Mircea Lucescu'nun vefatının ardından SABAH Spor Müdürü Murat Özbostan bir yazı kaleme aldı. Murat Özbostan, Mircea Lucescu'nun Türk futboluna etkisine değindi.
80 yaşında hayatını kaybeden Mircea Lucescu, futbol dünyasını üzdü. A Milli Takım, Beşiktaş ve Galatasaray'ı da çalıştıran Lucescu'nun vefatı sonrası SABAH Spor Müdürü Murat Özbostan, Rumen teknik direktörü anlattı.
Futbol dünyası bir çınarını daha kaybetti. Mircea Lucescu, 80 yıllık hayatının son düdüğünü çaldı. Bir insanın vedası gibi görünse de aslında bir futbol aklının, bir karakterin ve bir dönemin kapanışı bu. Onu anlatmak için kullanılan lakaplar bile başlı başına bir hikâyedir: "Il Luce", "Büyük Hoca", "Lucescu Baba"…
Her biri, farklı bir yönünü tarif eder ama hiçbirisi tek başına yeterli değildir. Çünkü Lucescu, teknik direktörlüğü sadece taktikten ibaret görmeyen, futbolu bir yaşam biçimi olarak benimseyen son kuşak temsilcilerinden biriydi.
UKRAYNA DESTANI!..
Romanya'dan çıkan bu inatçı futbol adamı, kariyerine oyuncu olarak başladıktan sonra kulübede gerçek kimliğini buldu. Romanya Milli Takımı ile hem oyuncu hem teknik adam olarak hizmet verdi. Ancak onu dünya futbol sahnesine taşıyan şey, farklı ülkelerde kurduğu sistemler ve bıraktığı izler oldu.
Türk futboluna getirdiği disiplin anlayışı, yabancı oyuncu yönetimi ve gençlere verdiği önem, bugün hâlâ konuşuluyor. Ama belki de onun en büyük eseri, Ukrayna'da yazdığı destandır. Shakhtar Donetsk ile kurduğu yapı, yalnızca kupalarla değil, sürdürülebilir başarı modeliyle de örnek gösterildi. Brezilyalı oyuncuları keşfedip Avrupa vitrinine çıkaran sistem, modern futbolun en başarılı projelerinden biri olarak kabul edildi. UEFA Kupası zaferi ise bu emeğin taçlandığı anlardan sadece biriydi.
Lucescu'nun çalıştığı diğer kulüpler, Dinamo Kiev, Zenit ve tekrar tekrar döndüğü Romanya Milli Takımı, onun futbol bilgisinin sınır tanımadığını kanıtladı. Farklı kültürlerde aynı disiplini kurabilmek, her hocanın başarabileceği bir şey değildir.
BİR BABA FİGÜRÜYDÜ
Onu özel kılan sadece kazandığı kupalar değildi. Kenarda dimdik duran, gerektiğinde sertleşen ama oyuncusunun omzuna el koymasını da bilen bir "baba" figürüydü. Futbolcularıyla kurduğu ilişki, modern futbolun mesafeli teknik adam profilinden çok uzaktı. O, oyuncularını sadece sahaya süren değil, onları hayata hazırlayan bir rehberdi.