda genç bir oyuncunun kariyer rotasının da kalıcı olarak değişmesi anlamına geliyordu.
Yeşilçam'ın unutulmaz ismi, 1 Şubat 2020 tarihinde İstanbul'daki evinde, KOAH hastalığına bağlı bir kalp krizi sonucu 60 yaşında hayata gözlerini yumdu.
Selimiye Camii'nden kaldırılan cenazesinde, Ediz Hun gibi dostları onu yalnız bırakmadı. Bugün Ümraniye Hekimbaşı Mezarlığı'nda huzur içinde uyuyan Dönmez, bizlere siyah-beyaz karelerde kalan o çocuksu masumiyeti miras bıraktı.
ACI DOLU HAYATINI BAŞARIYA DÖNÜŞTÜREN YILDIZ: EKREM BORA!
Türk sinemasının efsanevi oyuncularından Ekrem Bora, 7 Mart 1932'de Ankara'da dünyaya geldi. Babası, Türkiye'nin ilk uçak asker pilotlarından Mazhar Uçak'tı ve soyadını da uçuşu sırasında almıştı. Bora, babasını henüz bebekken kaybetti ve ailesiyle İstanbul'a taşındı.
1962 yılında Ayhan Işık ve Türkan Şoray ile başrolü paylaştığı "Acı Hayat" filmiyle büyük çıkış yakalayan Bora, sert karakterlerin aranan yüzü haline geldi.
1966'da Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde "En İyi Erkek Oyuncu" ödülüne layık görüldü. 1970'li yıllarda sinema sektöründeki durgunluk nedeniyle sahneye yönelen sanatçı, bir dönem gazinolarda şarkıcılık yaptı.
Bora, 1990'da "Soğuktu ve Yağmur Çiseliyordu" filmiyle bir kez daha Altın Portakal kazandı. 2008'de İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından "Yaşam Boyu Onur Ödülü"ne layık görüldü.
Türk sinemasının en karizmatik aktörlerinden biri olarak hafızalarda yer eden sanatçı, usta isimlerin de belirttiği gibi, sinema tarihine unutulmaz bir iz bıraktı.
TÜRKAN ŞORAY'IN HİÇ BİLMEDİĞİNİZ O YÖNÜ!
Türk sinemasının unutulmaz ismi, Yeşilçam'ın 'Sultan'ı Türkan Şoray, sinema tarihine adını altın harflerle yazdırdı. 28 Haziran 1945'te İstanbul'da doğan usta oyuncu, tam 222 filmde rol alarak dünyanın 'en çok film çeviren' kadın oyuncusu unvanına sahip oldu.
Şoray, sadece oyunculuğu ile değil, aynı zamanda senaristlik, yönetmenlik ve yazarlığıyla da sanat camiasında fark yarattı.
Fatma Girik, Filiz Akın ve Hülya Koçyiğit ile birlikte "Yeşilçam'ın Dört Yapraklı Yoncası"ndan biri olarak kabul edilen usta oyuncu, sinema dışında yönetmenliğe de el attı.
"Dönüş" (1972), "Azap" (1973), "Bodrum Hakimi" (1976) ve "Uzaklarda Arama" (2015) gibi filmlerin yönetmenliğini yaparak, sektördeki yeteneğini farklı alanlarda da gösterdi. 1981 yapımı "Yılanı Öldürseler" filminde ise Şerif Gören ile birlikte yönetmenlik koltuğuna oturdu.
Özel hayatı daima merak edilen Şoray, uzun yıllar Rüçhan Adlı ile birliktelik yaşadı. Ancak Adlı'nın eşinden boşanmaması nedeniyle ilişkileri sona erdi.