Türk sinemasının en zarif simalarından Gülşen Bubikoğlu, bugün 71 yaşında ekranlardan uzak sakin bir hayat sürse de, Yeşilçam'ın zirvesine uzanan yolculuğu hala sinema dünyasının en büyük gizemlerinden birini barındırıyor. İşte güzelliğiyle bir dönemi kasıp kavuran Bubikoğlu'nun, aslında bir "plan" dahilinde başlayan o film gibi keşfedilme öyküsü...
Türk sinemasının en zarif simalarından biri olan Gülşen Bubikoğlu, 5 Aralık 1954 tarihinde İstanbul'da dünyaya gözlerini açtı.
Fatih Kız Lisesi'ndeki eğitimini 1971 yılında tamamlayan Bubikoğlu, babasının erken yaştaki vefatı nedeniyle akademik kariyerine devam etmeme kararı aldı.
Okul hayatının ardından yöneldiği kültür merkezinde bir yıl boyunca dil, dans ve mankenlik üzerine kapsamlı eğitimler alarak kendisini sanat dünyasına hazırladı.
Kariyeri boyunca "Vahşi Gelin", "Cici Kız" ve "Paramparça" gibi pek çok kült yapıma imza atan Bubikoğlu, 1970'li yıllardan 2004 yılına dek süren aktif çalışma hayatında hem oyunculuk yeteneği hem de büyüleyici güzelliğiyle Türk sinema tarihine adını altın harflerle yazdırdı.
GÜLŞEN BUBİKOĞLU NASIL KEŞFEDİLDİ?
Gülşen Bubikoğlu'nun şöhret yolculuğu, aldığı sanat eğitimlerinin ardından 1973 yılında Ses Dergisi tarafından düzenlenen yetenek yarışmasıyla başladı.
Yarışmayı Necla Nazır'ın ardından ikinci sırada tamamlayan Bubikoğlu, bu dereceyle profesyonel sinema kariyerinin kapılarını aralamış oldu.
YARIŞMADAKİ İKİNCİLİĞİ 'PLANLI' MIYDI?
Yıllar sonra yapımcı Türker İnanoğlu, o dönemdeki sıralamanın perde arkasını açıklarken; Erler Film, Arzu Film ve Akün Film gibi dönemin dev yapım şirketlerinin dereceye giren isimleri kendi aralarında paylaştıklarını ve sözleşme şartları gereği Bubikoğlu'nu ikinci ilan ettiklerini dile getirmiştir.
1975 yılında Türker İnanoğlu ile hayatını birleştiren Bubikoğlu, 2004 yılına kadar başarıyla sürdürdüğü sinema yolculuğuna daha sonra ara verdi
2024 yılında eşini kaybetmenin acısını yaşayan sanatçı, günümüzde ekranlardan uzak, sakin bir yaşam sürmektedir.
TERZİ ÇIRAĞIYDI, MİLYONLARIN "BABA"SI OLDU! İŞTE MÜSLÜM GÜRSES'İN KEŞFEDİLME HİKAYESİ...
Asıl adı Müslüm Akbaş olan sanatçı, 7 Mayıs 1953'te Şanlıurfa'nın Halfeti ilçesinin Fıstıközü köyünde, Mehmet ve Emine Akbaş çiftinin ilk çocuğu olarak dünyaya geldi.
Ailesi, ekonomik sıkıntılar nedeniyle kendisi 3 yaşındayken Adana'ya göç eden Gürses, ilkokuldan sonra eğitimine devam edemedi. Sanatçı bir süre ayakkabı tamircisi ile terzi dükkanında çalıştı.
Usta sanatçı, babasının engellemesine rağmen, annesinin desteğiyle 1967'de henüz 14 yaşındayken Adana'da bir çay bahçesinde düzenlenen ses yarışmasına katılarak birinci oldu.
