Davranış bilimleri, değişimin zorlamayla değil, kendini koruyan bir hayat tasarımıyla mümkün olduğunu söylüyor
Her yeni yılın eşiğinde aynı cümleler dökülür dudaklarımızdan: "Bu yıl daha disiplinli olacağım, bu sefer yarım bırakmayacağım, kendime söz verdim." Ve çoğu zaman söz verdiğimiz ilk kişi yine kendimiz olur. İlk yarı yolda bıraktığımız da... Bu bir karakter zayıflığı mı? Hayır. Bu, insan olmanın doğası. Davranış bilimleri yıllardır bize şunu söylüyor: İnsan sandığı kadar akılcı bir varlık değildir. İnsan çoğunlukla tutkularıyla, dürtüleriyle ve alışkanlıklarıyla hareket eder; sonra yaptığı davranışlara mantıklı gerekçeler üretir. Yani önce yaşar, sonra neden yaşadığını anlatır. Önce davranır, sonra kendini ikna eder. 2018 yılında yayımlanan ve davranış bilimleri literatüründe önemli bir yere sahip olan Beyond Willpower: Strategies for Reducing Failures of Self-Control adlı çalışmada, Angela Duckworth, Katherine Milkman ve David Laibson çok net bir gerçeği ortaya koyar: Başarısızlığın temel nedeni irade eksikliği değildir. Başarısızlığın temel nedeni, yanlış tasarlanmış hayatlardır. Yani sorun şu değildir: "Ben neden bu kadar iradesizim?" Asıl soru şudur: "Ben kendimi hangi şartların içine bırakıyorum?"
ALIŞKANLIKLAR KADERİ YAZAR
İnsan niyetle yola çıkar ama kaderini çoğu zaman alışkanlıklar yazar. Alışkanlıklar ise sessizce çevreden beslenir. Ne yediğin, kimlerle vakit geçirdiğin, hangi seslere maruz kaldığın, hangi ekranlara baktığın, hangi cümleleri duyduğun... Bunların hepsi seni her gün fark ettirmeden yoğurur. Bir hedefin varsa ama çevren o hedefin aksi yönünde kişilerse, ruhun ikiye bölünür. Bir yanın ister, diğer yanın sabote eder. Sonra da insan kendine kızar. Oysa kızması gereken iradesi değil, düzenidir. Hayat çoğu zaman bir nehir gibidir.
Sen ne kadar iyi bir yüzücü olursan ol, akıntı tersineyse bir süre sonra yorulursun. Akıntıyı hesaba katmadan sadece kulaç saymak, kendine haksızlık etmektir. İrade, sınırsız bir güç değildir; doğru yerde kullanılmadığında çabuk tükenen bir kas gibidir. Diyet yapmaya çalışırken masanın üzerinde duran tatlı bir "irade testi" değildir; bu, bilinçaltına kurulmuş bir tuzaktır. Odaklanmak isterken telefonun tüm bildirimleri açıkken çalışmaya başlamak, zihni sürekli dürtmektir. Erken kalkmak isteyip geceleri ekran ışığında uykuya dalmak, yalnızca uykuna değil, ertesi gününe ihanettir.
BİLİM NE SÖYLÜYOR?
Bilim bize şunu söylüyor: İnsan kendini zorlayarak değil, kendini koruyarak yol alır. Başarılı olanlar her gün güçlü olmaya çalışanlar değil; zayıf anlarını baştan hesaba katanlardır. Kendini tanıyan, ne zaman dağıldığını bilen ve hayatını buna göre düzenleyenlerdir. İşte bu yüzden yeni yılda yapılması gereken ilk şey hedef yazmak değildir. İlk yapılması gereken şey hayatına bakmaktır. Seni sürekli aşağı çeken alışkanlıklar neler, enerjini emen insanlar kimler, dikkatini çalan ortamlar hangileri, seni senden uzaklaştıran rutinler neler? Bunlar değişmeden "kararlı olmak" sadece romantik bir temennidir. Ve romantik temenniler, gerçek hayatta nadiren işe yarar. Belki de bugüne kadar kendine haksızlık yaptın. Belki de yıllardır yanlış soruyu sordun. Kendini düzeltmeye çalıştın ama hayatını hiç elden geçirmedin. Oysa insan, her gün aynı koşullarda kalıp farklı sonuç beklediğinde yıpranır.
GÜÇLÜ OLMAK ZORUNDA KALDIĞINDA TÜKENİRSİN
Yeni yıl, kendinle savaşma yılı olmasın. Yeni yıl, kendin için alan açma yılı olsun. Bazen ilerlemek daha hızlı koşmak değildir. Bazen ilerlemek, ayağına dolanan taşları fark etmektir. Bazen başarı, daha çok istemek değildir. Daha az şeye maruz kalmaktır. Ve bazen en büyük irade, kendini zorlamak değil; kendini koruyacak bir düzen kurabilmektir. Belki de bu yıl kendine şunu fısıldamalısın: "Kendimi zorlayarak değişmeyeceğim. Hayatımı, beni zaten değişime taşıyacak şekilde kuracağım." Çünkü insan, düşündüğü gibi değil; yaşadığı çevre kadar olur.
Ve doğru çevre, en sessiz ama en kalıcı öğretmendir. Bu yıl kendinle kavga etme. Kendini zorlamayı bırak. Hayatına bak. Seni aşağı çeken ne varsa fark et ve oradan çekil. Çünkü insan her gün güçlü olmak zorunda kaldığında tükenir; ama kendini koruyan bir düzen kurduğunda ilerler. Değişim, daha fazla irade istemez. Değişim, her sabah kendini yeniden zorlamanı da istemez. Değişim, "bir gün daha dayanayım" demeni beklemez. Değişim, yanlış yerde durmamayı gerektirir. Seni yoran, aşağı çeken, içinden bir şeyleri eksilten yerde ısrar etmemeyi... Artık işe yaramayan düzenlere sadakat göstermemeyi... Alışkanlık diye tutunduğun ama seni senden uzaklaştıran her şeye dürüstçe bakabilmeyi gerektirir. Bu yıl kendini değiştirmeye çalışma. Kendini suçlayarak, kendinle kavga ederek, kendini zorlayarak değişmez insan. İnsan, ancak nefes alabileceği bir alan bulduğunda dönüşür. İnsan, kendini koruyan bir düzen kurduğunda büyür. Hayatını değiştir. Takvimini, çevreni, ritmini, maruz kaldığın sesleri... Kimle aynı masaya oturduğunu, neyle güne başladığını, neyle günü kapattığını değiştir. Tüm bunları yaptığında fark edeceksin: Değişim bir mücadele değilmiş. Değişim bir zorlanma değilmiş. Değişim, doğru yerde durabilme cesaretiymiş. Gerisi zaten kendiliğinden gelir.