Kültürümüzde çok eski bir söz vardır: "Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim." Bu cümle aslında bir insanın kimliğinin, düşüncelerinin ve hayat tarzının büyük ölçüde çevresiyle şekillendiğini anlatır. Tasavvuf sohbetlerinde de sık sık dile getirdiğim bir hakikat vardır. Mevlana'nın o sade ama derin sözü bunu çok güzel özetler: "Kiminle gezdiğinize dikkat edin; bülbül güle, karga çöplüğe götürür."
Bu söz yalnızca bir öğüt değil, insanın iç dünyasının nasıl şekillendiğine dair güçlü bir gözlemdir. Çoğumuz bu düşünceye içsel olarak zaten katılırız. Bir süre negatif insanlarla vakit geçirdiğimizde ruh halimizin değiştiğini fark ederiz. Daha huzurlu, üretken ve pozitif insanların yanına girdiğimizde ise içimizin genişlediğini hissederiz. Peki bu yalnızca bir his midir? Yoksa bilim de gerçekten bunu söylüyor mu?
ÇİÇEK TOPRAĞIN KALİTESİNE GÖRE BÜYÜR
Son yıllarda yapılan araştırmalar, bu kadim sözlerin aslında modern bilim tarafından da desteklendiğini açıkça ortaya koyuyor. Harvard Üniversitesi kaynaklı araştırmacılar Nicholas Christakis ve James Fowler, yaklaşık yirmi yıl boyunca binlerce insanın sosyal ilişkilerini ve davranışlarını inceledi. İnsanların kimlerle arkadaşlık ettiğini, kimlerle vakit geçirdiğini ve bu ilişkilerin zaman içinde onların yaşam tarzını nasıl etkilediğini araştırdılar. Ortaya çıkan sonuçlar oldukça çarpıcıydı. Bu uzun soluklu çalışmalara göre davranışlar sandığımızdan çok daha fazla sosyal çevre üzerinden yayılıyor. Obezitenin arkadaş grupları içinde adeta bir dalga gibi yayıldığı gözlemlendi. Sigara bırakma davranışının bir kişiden diğerine geçtiği görüldü. Hatta en şaşırtıcı bulgulardan biri şuydu: Mutluluk bile bulaşıcıydı. Bir kişinin mutlu bir arkadaşı varsa, onun da mutlu olma ihtimali artıyordu. Sağlıklı yaşayan insanlarla vakit geçirenlerin sağlıklı alışkanlıklar edinme ihtimali yükseliyordu. Yani insanlar yalnızca fikir alışverişi yapmıyor; yaşam tarzını, alışkanlıkları ve duygusal durumları da birbirinden kopyalıyordu. Bu şu anlama geliyor: Çevre yalnızca psikolojik bir etki alanı değildir. Aynı zamanda biyolojik ve davranışsal bir ekosistemdir. İnsan, farkında bile olmadan bulunduğu ortamın ritmine uyum sağlar. Nasıl ki bir çiçek bulunduğu toprağın kalitesine göre büyür, insan da bulunduğu sosyal ortamın enerjisine göre şekillenir.
KALP RİTMİ DEĞİŞİR
Bu konunun sinirbilim tarafında da güçlü bir karşılığı vardır. 1990'lı yıllarda İtalya'da nörobilimci Giacomo Rizzolatti ve ekibi tarafından keşfedilen "ayna nöronlar", bu etkinin biyolojik temelini ortaya koymuştur. Bu nöronlar, bir başkasının yaptığı hareketi ya da yaşadığı duyguyu gördüğümüzde bizim beynimizde de aynı bölgelerin aktifleşmesine neden olur. Başka bir deyişle, birini izlediğimizde beynimiz onu sadece gözlemlemez; adeta o deneyimi kendi içinde yaşar. Bu sistem, taklit etmeye yatkın olmamızın ve duygusal olarak birbirimize bağlanmamızın temel nedenlerinden biridir. Bu yüzden sürekli stresli, kaygılı ve gergin birinin yanında olursan bir süre sonra sen de gerilmeye başlarsın. Kalp ritmin değişir, nefesin hızlanır, bedenin alarm moduna girer. Ama sakin, dengeli ve huzurlu birinin yanında oturduğunda bedeninin yavaşladığını, omuzlarının gevşediğini fark edersin. Çünkü sinir sistemin karşındaki insanın ritmine uyum sağlar.
SİNİR SİSTEMİNİ DÜZENLİYOR
Çevre sadece zihnini değil, doğrudan sinir sistemini de düzenler. İşte bu noktada çok önemli bir gerçek ortaya çıkar: Nötr ortam diye bir şey yoktur. İnsan ya bulunduğu çevre tarafından yukarı taşınır ya da yavaş yavaş aşağı çekilir. Bu süreç çoğu zaman fark edilmeden gerçekleşir. Çünkü değişim aniden değil, yavaş yavaş olur. Fakat bu ilişkinin tek yönlü olduğunu düşünmek de eksik olur. Çevre sadece seni etkilemez. Sen de çevrenin ortalamasını değiştirirsin. Bir ortama girdiğinde ya oranın enerjisine kapılırsın ya da kendi enerjinle o ortamı dönüştürmeye başlarsın. Bu iki yönlü bir süreçtir. Ya bulunduğun ortam seni büyütür, genişletir, olgunlaştırır... ya da seni yavaş yavaş küçültür, daraltır ve olduğun yerde tutar. Tasavvufta bu yüzden 'sohbet' kavramı çok önemlidir. İnsan, birlikte oturduğu kişilerden yalnızca bilgi almaz; onların halini de alır. Kalp kalbe değdiğinde, görünmeyen bir alışveriş başlar. Bazen bir insanın yanında oturmak bile iç huzurunu artırır. Çünkü o kişinin iç dengesi sana da yansır.
DÖNÜŞÜM ÇEVREDEN BAŞLAR
Bilim bugün bunu farklı bir dille söylüyor. Sosyal bulaşma, ayna nöronlar, davranış yayılımı gibi kavramlarla açıklıyor. Ama özünde anlatılan şey aynı: İnsan, içinde bulunduğu çevrenin ortalamasına doğru şekillenir. Bu yüzden belki de hayatı değiştirmek isteyen birinin atacağı en güçlü adım, önce çevresine bakmaktır. Çünkü bazen hayatımızdaki en büyük dönüşüm, düşüncelerimizi zorlayarak değil; bulunduğumuz ortamı değiştirerek başlar. Kiminle vakit geçirdiğin, kimleri dinlediğin, kiminle yürüdüğün... Bunlar küçük tercihler gibi görünür. Ama zamanla karakterini, alışkanlıklarını ve hatta kaderini bile şekillendirir. Bülbülün gülü bulması tesadüf değildir. Gülü arayan, gülün kokusunu duyan, gülün olduğu yere gider. İnsan da kalbinin yöneldiği ortamlara çekilir. Ve bir süre sonra o ortamın parçası haline gelir. Bu yüzden hayat bazen şu soruyu sormakla değişmeye başlar: Ben kimlerle yürüyorum? Ve bu insanlar beni nereye götürüyor?