Ekranların en sevimli yüzü, gülücükleriyle milyonların kalbini fetheden o minik yıldızın hayatı meğer kocaman bir kabusmuş! Herkes onu Yeşilçam'ın neşe kaynağı olarak bildi ama o, kameralar kapandığında eşi benzeri görülmemiş bir acıyla baş başa kalıyordu. Şöhretin en parlak günlerinde yüzüne gülen kader, yıllar sonra ona öyle bir tokat attı ki, okuyanların kanı donuyor! İşte, Yeşilçam'ın efsanevi "Ömercik"i Ömer Dönmez'in, pırıltılı setlerden karanlık ve gözyaşı dolu günlere uzanan yürek burkan hayat hikayesi...
1959 yılında dünyaya gelen Ömer Dönmez, henüz 4 yaşındayken sinemanın büyülü dünyasıyla tanıştı. 1963'te adım attığı Yeşilçam'da kısacık sürede fırtınalar estirdi.
Özellikle kuzeni Zeynep Değirmencioğlu ile kamera karşısına geçtiği "Ayşecik" serisindeki "Ömercik" karakteriyle Türk halkının adeta bağrına bastığı bir isim haline geldi.
Kırka yakın filmde rol alan, "Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler" gibi unutulmaz yapımlarda boy gösteren küçük yıldız, sinema tarihine adını altın harflerle yazdırırken geleceğinin hep parlak olacağına kesin gözüyle bakılıyordu.
Hayatını Karartan O Korkunç Kaza
Ancak kaderin onun için çizdiği yol, filmlerindeki kadar mutlu sonla bitmedi. Ömer Dönmez'in hayatı, 17 yaşında yaşadığı korkunç bir kazayla adeta altüst oldu. Otomobilinin kelebek camını tamir etmeye çalıştığı sırada fırlayan bir tornavida, genç oyuncunun sol gözüne saplandı.
SESSİZ VEDASI...
Sinemadan zorunlu olarak uzaklaşsa da sanattan kopamayan Ömercik, yıllar sonra efsanevi dizi "İkinci Bahar"da kuruyemişçi rolüyle yeniden izleyici karşısına çıkıp kalplerimizi ısıttı. Ne var ki, çocukluğu setlerde, gençliği ise büyük bir travmayla geçen Türk sinemasının altın çocuğu, 1 Şubat 2020'de aramızdan ayrıldı.
Üsküdar'daki evinde KOAH hastalığına bağlı geçirdiği kalp krizi sonucu 60 yaşında hayata veda eden Ömer Dönmez; Ediz Hun gibi usta isimlerin katıldığı cenaze töreniyle Hekimbaşı Mezarlığı'nda sonsuzluğa uğurlandı. Ardında ise asla unutulmayacak o sıcacık tebessümünü bıraktı.
ACI DOLU HAYATINI BAŞARIYA DÖNÜŞTÜREN YILDIZ: EKREM BORA!
Türk sinemasının efsanevi oyuncularından Ekrem Bora, 7 Mart 1932'de Ankara'da dünyaya geldi. Babası, Türkiye'nin ilk uçak asker pilotlarından Mazhar Uçak'tı ve soyadını da uçuşu sırasında almıştı. Bora, babasını henüz bebekken kaybetti ve ailesiyle İstanbul'a taşındı.
1962 yılında Ayhan Işık ve Türkan Şoray ile başrolü paylaştığı "Acı Hayat" filmiyle büyük çıkış yakalayan Bora, sert karakterlerin aranan yüzü haline geldi.
1966'da Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde "En İyi Erkek Oyuncu" ödülüne layık görüldü. 1970'li yıllarda sinema sektöründeki durgunluk nedeniyle sahneye yönelen sanatçı, bir dönem gazinolarda şarkıcılık yaptı.
Bora, 1990'da "Soğuktu ve Yağmur Çiseliyordu" filmiyle bir kez daha Altın Portakal kazandı. 2008'de İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından "Yaşam Boyu Onur Ödülü"ne layık görüldü.
Türk sinemasının en karizmatik aktörlerinden biri olarak hafızalarda yer eden sanatçı, usta isimlerin de belirttiği gibi, sinema tarihine unutulmaz bir iz bıraktı.
YEŞİLÇAM'IN SULTANI TÜRKAN ŞORAY'IN OYUNCULUĞU NEDEN BIRAKTIĞINI BİLİYOR MUSUNUZ?
Türk sinemasının unutulmaz ismi, Yeşilçam'ın 'Sultan'ı Türkan Şoray, sinema tarihine adını altın harflerle yazdırdı.
28 Haziran 1945'te İstanbul'da doğan usta oyuncu, tam 222 filmde rol alarak dünyanın 'en çok film çeviren' kadın oyuncusu unvanına sahip oldu.
Altın Portakal Film Festivali'nde dört kez "En İyi Kadın Oyuncu" ödülüne layık görülen sanatçı, 1991 yılında devlet sanatçısı unvanını aldı. Aynı zamanda UNICEF iyi niyet elçisi olan Şoray, eğitime verdiği destekle de tanınıyor.
Fatma Girik, Filiz Akın ve Hülya Koçyiğit ile birlikte "Yeşilçam'ın Dört Yapraklı Yoncası"ndan biri olarak kabul edilen usta oyuncu, sinema dışında yönetmenliğe de el attı.
"Dönüş" (1972), "Azap" (1973), "Bodrum Hakimi" (1976) ve "Uzaklarda Arama" (2015) gibi filmlerin yönetmenliğini yaparak, sektördeki yeteneğini farklı alanlarda da gösterdi. 1981 yapımı "Yılanı Öldürseler" filminde ise Şerif Gören ile birlikte yönetmenlik koltuğuna oturdu.