Yeşilçam'ın Sultan'ı Türkan Şoray, yaz sezonunu Bozburun'da açtı. Gözlerden uzak bir şekilde tekne tatili yapan usta sanatçının kameralara yansıyan son görüntüleri sosyal medyada büyük ilgi gördü.
Türk sinemasının unutulmaz ismi, Yeşilçam'ın 'Sultan'ı Türkan Şoray, yaz sezonunu Bozburun'da açtı. Başarılarla, rekorlarla ve ödüllerle dolu ömründe koca bir çınara dönüşerek sevenlerinin kalbindeki yerini her zaman koruyan usta sanatçı, gözlerden uzak çıktığı mavi turda kameralara yansıdı.
Marmaris'in sakinliğiyle bilinen Bozburun koylarında tekne tatili yaparken görüntülenen Yeşilçam'ın Sultanı, zarafeti ve neşeli tavırlarıyla dikkat çekti.
Habertürk'te yer alan habere göre, sinema tarihine adını altın harflerle yazdıran ve her adımıyla hayranlık uyandıran Türkan Şoray'ın keyifli anları sosyal medyada da büyük ilgi gördü.
DÜNYANIN EN ÇOK FİLM ÇEVİREN KADIN OYUNCUSU
Kariyeri boyunca tam 222 filmde rol alan Türkan Şoray, bu muazzam başarıyla dünyanın 'en çok film çeviren' kadın oyuncusu unvanına sahip oldu. Fatma Girik, Filiz Akın ve Hülya Koçyiğit ile birlikte "Yeşilçam'ın Dört Yapraklı Yoncası"ndan biri olarak kabul edilen usta sanatçı, ilk sinema deneyimini 1960 yılında "Köyde Bir Kız Sevdim" filmiyle yaşadı.
TÜRKAN ŞORAY'IN HİÇ BİLMEDİĞİNİZ O YÖNÜ!
Şoray, kitleleri peşinden sürükleyen sadece oyunculuğu ile değil, aynı zamanda senaristlik, yönetmenlik ve yazarlığıyla da sanat camiasında büyük fark yarattı. Sektördeki yeteneğini kamera arkasında da gösteren usta oyuncu; "Dönüş" (1972), "Azap" (1973), "Bodrum Hakimi" (1976) ve "Uzaklarda Arama" (2015) gibi önemli filmlerin yönetmenliğini üstlendi. 1981 yapımı "Yılanı Öldürseler" filminde ise ünlü yönetmen Şerif Gören ile birlikte yönetmenlik koltuğunu paylaştı.
"ÖNÜME İYİ SENARYOLAR GELMİYOR" DİYEREK BIRAKMIŞTI
Sinemaya uzun yıllar emek veren ve adını efsaneler arasına yazdıran Türkan Şoray, hayranlarını üzen o radikal kararı ise 2018 yılında açıklamıştı.
Verdiği bir röportajda "Önüme iyi senaryolar gelmiyor" diyerek oyunculuğu bıraktığını ilan eden efsane sanatçı, bugün hala sevenleri tarafından büyük bir özlem, sevgi ve saygıyla anılmaya devam ediyor.
TÜRKİYE'NİN İLK MİLLİ MANKENİ
Eğitimini Beyoğlu Olgunlaşma Enstitüsü'nde tamamlayan Belkıs, 1953 yılında okulun düzenlediği bir gemi seyahatine katılarak tasarımları yurtdışında tanıttı ve böylece "Türkiye'nin ilk milli mankeni" unvanını aldı.
Bu seyahat sırasında Belkıs soyadını aldı. Moda kariyerinden sonra sahneye yönelen sanatçı, Lale Oraloğlu'nun teklifiyle tiyatroya adım attı. Dormen, Arena ve Oraloğlu Tiyatrosu gibi topluluklarda görev aldı.
1966 yılında "Ölüm Tarlası" filmiyle Yeşilçam'a giriş yapan Belkıs, kısa sürede dönemin dikkat çeken isimlerinden biri haline geldi.
Genellikle kışkırtıcı, frapan ve fettan kadın karakterleriyle izleyicinin hafızasında yer eden sanatçı, 1970 yılında "Kalbimin Efendisi" filmiyle 7. Altın Portakal Film Festivali'nde En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülünü kazandı. 1984 yapımı Atıf Yılmaz filmi "Dağınık Yatak" ise onun sinema kariyerinin en önemli yapıtlarından biri oldu.
İkinci eşi yönetmen Yalçın Otağ'ı 2014'te kaybeden Belkıs, anılarını "İpek Çoraplar" adlı kitabında kaleme aldı. Bugün yaşamını Moda ve Datça arasında sürdüren sanatçı, hâlâ Yeşilçam'ın en zarif ve en "tehlikeli" kadınlarından biri olarak anılıyor.
YEŞİLÇAM'IN FİLMLERİ ARATMAYAN HİKAYESİYLE BİR DİĞER İSMİ: HİKMET TAŞDEMİR!
Yeşilçam'ın unutulmaz "kötü adam" karakterlerinden biri, siyah gözlükleri, uzun paltosu ve sert mizacıyla hafızalara kazınan Hikmet Taşdemir, 82 yaşında hayatını kaybetti. "Parmaksız kabadayı" lakabıyla tanınan usta oyuncunun sinema kariyeri, tam anlamıyla bir film senaryosu gibi...
1971 yapımı Baba filmiyle sinemaya adım atan Hikmet Taşdemir, uzun yıllar boyunca sayısız yapımda kabadayı, mafya babası, zorba ve korkulan adam rollerine hayat verdi. Ancak onu Yeşilçam'ın ikonik karakterleri arasına sokan asıl hikâye, yıllar önce yaşadığı bir iş kazasıyla başladı...
"Bir elektrik fabrikasının motor kısmında çalışıyordum. Parmağımı preste kaybettim," diyen Taşdemir'in hayatı bu kazayla kökten değişti. Yaralı eliyle dolaşırken ellerini hep cebinde saklayan Taşdemir, bir gün tesadüfen gittiği bir doktor ziyareti sırasında Yılmaz Güney ile karşılaştı. Bu karşılaşma, onun hayatının dönüm noktası olacaktı.
Taşdemir, o anı şöyle anlatmıştı:
"Askeri okulda okuduğum dönemde tanıdığım Doktor Yıldırım Aktuna'yı ziyarete gittim. Meğer Yılmaz Güney'in de doktoruymuş. Elim hep cebimdeydi. Güney bana dönüp, 'Elini cebinden çıkartsana,' dedi. Çıkardım, parmaklarımı görünce, 'Parmaksız bir kabadayı rolü var, tam sensin!' dedi. İşte her şey o anda başladı."
Hikmet Taşdemir, Kemal Sunal'ın başrolünde yer aldığı efsanevi Korkusuz Korkak filminde canlandırdığı Gaddar Kerim karakteriyle geniş kitlelerin tanıdığı bir yüz haline geldi. Ardından Umudumuz Şaban'daki Mardinli Arif ve Tatar Ramazan filmindeki Cıbıl Halil rolleriyle Yeşilçam'ın en korkulan ve unutulmayan karakterlerini oynadı.
Genellikle "kötü adam" rollerine hayat veren Taşdemir, mimikleri, sert duruşu ve sessiz tehditkâr haliyle Türk sinemasında bir dönemin kabadayı imajını şekillendiren isimlerden biri oldu.
40 yılı aşkın süre Silivri'de yaşayan Hikmet Taşdemir, sinema dışında göz önünde olmayı tercih etmedi.