14 YAŞINDAN İTİBAREN GÜRSES SOYADINI KULLANDI
Yarışmadan sonra "Gürses" soyadını kullanmaya başlayan sanatçı, yapılan teklifle kısa bir süre çay bahçesinde türkü söyledi ancak işlerin iyi gitmemesi sebebiyle terziliğe geri döndü.
Müslüm Gürses, Adana'daki bir gazinoda assolist olarak sahneye çıkan Sadık Altınmeşe'nin hastalanmasının ardından onun yerine sahneye çıkınca büyük ilgi gördü ve mikrofonu bir daha elinden bırakmadı.
Bir yandan Adana'da çeşitli mekanlarda konserler veren sanatçı, 1967'den itibaren her cumartesi TRT Çukurova Radyosu'nda canlı yayında türküler söyledi. "Emmioğlu/Ovada Taşa Basma" adlı ilk 45'liği 1968'de müzikseverlerle buluştu.
Müslüm Gürses, annesinin vefatının ardından geldiği İstanbul'da, "Giyin Kuşan Selvi Boylum/Hayatımı Sen Mahvettin" ve "Gitme Gel Gel/Haram Aşk" adlı iki 45'lik plak doldurdu.
"SEVDA YÜKLÜ KERVANLAR" İLE SATIŞ REKORU KIRDI
"Sevda Yüklü Kervanlar" adlı şarkısıyla geniş kitlelere ulaşmayı başaran sanatçının, "Sevda Yüklü Kervanlar/Vurma Güzel Vurma" isimli 45'liği 300 bin basılarak rekor kırdı.
Burhan Bayar'ın bestelerine yer verdiği çok sayıda plağı hayranlarıyla buluşturan Gürses, 1978'de Anadolu turnesi dolayısıyla Tarsus'tan Adana'ya dönerken trafik kazası geçirdi. Sürücünün hayatını kaybettiği kazada, öldü sanılarak morga kaldırılan Gürses'in yaşadığı son anda fark edildi.
Kaza nedeniyle koku alma duyusunu yitiren ve işitme duyusu da ciddi biçimde zarar gören sanatçı yavaş konuşmaya başladı. Alnı ciddi biçimde zedelenen Gürses'in başına, beynini koruyacak bir plaka takıldı.
UMUTSUZ, ÇARESİZ HİSSEDENLERİN HİSLERİNE TERCÜMAN OLDU
"Özür Diliyorum Senden", "İsyankar" ve "Ben İnsan Değil miyim?" albümleriyle 1990'lı yıllarda müzik dünyasında ikinci büyük çıkışını yakalayan Gürses, şarkılarıyla kendisini umutsuz, çaresiz hissedenlerin hislerine tercüman oldu.
Gürses, "Gönül Teknem" adlı albümünün yanı sıra yazar Murathan Mungan'la ortak projesi "Aşk Tesadüfleri Sever" adlı albümü 2006'da çıkardı.
David Bowie, Bjork, Bob Dylan ve Leonard Cohen'in de aralarında olduğu birçok yabancı müzisyenin bestelerine Mungan'ın yazdığı sözleri yorumlayan sanatçı, hayatının son yıllarında bazı pop ve rock tarzındaki şarkıları da repertuvarına kattı.
