Akdeniz'in karanlık suları, yüzyıllardır insanlığın en büyük sırlarından birini saklıyordu. 1303 yılında meydana gelen şiddetli bir depremle sulara gömülen o efsanevi yapı, tam 1600 yıl boyunca sessizliğe büründü. Arkeologlar uzun süredir bu devasa kayboluşun izini sürerken, Mısır açıklarında ulaşılan son bulgular bilim dünyasında deprem etkisi yarattı.
Mısır'ın doğu kıyılarında dalış yapan arkeologlar, suyun altında sanki devler tarafından oraya bırakılmış gibi duran 22 anıtsal blokla karşılaştı.
Her biri tam 80 bin kilo ağırlığında olan 22 devasa blok, özel teknolojilerle suyun altından tek tek tespit edildi.
Araştırmacı ekip, aslında sadece taş blokları değil; antik dünyanın en görkemli "yol göstericisini" bulmuştu.
İskenderiye Feneri, II. Ptolemaios döneminde Antik Mısır'ın Ptolemaios Krallığı tarafından inşa edilen bir deniz feneriydi.
En yüksek noktada geceleri bir ateş yakılırdı ve bu ateş, Nil Deltası'nın düz kıyısındaki denizciler için bir navigasyon yardımcısı görevi görürdü.
Ancak, 956 ile 1323 yılları arasında meydana gelen üç güçlü deprem yapının bir bölümünü yıktıktan sonra, deniz fenerinin bazı kısımları deniz dibini boyladı.
Yıllar sonra, 1477'de Sultan Kayıtbay, fenerden geriye kalan taşları kendi kalesini inşa etmek için kullanınca, yapının fiziksel varlığı tarihin tozlu sayfalarına gömüldü.
Deniz fenerlerinin atası sayılan ve dünyanın 7 harikasından biri kabul edilen İskenderiye Feneri, şimdi dijital bir mucizeyle küllerinden doğmaya hazırlanıyor.
Uluslararası PHAROS projesiyle başlayan bu dev operasyon, sadece taşları yerinden oynatmakla kalmıyor; tarihin en büyük mühendislik harikalarından birini dijital dünyada adeta yeniden canlandırıyor.
Arkeolog Isabelle Hairy liderliğindeki uzman ekip, suyun altındaki her biri birer küçük ev ağırlığında (70-80 ton) olan 22 dev bloğu tek tek analiz etti.
Mısır ve Yunan mimarisinin o dönemdeki kusursuz sentezini yansıtan bu parçaların, fenerin efsanevi giriş kapısına ait olduğu kesinleşti.
Aslında bu devasa kalıntıların varlığı 1968'den beri biliniyordu; ancak onları gün ışığına çıkarmak ve anlamlandırmak tam 30 yıllık bir sabır gerektirdi.
1994'te Jean-Yves Empereur tarafından başlatılan bu zorlu su altı mesaisinde bugüne kadar sfenkslerden dikilitaşlara kadar 3.300'den fazla tarihi obje tek tek kayıt altına alındı.
Şimdi ise ileri teknoloji fotogrametri yöntemleriyle bu dev bloklar, sanal bir dünyada devasa bir yapbozun parçaları gibi titizlikle birleştiriliyor.