Yeşilçam'ın en "tehlikeli" kadını olarak hafızalarımıza kazınan, zarafetiyle yıllara meydan okuyan o isim... Onu görenler zamanın adeta geriye aktığını sanıyor! 87 yaşındaki efsane sanatçı Lale Belkıs'ın son halini görenlerin nutku tutuluyor. İşte "milli" gururumuzun yıllara meydan okuyan asil duruşu ve kimsenin bilmediği o detaylar...
Türk sinemasının frapan ve fettan rollerinin vazgeçilmez ismi Lale Belkıs, bugün 87 yaşında olmasına rağmen büyüleyici zarafetinden hiçbir şey kaybetmedi. Beyaz perdede canlandırdığı "yuva yıkan kadın" imajının aksine, gerçek hayatta entelektüel derinliği ve çok yönlü sanatçı kimliğiyle tanınan Belkıs, şimdilerde görenleri kendine hayran bırakmaya devam ediyor.
Türkiye'nin İlk Milli Mankeni: Lale Belkıs Efsanesi
Henüz 1950'li yıllarda, Beyoğlu Olgunlaşma Enstitüsü'nde eğitim alırken bir gemi seyahatiyle Türk tasarımlarını dünyaya tanıtan Belkıs, bu başarısıyla "Türkiye'nin ilk milli mankeni" unvanını kazandı. Bu yolculuk sadece kariyerini değil, soyadını da değiştirdiği dönüm noktası oldu.
Eyüpsultan'dan Dünya Podyumlarına Bir Başarı Hikayesi
28 Kasım 1938'de İstanbul'un tarihi semti Eyüpsultan'da dünyaya gelen sanatçı, subay bir babanın kızıydı. Çocukluğunun geçtiği o tarihi doku, ileride kalemine ve bestelerine ilham verecek, "Doğduğum Ev" şarkısıyla hafızalara kazınacaktı.
Mankenlikten sahneye geçişi, Lale Oraloğlu'nun teklifiyle oldu. Dormen Tiyatrosu gibi devlerin çatısı altında pişen Belkıs, disiplini ve sahne hakimiyetiyle kısa sürede tiyatro camiasında da rüştünü ispatladı.
1966'da sinemaya adım atan sanatçı, 1970 yılında Altın Portakal'da "En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu" ödülünü alarak başarısını tescilledi. O, sadece bir oyuncu değil, karakterlerin ruhuna ses veren bir ikondur.
Lale Belkıs'ın yeteneği sadece oyunculukla sınırlı kalmadı. O, dünya yıldızları Sophia Loren ve Ava Gardner gibi isimlerin Türkçe sesi oldu. Dublaj stüdyolarındaki başarısı, onu komple bir sanatçı haline getirdi.
Oynadığı rollerde her zaman dik duran, bakışlarıyla setleri dize getiren Belkıs, Yeşilçam'ın klasik anne veya mağdur kadın rollerinin dışına çıkarak, kendi ekolünü yarattı.
İngilizce ve Fransızca şarkılar seslendirerek İstanbul'un en seçkin gece kulüplerinde sahne alan sanatçı, müzikal kariyeriyle de dönemine damga vurdu.
İŞTE SON HALİ!
Hayatını ve anılarını kaleme aldığı kitabı "İpek Çoraplar", sadece bir biyografi değil, aynı zamanda Türkiye'nin modernleşme sürecine ve sanat tarihine tutulmuş bir aynadır.
2014 yılında eşi Yalçın Otağ'ı kaybeden usta sanatçı, şimdilerde İstanbul Moda ve Datça arasında sakin bir yaşam sürüyor.
Zaman zaman dostlarıyla bir araya gelen Belkıs, 87 yaşın bilgeliğini ve zarafetini üzerinde taşımaya devam ediyor.
YEŞİLÇAM'IN FİLMLERİ ARATMAYAN HİKAYESİYLE BİR DİĞER İSMİ: HİKMET TAŞDEMİR!
Yeşilçam'ın unutulmaz "kötü adam" karakterlerinden biri, siyah gözlükleri, uzun paltosu ve sert mizacıyla hafızalara kazınan Hikmet Taşdemir, 82 yaşında hayatını kaybetti. "Parmaksız kabadayı" lakabıyla tanınan usta oyuncunun sinema kariyeri, tam anlamıyla bir film senaryosu gibi...
1971 yapımı Baba filmiyle sinemaya adım atan Hikmet Taşdemir, uzun yıllar boyunca sayısız yapımda kabadayı, mafya babası, zorba ve korkulan adam rollerine hayat verdi. Ancak onu Yeşilçam'ın ikonik karakterleri arasına sokan asıl hikâye, yıllar önce yaşadığı bir iş kazasıyla başladı...