Gürses'in 1975-1978'de dört farklı "Müslüm Gürses" adlı albümü yayımlandı, 1976'da "Öldürdüğün Yetmedi mi", 1979'da "Gazla Şoför", "Bağrıyanık", 1980'de "Umutsuz Hayat", "Esrarlı Gözler", 1981'de "Mutlu Ol Yeter", 1982'de "Müzik Ziyafeti", "Tanrı İstemezse", 1983'te "Anlatamadım", "Dertliler Meyhanesi", 1984'te "Yaranamadım", 1985'te "Güldür Yüzümü", "Gitme", 1986'da "Sevda Yolu", "Yıkıla Yıkıla", "Küskünüm", "İlk Aşkım Son Sevgilim", "Hayatımı Sen Mahvettin", 1987'de "Farketmez", "Talihsizler", 1988'de "Aldatılanlar", "Dertler İnsanı", "Vefasız Alem", "Maziden Bir Demet", 1989'da "Arabeskin Devleri", "Bir Fırtına Kopacak", "Bir Kadeh Daha Ver", "Mahsun Kul", "Müslüm Gürses Konser Albümü", 1990'da "Meyhaneci / Kırık Sazım", "Hüzünlü Günler", "Arkadaş Kurbanıyım", "Güle Güle Git", 1991'de "Bir Bilebilsen/Zalim", "Sen Nerdesin Ben Nerdeyim", "Yüreğimden Vurdun Beni", "Bir de Benden Dinleyin", "Her Şey Yalan", "Yaşamalısın", 1992'de "Müslümce 92", 1993'te "Ah Gülüm", "Dağlarda Kar Olsaydım", "Kralların Müzik Şöleni", 1994'te "Senden Vazgeçmem", "İnsaf-Kahire Resitali", 1995'te "Benim Meselem", "Bir Avuç Gözyaşı", 1996'da "Topraktan Bedene", "Şiirlerim Şarkılarım", 1997'de "Sultanım", "Usta-Ne Yazar", "Nerelerdesin", 1998'de "Müslüm Gürses Klasikleri" albümleri çıktı.
"Arkadaşım", "Garipler" ve "Vay Canım" albümlerini 1999'da müzikseverlerle buluşturan sanatçının, 2000'de "Biz Babadan Böyle Gördük", "Zavallım", 2001'de "Müslümce Türküler", "Sadece", "Yanlış Yaptım", "Dünya Yalan", 2002'de Açık Hava Konser albümleri-1, 2, 3, "Müslüm Baba ile Yolculuk", "Paramparça", 2003'te "Yanarım", "İkimizin Yerine", 2004'te "Uyanma Zamanı", 2005'te "Ayrılık Acı Bir Şey", "Bakma", 2006'da "Gönül Teknem", "Aşk Tesadüfleri Sever", 2009'da "Sandık", 2010'da "Yalan Dünya", 2013'te "Veda-Ervah-ı Ezelde", 2013 ve 2014'te "Baba Şarkılar 1-2" albümleri yayımlandı.
Çocukluğundan itibaren tüm filmlerini izlediği ve büyük hayranlık duyduğu sinema oyuncusu Muhterem Nur ile 1982'de Malatya turnesinde ilk kez karşılaşan ve "Sahneye ilk kim çıkacak" kavgası eden sanatçı, bu olaydan sonra Nur'dan ayrılmadı.
Gürses, Nur ile 1986'da hayatını birleştirdi. O dönem Türk sinemasında oldukça popüler olan Nur, eşinin isteğiyle sanat yaşamını sonlandırırken, Gürses'in yaşamındaki en büyük destekçisi oldu. Sanatçının, "Esrarlı Gözler" isimli şarkısını Muhterem Nur için bestelediği söylendi.
Yaklaşık 44 yıllık kariyerinde 78 albüm çıkaran sanatçı, hayatı boyunca "kenar mahalle" ya da "varoş" müziği yaptığı yönünde eleştirilere maruz kalsa da her türden müzisyenin ve müzikseverin saygısını kazandı.
Müslüm Gürses, 15 Kasım 2012'de geçirdiği baypas ameliyatından sonra akciğer ve kalp yetmezliği nedeniyle yoğun bakıma kaldırıldı ve dört ay yoğun bakımda kaldı. Tedavi gördüğü hastanede 3 Mart 2013'te vefat eden Gürses'in cenazesi Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedildi.
Müslüm Gürses'in terzi çıraklığından zirveye uzanan hikayesi kadar, bir başka ismin keşfedilme öyküsü de duyanları hayrete düşürüyor!
İşte Yıldız Tilbe'nin keşfedilme hikayesi...
Efsane şarkılarıyla gönüllere taht kuran Semiha Yankı, katıldığı bir programda Yıldız Tilbe'ye dair o anısını anlattı...