Yıllarca onu beyaz perdenin en yakışıklı jönü, Yeşilçam'ın 'Taçsız Kral'ı olarak alkışladık; ancak Ayhan Işık'ın şöhret basamaklarını tırmanmadan önce kolunda bambaşka bir 'altın bilezik' taşıdığını çok az kişi biliyor. Eğer sinema dünyası onu keşfetmeseydi, bugün adını bambaşka eserlerin altında imzası olan bir üstat olarak anacaktık. Kameralar karşısına geçmeden çok önce parmaklarındaki o büyüyle profesyonel işlere imza atan ve parasını bu yolla kazanan efsanenin, oyunculuktan bile eski olan o şaşırtıcı yeteneğini duyunca hayranlığınız ikiye katlanacak!
Türk sinemasının en büyük yıldızlarından Ayhan Işık, ışığını yalnızca kameraların önünde değil, başka bir yaratıcı alanda da göstermişti. Çocuk yaşlardan itibaren ilgisini verdiği bu alan, hayatının uzun yıllarına eşlik etti.
Öyle ki hayallerinden biri, yurtdışına giderek bu yeteneğini dünyaya tanıtmaktı. Ancak bir yarışmayla sinemaya adım atınca o hayal ikinci planda kaldı.
Türk sinemasının unutulmaz jönü, "Taçsız Kral" lakaplı Ayhan Işık'ın (1929–1979) aslında yalnızca bir oyuncu değil, aynı zamanda profesyonel bir ressam olduğunu biliyor muydunuz?
İzmir'de Selanik göçmeni bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Ayhan Işık, küçük yaşta babasını kaybetti.
İstanbul'a yerleştikten sonra Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü'nde eğitim aldı. Burada Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun öğrencisi oldu, Fikret Otyam ve Semih Balcıoğlu gibi isimlerle "On'lar Grubu" içinde yer aldı. Empresyonizmden etkilenen sanatçı, özellikle Claude Monet'i kendisine ilham kaynağı olarak gördü.
Sinemaya adım atmadan önce Babıali'de ressamlık yapan Işık, çocuk dergileri ve yayınevleri için karikatürler, çizgi romanlar çizdi. Hatta 1966'da "Aşka İnanmıyorum" adlı resimli roman albümü yayımlandı. Kendi yazdığı ve çizdiği aşk hikâyeleri gazetelerde tefrika edildi.
Bir dönem Amerika'ya gidip otomobil tasarımları çizmeyi bile düşündü. Ancak 1952'de bir sinema dergisinin açtığı yarışmayı kazanmasıyla resim ikinci plana itildi ve Türk sinemasının en büyük yıldızlarından biri doğdu.
Ayhan Işık, Lütfi Akad'ın Kanun Namına filmiyle büyük çıkış yakaladı, 140'tan fazla filmde rol aldı. "Küçük Hanım" serisiyle halkın sevgilisi oldu, Yeşilçam'da "Taçsız Kral" unvanını aldı. 1970'lerde kısa süre sahneye çıkarak Türk sanat müziği eserleri de seslendirdi.
MEĞER MESLEĞİ BAMBAŞKAYMIŞ!
Geçimini uzun yıllar marangozluk yaparak sağlayan Ali Şen, bu yönüyle izleyicinin her zaman merakını cezbetti.
Kimi zaman huysuz ve esprili bir baba, kimi zaman da paragöz ve fırsatçı karakterleriyle hafızalara kazındı. Onun sert bakışları, ince mizahı ve kendine özgü ses tonu, oynadığı her rolde seyircinin dikkatini çekmeyi başardı.
Kameralar karşısına ilk kez 1954 yılında çıkan Ali Şen, kısa sürede Yeşilçam'ın en çok aranan yan karakter oyuncularından biri oldu.
Sinema tarihine damgasını vuran usta, 300'e yakın filmde rol alarak Türk sinemasının en üretken karakter oyuncularından biri oldu.
Oğlu Şener Şen'in de ilerleyen yıllarda büyük bir aktör haline gelmesi, sinema tarihimizde nesiller arası bir köprü oluşturdu. 15 Aralık 1989'da geçirdiği beyin kanaması sonucu aramızdan ayrılan Ali Şen, Teşvikiye Camii'nden Zincirlikuyu Mezarlığı'na uğurlandı.
Bugün hâlâ Yeşilçam'ın kült yüzleri arasında anılmaya devam eden Ali Şen, marangozluktan beyazperdeye uzanan yolculuğuyla Türk sinema tarihinin en özel isimlerinden biri olmayı sürdürmektedir.
YEŞİLÇAM'IN PALA BIYIKLI BİRİCİK BABASI HULUSİ KENTMEN'İN ASIL MESLEĞİNİ BİLİYOR MUSUNUZ?
Yeşilçam denilince akla gelen ilk figürlerden biri şüphesiz Hulusi Kentmen'dir. Tatlı-sert ama her zaman adaletli, şefkatli, babacan… O artık yalnızca bir oyuncu değil, Türk halkının "baba" figürünün ete kemiğe bürünmüş halidir.
1911 yılında Bulgaristan'ın Tırnovo kentinde dünyaya gelen Kentmen, ailesiyle birlikte Türkiye'ye göç ederek çocukluğunu İzmit Körfezi'nde geçirdi. Küçük yaşta tiyatroya ilgi duydu, ama önce askerliği seçti.
Deniz Astsubay Okulu'ndan mezun oldu, denizaltıcı olarak görev yaptı. Tesadüfen izlediği bir tiyatro provasında sahneye çıkmasıyla başlayan sanat yolculuğu, Türk sinema tarihine damga vuracak bir kariyerin ilk adımı oldu.
ASKERLİĞİNİ SÜRDÜRÜRKEN OYUNCULUĞA BAŞLAMIŞ!
Askerlik görevini sürdürürken dahi tiyatrodan kopmayan Kentmen, Halkevleri'nde, Ses Tiyatrosu'nda ve Burhanettin Tepsi Kumpanyası'nda sahne aldı. 1942'de "Sürtük" filmiyle sinemaya adım attı, 1946'da "Senede Bir Gün" ile yükselişi başladı.
O günden sonra Yeşilçam'ın altın yıllarına damga vuracak bir üretkenliğe imza attı: yaklaşık 500 film!