"Bir elektrik fabrikasının motor kısmında çalışıyordum. Parmağımı preste kaybettim," diyen Taşdemir'in hayatı bu kazayla kökten değişti. Yaralı eliyle dolaşırken ellerini hep cebinde saklayan Taşdemir, bir gün tesadüfen gittiği bir doktor ziyareti sırasında Yılmaz Güney ile karşılaştı. Bu karşılaşma, onun hayatının dönüm noktası olacaktı.
Taşdemir, o anı şöyle anlatmıştı:
"Askeri okulda okuduğum dönemde tanıdığım Doktor Yıldırım Aktuna'yı ziyarete gittim. Meğer Yılmaz Güney'in de doktoruymuş. Elim hep cebimdeydi. Güney bana dönüp, 'Elini cebinden çıkartsana,' dedi. Çıkardım, parmaklarımı görünce, 'Parmaksız bir kabadayı rolü var, tam sensin!' dedi. İşte her şey o anda başladı."
Hikmet Taşdemir, Kemal Sunal'ın başrolünde yer aldığı efsanevi Korkusuz Korkak filminde canlandırdığı Gaddar Kerim karakteriyle geniş kitlelerin tanıdığı bir yüz haline geldi. Ardından Umudumuz Şaban'daki Mardinli Arif ve Tatar Ramazan filmindeki Cıbıl Halil rolleriyle Yeşilçam'ın en korkulan ve unutulmayan karakterlerini oynadı.
Mütevazı yaşamıyla bilinen oyuncu, Yeşilçam'ın parlayan yıldızlarından biri olmasına rağmen, şöhreti değil karakteri ön planda tutan isimlerdendi.
BİR EFSANE DAHA ARAMIZDAN AYRILDI
26 Ocak 2024'te, bir süredir tedavi gördüğü hastanede hayata veda eden Hikmet Taşdemir, ardında unutulmaz sahneler, güçlü karakterler ve gerçek bir yaşam öyküsü bıraktı.
Onun hikâyesi, Yeşilçam'ın yalnızca kamera önünde değil, perde arkasında da ne denli güçlü ve insani anlatılara sahip olduğunu bir kez daha gösterdi.
KİM DER Kİ 90 YAŞINDA? YEŞİLÇAM'IN HAYRAN BIRAKAN BİR DİĞER İSMİ: İZZET GÜNAY!
İzzet Günay, 21 Ağustos 1934 tarihinde İstanbul'un Sarıyer ilçesinde dünyaya geldi. Babası Şirket-i Hayriye'de iskele memuru olarak görev yapıyordu. İlk öğrenimini Deniz Koleji'nde tamamlayan Günay, Haydarpaşa Lisesi'nde Seyfi Dursunoğlu ile arkadaşlık yaptı. Lise yıllarında amatör tiyatroya ilgi duymaya başlayan Günay, bu ilgisini Yeşilay Gençlik Kolu'nda sürdürdü.
İstanbul Belediyesi İmar Müdürlüğü'nde teknik ressamlık yaptıktan sonra bir süre dans hocalığı yaptı. Askerlik dönüşü linyit ticaretiyle ilgilendi. 1957 yılında, gazete ilanı ile Dormen Tiyatrosu'na katıldı ve burada profesyonel oyunculuğa adım attı. İlk olarak "Kara Ağaçlar Altında" adlı oyunda ufak bir rolde sahneye çıkan Günay, 1957-1963 yılları arasında birçok tiyatro oyununda rol aldı.
Sinema kariyerine 1958 yılında "Kırık Plak" adlı filmle başlayan İzzet Günay, 1964'te başrolünü üstlendiği "Varan Bir" filmi ile büyük çıkış yaptı.
Aynı yıl, 1. Altın Portakal Film Festivali'nde "Ağaçlar Ayakta Ölür" filmiyle "En İyi Erkek Oyuncu" ödülünü kazandı. 1970'li yıllarda sinemada önemli projelere imza atan Günay, sonraki yıllarda az sayıda yapımda yer aldı. Ayrıca Türkan Şoray ile başrollerini paylaştığı "Vesikalı Yarim" filmi, tüm Türkiye'nin hafızalarına kazınan "Halil" karakteriyle özdeşleşmesini sağladı.
Antika ve koleksiyonculuğa olan ilgisi, onu 1985 yılında antika dükkanı açmaya yöneltti. Pul biriktiriciliğinden başlayarak para, madalya ve madalyon koleksiyonculuğuna da ilgi gösterdi.